ABD yönetimi bekleyebileceği kadar bekledi, Türkiye de Rakka operasyonunu geciktirebileceği kadar geciktirdi. Ama beklenen oldu. Trump yönetimi YPG’ye doğrudan silah yardımı yapma kararı aldı. Pentagon’un ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Trump yönetimi içindeki ağırlığı, bu kararın Trump-Erdoğan görüşmesinden önce gelmesiyle bir kez daha teyid edilmiş oldu. Zıt ideolojik kutuplardaki güçlerin zorunlu ittifakını bazen tarihin kendisi dayatır. Nasıl ki II. Dünya Savaşı’nda ABD ile Sovyetler tamamen farklı dünya tahayyüllerine sahip olmalarına rağmen Hitler faşizmine karşı ittifak yapmışlarsa, ona benzer bir tarihsel anının içinden geçiyoruz. Düzlemler ve askeri ağırlıklar elbette tamamen farklı ama karşısında savaşılan karanlığın tonları oldukça yakın. Rakka düştüğünde IŞİD’in gücü büyük oranda kırılacak. Ama toprak egemenliği bitse bile IŞİD’in kendisini yenilenerek var olmaya devam edeceğini herkes biliyor. Bu tarihsel dönüm noktasında önemli olan, IŞİD’i ve diğer Cihatçı grupları doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen Müslüman Ortadoğu devletlerinin karanlık projelerinin açtığı çatlaklardan bu devletlerin kendilerinin değil dünyanın ezilenlerinin güçlenerek çıkabilmesiydi. Ezilenler adına Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ortaya çıkan çatlaklardan tırnaklarıyla kazarak ilerlerken bu gidişata en büyük itiraz Türkiye’den yükseliyor. 

Türkiye’deki hükümet güdümündeki medyaya bakıldığında başlıklara çıkarılan temel konunun silah desteği olduğu aşikar. Ama esas mesele bu değil. Hava desteği olduğu sürece Suriye Demokratik Güçlerinin kendi özgücüyle IŞİD’den Rakka’yı büyük savaşçı kaybıyla da olsa alabilecek kapasiteye sahip olduğunu sahanın gerçekliği şimdiye kadar Tel Abyad’da, Minbic’te ve Tabka’da gösterdi. Kuşkusuz, karanlığa karşı savaşan herhangi bir gücün daha modern silahlara daha etkin savaşabilmesi önemsiz bir konu değil. Silah desteğini küçümsemek doğru olmaz. Yapılan silah yardımının esas katkısı, özünde, daha az insani kayıpla bu askeri operasyonun gerçekleştirilmesini sağlamak olacak. Aslında, Türkiye’nin kopardığı fırtınanın ardında SDG’ye silah desteği yok. Peki ne var? 

Az sonra sayacağımız diğer faktörlerin yanında, Rojava projesinin adım adım meşrulaşmasından Türkiye’nin duyduğu rahatsızlık var. Suriye Demokratik Güçleri’nin ABD’nin doğrudan silah yardımı almasıyla uluslararası arenada meşru bir güç olarak var olmasının önündeki engel sayısı sıfıra yaklaşmış durumda. ABD-SDG denkleminin askeri bir bağlamdan siyasi bir düzleme taşınmasının da önü açık. İçinden geçtiğimiz yakın tarihin cilvesi bu olsa gerek: 2013 Newroz’unda Öcalan’ın sadece Türkiye’de değil tüm Ortadoğu’da Türk-Kürt ittifakı çağrısı izlenmiş olsa, karşımızda şimdi bambaşka bir siyasi tablo vardı. Devletsiz halkları küçümseyen, yaşamı ve öz savunmayı örgütlenme iradelerini her koşulda yok edebileceğini düşünen Türk devlet aklı, uzun vadeli bir çatışmanın ikinci raundunu da kaybetti. İlki raund Kobanê direnişiydi. AKP Hükümeti kibirden kaleler içinde kendi ideolojik saplantılarından sıyrılabilse, içerideki siyasi hesaplarına çözüm sürecini kurban etmemiş olsa bugün Türkiye Ortadoğu’da dengeleyici bir bölgesel güç olabilirdi.  

Aslına bakılacak olursa, ABD’nin bu kararı vereceğini AKP yönetimi en az 1 ay öncesinden biliyordu. Şu an kopardığı gürültünün arkasında ise bu dönüm noktası üzerinden pazarlık diplomasisi yürütme arzusu var. ABD’den koparabileceği ne varsa bu vesile ile almaya çalışan bir iktidar var. Görüldüğü kadarıyla, AKP pazarlık diplomasisi ile ilk kazanımını elde etmek üzere. ABD’nin dünyanın birçok yerinde olan ve müttefik devletle askeri istihbarat paylaşımı yapan füzyon merkezleri olduğu biliniyor. Wall Street Journal’da Lubold & Barnes & Coker imzasıyla yayınlanan habere göre, ABD, Türkiye’nin PKK’ye karşı operasyonlarını desteklemek adına 2007’den beri var olan merkezindeki istihbarat paylaşımını arttıracak. PKK’lilerin kırsal alandaki hareketlerinin uydu üzerinden izlenmesi ve diğer kanallardan elde edilecek istihbaratı Türk yetkililerle daha yoğun şekilde paylaşacak. Bununla birlikte, New York Times’ta Barnard & Kingsley imzalı çıkan yazıya göre, Türkiye’nin Irak sınırları içinde PKK’ye yönelik kara operasyonuna ABD’nin onay verebileceği iddia edilmekte. ABD için PKK’nin zayıflaması Türkiye ile yeni bir denge politikası arayışında siyaseten de kullanışlı bir opsiyon olarak görülebilir. 

Verili koşullar altında, Türkiye’nin Rojava’ya askeri müdahalede bulunma ihtimali kısa ve orta vadede azalmış olsa da bitmiş değil. Suriye ve Rojava’nın geleceğini nihayetinde ABD ve Rusya’nın politikaları ve ezilenlerin çatlaklardan faydalanma imkanı her doğduğunda ne kadar hazır, örgütlü ve kararlı olduğu belirleyecek. Rakka operasyonun 2017 sonuna kadar sürmesi ihtimali oldukça yüksek görünüyor. Nihai sonuç yani siyasi tanınma elde etmek için uzun bir süre. Bundan sonraki diğer bir mesele, SDG’nin IŞİD’den ele geçirdiği alanları ne ölçüde yönetebildiği üzerinden tartışılacağı için Tel Abyad, Haseke kırsalı, Minbic ve Tabka gibi alanlarda yerelde karışıklıklar çıkarmak gidişattan rahatsız olan tüm bölgesel aktörlerin hedeflerinden birisi. Nitekim hiç değişmez, dışarıdan kıramayan içeriden çürütmeye çalışır.