Rusya-İran-Suriye troykası Rakka’ya SDF’den önce ulaşmak için sahada yapabileceği her şeyi yaptı. Başarısız oldu. Rakka operasyonunun SDF ile ABD ortaklığında gerçekleştirmemesi için Türkiye diplomatik ve askeri anlamda elinden gelen her şeyi yaptı. Başarısız oldu. Bu noktadan sonra bu ittifakın Rakka özelinde yapabilceği tek şey kaldı: IŞİD’in başkentini alma işini, yani IŞİD’in kalbine hançer saplama operasyonunu değersizleştirmek, ucuzlaştırmak ve anlamsızlaştırmak… 

İlk adımı uluslararası bağlamda bu hafta Rusya Dışişleri Başkanı Lavrov attı: SDF’nin IŞİD ile anlaştığını ve Rakka’dan çıkacağını iddia etti. İkinci adımı ise Türkiye solunun ulusalcı kanadı başlattı. SDF’nin emperyalist ABD’nin askeri olduğu söylemiyle bir karalama kampanyasına öncülük ediyorlar. Bu kampanyanın bir parçası da Rakka operasyonunda yaşamını yitiren Ayşe Deniz Karacagil’in IŞİD’e karşı mücadelesine duyulan saygı ifadelerini hiçleştirmek oluşturuyor. Gezi ayaklanmasının yıldönümünde, bir yandan Gezi’yi yüceltirken diğer yandan Gezi’nin sembol isimlerinden Kırmızı Fularlı Kız’ın Rakka’da IŞİD karanlığına direnirken yaşamını yitirmesinin ABD emperyalizmine hizmet olarak görebilecek kadar siyasi ve ideolojik değerlerini yitirmiş, korkunç derecede tutarsız, çakıldığı bataklıkta homurdanan bir grup “solcu” var karşımızda. 

Öncelikle, ulusalcı Türkiye solunun Suriye savaşı okumasını tefsir edelim: ABD ve Ortadoğu’daki Sünni müttefikleri Suriye’yi Cihatçıları destekleyerek kan gölüne çevirdiler ve bunun sona ermesi için Rusya’nın öncülüğünde önce Cihatçı gruplar yenilgiye uğratılmalı, İran’ın güçlenen varlığı görmezden gelinmeli ve rejimin ayakta kalması sağlanmalı. Bu okumanın ilk kısmında doğruluk payı olsa da, ikinci kısmı siyasi ilkelerden, değerlerden ve hakiki bir siyasi çözüm programından bağımsız, ABD emperyalizmi yerine Rus emperyalizmini ikame etmeyi öneriyor. Önerenler kimler? Türkiye solunun ulusalcı kanadı. Peki uluslararasılaşmış bir iç savaşın tam olarak neresindeler? Sahada askeri anlamda yoklar. Arkadaşlarını, yoldaşlarını, sevdiklerini yitirdikleri bir savaş değil onlar için. Yani ne söylerlerse söylesinler canlarına değen bir şey yok aslında. Korkunç bir savaş sürerken aldıkları herhangi bir sorumluluk, hata yaptıklarında hesap vermeleri gereken bir kitleleri yok. Yazıyorlar ve konuşuyorlar. Yani Türkiye’de kısmi anlamda gündem oluşturma, eğilim yaratma ve algı yönetme bağlamında bir etki alanları var. Peki bu söylemsel güçlerini ne için seferber ediyorlar? Demokrasi ve insan hakları temelli bir program çerçevesinde Suriye savaşına siyasi çözüm bulmak için seferber etmediklerini 6 yıllık Suriye savaşı tarihçesinden biliyoruz. 

Peki bu ulusalcı Türkiye “solu”nun Suriye açmazları neler? Birincisi, eğer gerçekten sol ideolojiye inanıyorlarsa, savunduklarını iddia ettikleri değerler ve semboller bağlamında tutarsızlar. Her fırsatta Gezi’yi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının devrimci mücadelesini kutsallaştırırken diğer yandan IŞİD’e karşı devrimci bir pratik ortaya koymakta olan enternasyonalist Türkiye sol hareketini ve SDF’yi başkalarının “maşası” olmakla suçluyorlar. İkincisi, söylemsel konumlanmaları, Rakka operasyonu bağlamında ABD’den umduğunu bulamamış AKP ile aynı yere düşüyor. Yani varoluşsal biçimde karşı olduklarını iddia ettikleri AKP ile aynı dili konuşuyorlar. Sol söylemle perdeledikleri ulusalcılıkları AKP aynasında ayan beyan oluyor. Üçüncüsü, İran faktörü konusundaki sessizlik mutabakatları var. İran’ın Suriye için ne vadettiği ve istediğinden hiç bahsetmiyorlar. İran gericiliği ile imtihanlarında, sol değerlerinden verebilecekleri tavizlerin sınırsızlığı nedeniyle sınıfta kalıyorlar.  

Peki Suriye savaşı nasıl doğru okunmalı? Ortada uluslararasılaşmış bir iç savaş var. Tarihin her döneminde olduğu gibi, ezilenler ancak be ancak emperyalist ve bölgesel güçler arasındaki siyasi çatlaklar ve ortaya çıkan fırsatlardan faydalanarak kazanımlar elde edebilirler. İnsanlık adına asgari değerleri paylaşan her kesim için IŞİD’i yok etmek hem insani bir sorumluluk hem de Ortadoğu solu için bir fırsat. 

Suriye’de savaş bir bilgisayar oyunu değil. Korkunç bir savaş var ortada. Emperyal güçler ve bol paralı Arap ülkeleri haricinde, hiçbir aktörün canını ortaya koymadığı sürece elde edebileceği kazanım yok. Devrimci solun kuramsal ve tarihsel perspektifi, solcular için savaşlarda siyasi sorumluluk almayı aksi takdirde sürekli “lafazanlık” yapmamayı vaz ediyor. Nitekim, canınız yanmadan ve hiçbir bedel ödemeden sol adına kazanımlar yaratmanız mümkün değil. Lakin hiçbir sol hesabı olmayan emperyal ve bölgesel güçlerin söylem ve algı üreten arka bahçesi olmanız gayet mümkün. Yani, egemenliği, emperyalist programı olduğuna kimsenin şüphe duymadığı Rusya ve İran’ın kontrollü desteğine bağlı olan Suriye devletini koşulsuz desteklemek solculuk değildir. Suriye halkları ve çıkarlarını savunmak solculuktur. 

Hadi Suriye çok uzak, ama ulusalcı Türkiye solunun sokağına gelen Suriye hiç de uzak değil. Hep birlikte soralım: Ülkesinde milyonlarca Suriyeli göçmen bulunan ama bu göçmenler ile neredeyse hiçbir bağı olmayan, kayda değer hiçbir dayanışma ağı örmemiş, ırkçı ve dışlayıcı bir söylem kullanarak bu insanları AKP rejiminin kucağına iten insanların solcu olma ihtimali var mı?