Çîyager NUCAN
24 Haziran seçimleri geleceği belli olan ekonomik krizin darbesiyle iktidarını kaybetmemek, içeride ve dışarıda meşruiyeti sorgulanan hale gelen iktidarlarına meşruiyet kazandırmak için yapılmıştı. Zaten seçim öncesi birçok yazar ve ekonomi uzmanı seçim sonrası ekonominin 2001’de olduğu gibi ağır bir kriz yaşayacağı ve bu krizin faturasının devalüasyon ve zamlarla halkın sırtına yükleneceğini belirtiyordu. Bu açıdan da beklenmeyen ya da dış güçlerin yarattığı bir kriz değildir. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının izlediği politik çizginin ortaya çıkardığı krizdir. Ekonominin politikayla doğrudan bağı vardır. AKP’nin içeride ve dışarıda yürüttüğü savaş politikası ekonomik kriz olarak patlamıştır.
Bu krizi dış güçlerin yarattığını söylemek halkı kandırmak; şovenizmi şahlandırarak bu krizin siyasi olarak kendilerine kaybettirmesinin önüne geçmek istemektir. Dünyadaki hiçbir faşist iktidar her sorunun üstünü bu düzeyde şovenizmle örtme politikası yürütmemiştir. Bu yönüyle Tayyip Erdoğan sadece Türkiye ve Ortadoğu halkları açısından değil tüm insanlık için çok tehlikeli hale gelmiştir. Şovenizmi bu kadar şahlandırmak suçtur. Tüm insanlık tarafından mahkûm edilen Hitlerin, Mussolini’nin ve faşizmin ruhunu canlandırmak olmaktadır.
Türkiye’de hiçbir iktidar döneminde olmayan bir yolsuzluk ekonomisi bulunmaktadır. Çünkü hiçbir iktidar ekonomiyi bu düzeyde yandaşlarına peşkeş çekmemiş, ekonomik kaynakları bu düzeyde keyfi kullanmamıştır. Tayyip’in kullandığı örtülü ödenek ve savaş harcamalarına aktarılan kaynaklar bile tek başına ekonomik kriz etkenidir. Bu iktidarın içeride ve dışarıda birçok kişi ve çevreye verdiği rüşvetler bile astronomik düzeydedir. Yine Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmak için izlediği ajanlaştırma politikasına bile milyarlarca dolar aktarmaktadırlar. Suriye ve Irak’ta kullandığı çetelere cömertçe para dağıtılmaktadır. Özcesi Tayyip Erdoğan savaş politikalarıyla, şovenizmi şahlandırıp iktidarını ayakta tutmak için Türkiye’nin kaynaklarını harcamakta, bu da ekonomik kriz olarak ortaya çıkmaktadır.
Mevcut ekonomik kriz rahip Brunson’un krizi değildir. Çünkü çok önceden bu krizin patlayacağı biliniyordu. Rahip sorunu bu ekonomik krizde en masum etken olarak görülmelidir. Kaldı ki rahip sorunu bile yedi düvele karşı olmanın sembolik ifadesi olarak kullanılıp toplumda şovenizm pekiştirilmek istenmiştir. Rahip sorunu ekonomik krize yol açan savaşla şovenizmi şahlandırıp ayakta tutmanın sembolik ifadesi olmuştur. Bu açıdan rahip krizi ekonomik krizin sembolik ifadesi haline gelmiştir.
Ekonomik krizi rahip olayına ve ABD’nin tutumuna bağlamak tüm faşistlerin her sorunu dış güçlere bağlama anlayışının tezahürüdür. Bir yerde en küçük bir sorun ortaya çıktığında dış güçlerin eli aranır. Bu nedenle CHP’nin cumhurbaşkanı adayı bile dış güçler hikâyesi uydurmayın, demiştir. Bu iktidar yakın zamandaki Ordu ve Rize’de meydana gelen sellerden bile dış güçleri sorumlu görebilir. Zaten onlara göre Türkiye iç düşmanlarla doludur. Öyle ki ekonomik krizi dış güçlere bağlamayanlar da iç düşmanlar olarak görülmekte ve hedef gösterilmektedir. Bu krizi dış güçlere bağlamayan gazeteciler bile işlerinden olmuştur. Öyle bir dış güçler algısı yaratıp şovenizm şahlandırılıyor ki, kendine muhalif diyenler bile bu ekonomik krizden dış güçleri sorumlu tutuyor ve AKP iktidarına destek oluyorlar. Böylece AKP iktidarını ayakta tutanların mevcut muhalefet olduğu bir daha görülüyor.
CHP’nin bu ekonomik krizdeki tutumu karakterini bir daha ortaya koymuştur. Vatan, millet, Sakarya adına Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının savunucusu haline gelmiştir. Ekonomik krizi ve siyasi sorunları bu iktidarın izlediği politikaların sonucu olarak göreceğine Kılıçdaroğlu da Trump’a kabadayılık yapmaya başlamıştır. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarına iç ve dış siyasi sorunları da ekonomik krizi de sizlerin izlediği politikalar yaratmıştır, diyeceğine bu iktidara koltuk değneği olmuştur. CHP’nin izlediği politika her konuda AKP’yi haklı çıkaran nitelikte olmaktadır. Temel konularda AKP’yi destekleyen CHP temel olmayan konularda muhalefet olduğunu göstererek toplumu kandırmaktadır. CHP vatanı ve milleti savunmuyor, AKP iktidarına destek veriyor.
Bugün vatanı da milleti de savunmak bu iktidardan kurtulmaktan geçer. Bu iktidar kendi yandaşlarını palazlandırmak için Kürt düşmanlığı ve savaş politikası yürütüyor. Bu nedenle günde beş vakit terörizme şöyle böyle karşıyım, diyor. Bunu izlediği politikaların üstünü örtmek için yapıyor. CHP de bu örtünün üstüne başka bir örtü atarak AKP iktidarının sürmesine hizmet ediyor.
Şu açıktır ki; içeride ve dışarıda savaş politikası ekonomik krizi kaçınılmaz olarak yaratacaktı. Bu kadar savaş politikası yürütüp de ekonomik kriz yaşamayan devlet ve siyasi güç yoktur. ABD bile şu anda savaş politikalarından dolayı ekonomik kriz tehlikesi içerisine girerken her yere savaş açan Türkiye neden ekonomik kriz yaşamasın! AKP-MHP iktidarı savaş politikaları yürüterek savaş araçları üreten yandaşlarını ihya ederken Türkiye’nin ekonomisini de batırmaktadır. Ethem Sancak ve Bayraktarlar ailesi kazandıkça halk yoksullaşıyor. Halkın yoksullaşmasına yol açan savaş politikasının aktörlerinden olan damat Albayrak halkı kandırmak için ekran başına geçip yeni ekonomik politikalarından dem vuruyor. Aslında açıklanan ekonomik politika iflasın ajitasyon olarak ifade edilmesi olmuştur.
Tayyip Erdoğan savaş politikalarıyla iktidarda kalarak halkı iliklerine kadar sömürürken; yandaşları da bu savaş politikalarını destekleyerek nemalanmakta ve palazlanmaktadırlar. Şu anda Türkiye’deki en büyük rant savaştan yana olma ve şovenizmi destekleme rantıdır. Rantın bu kadar bol olduğu yerde ekonomik kriz de kaçınılmazdır.
Ekonomik kriz ağırlaşmıştır ancak hiç kimse ekonomik krizle bu iktidarın çökeceğini beklememelidir. Ancak mücadele edilirse bu ekonomik kriz çöküşünü hızlandırabilir. Zaten bu ekonomik krizi ortaya çıkaran siyasi nedenler bu iktidara karşı mücadele etmeyi gerektirmektedir. Savaş politikaları ve faşist zihniyet ekonomik krizi ortaya çıkaran temel etkenlerdir. Bu açıdan anti-faşist ittifak kurularak mücadele etmek tüm demokrasi güçlerinin acil görevi haline gelmiştir. Demokrasi ittifakı kurulup mücadele edildiğinde bu iktidarın sonu kısa sürede getirilecektir.