Siz Recep Tayyip Erdoğan adındaki şahsın “tek” kişi olduğunu sanıyorsunuz değil mi?
Ben size gerçeği açıklayacağım. Vaktiyle gazetelerin birinde “İster inan, ister inanma” diye bir köşe vardı. Bir tane “gerçek bilgi” veriyorsa, üç tane de “kafadan sıkma” haber yapıyordu. Sakın benim şimdi size açıklayacağım gerçeği böyle bir şey sanmayın. Yani ben size “ister inan, ister inanma” demiyorum.
“İnanın” diyorum.
Şu anda Türkiye’de tam iki adet Recep var.
Bunlar birbirine çok benziyor olmakla birlikte kesinlikle aynı kişi değil.
Birisi malum Cumhurun “Reisi” olan şahıs: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan… Kendisi “muhteremdir” “başımızın üstünde yeri vardır.” Her türlü küfürden hakaretten münezzehtir. Ne de olsa “Allah zeval vermesin” devletimizin başıdır. Soğan başı değildir.
Diğeri ise onunla uzak yakın alakası olmayan dandik bir herif: AKP Umumi Reisi İrecep… Şeddeli “y” ile yazılan Tayyip. Soyadı Sur’daki ve Cizre’deki taş atan çocukların ağzıyla söyleyecek olursak “Ker Doğan”.
Bunlar birbiriyle hukuki bakımdan bire bir olmayan iki ayrı “tüzel şahsiyettir.”
Vatanımızın ve milletimizin Ceza Hukukuna göre birinci Recep’e “gözünün üstünde kaşın, suratının orta yerinde burnun, bir de kenef misali ağzın var” diyemezsin. Ben de demem. Hiç der miyim? Yasaktır. Madem yasaktır, biz de böyle demeyiz. Siz de bir şey demeyin. Tıpkı Osmanlı ulemasının gırtlağını kementle sıkmasından beş dakika öncesine kadar kendi gırtlaklarını yırtarcasına böğürdükleri gibi böğürün: “Padişahım çok yaşa…” Sonra artık “asar mısınız, yoksa besler misiniz” o sizin bileceğiniz bir şey. Ben bilmem. Ne asarım, ne de beslerim. Birinci Recep’in karşısında ihtiram duruşundayım. Yani hazırol halindeyim. Ağzımdan fena laf çıkmaz. Saygıda kusurum olmaz. Enseme vursun, lokmamı alsın. Bana da size müstehaktır. Herkes layık olduğunu başına geçirir.
“Kendim ettim, kendim buldum, gül gibi sararıp soldum, eyvah” misali, “Reisicumhurum çok yaşa” diye bağırmaktan başkaca bir şey yapmam. Yapamam.
İkinci İrecep’e gelince…
Bu kerizin biridir. CHP’li Başkan Yardımcısının dediği gibi “şeddeli faşisttir.” Neden “şeddeli” derseniz, şundan: Bu benamus hem “dinci faşisttir”, hem de “ırkçı faşisttir.” Buyurun size “şedde.” Bundan bir ay kadar önce bir yazımda “eşek” sözcüğünün “şeddeli” olanının “eşşek” olduğunu yazmıştım da, Cumhuriyet döneminde yetişmiş “yeni nesilden” bir arkadaş, “şeddeli” sözcüğünü “şiddetli” diye “tashih” etmişti. “Şedde” nedir? Sözlüğe bakalım: “Arap yazısında, bir ünsüzün iki kez okunması gerektiğini gösteren ve harfin üstüne konulan im.” (Ben yaştakiler bu “imi” anlamaz. Onu da ifade edeyim. Lugat’e göre şöyle: “Anlamı bulunan, anlam yüklenilen her şey, gösterge, iz, simge, belirti.” İfade ettim ama, emin olun ben bir şey anlayamadım. En iyisi “işaret” diyeyim de sulh olalım.)
Her neyse. Demeğe getiriyorum ki, siz siz olan Birinci Recep’in önünde düğmelerinizi ilikleyin. Düğmeniz yoksa urganınızı sıkılayın. İki büklüm olup, bir eliniz göğsünüzde, yerden yukarıya doğru, önce ağzınıza, oradan alnınıza götürüp, kıçın kıçın geriye doğru kaykılaraktan ortadan toz olun, yani “temennah” çakın.
İkinci İrecep’e gelince. Çekin kuyruğunu gitsin. Devirmek istediğiniz, oy vermediğiniz, her gün küfrettiğiniz bir partinin tepesine çöreklenmiş bu herifin karşısına geçtiğinizde elinizin beş parmağını iyicene gererekten açın, burnunuza dayayın, hatta baş parmağınızı “zurnanın zırt dediği delik” gibi burun deliğinize de sokuşturabilirsiniz, sonra da zurna çalar gibi geri kalan parmaklarınızı kıpraştıra kıpraştıra “dombra” sesleri çıkarın.
Bu yazı Türkiye hudutları dışında yazıldığı için, o hudutlar içindeki insanlara bir tavsiye özelliği kesinlikle taşımaz. Siz siz olun, biz gazetecilerin gazına sakın gelmeyin. “İki Recep var, birine hakaret edemesem de ötekine hakaret edebilirim” diye aklınızın köşesinden bile geçirmeyin.
Şeddeli faşist Erdoğan hem devletin, hem de AKP’nin başına geçerek, AKP Başkanlığını da dokunulmaz hale getirdi. Duyduğuma göre yakında Fener’in, ardından Beşik’in, sonra da Galata’nın da başına geçecekmiş. Derken bütün takımların başı olacakmış.
Neden diye sorarsanız; Emine hanım bu takımların birbirlerine küfretmesinden dolayı maçlara gidemiyormuş; üç “büyüğün”, sonra da bütün takımların başına geçince, hepsi “Recep’in takımı” olacağından tribünlerde de küfür duyulmayacakmış…
“Ya hakemler?”
Hakemlere yapılan hakaretler nasıl sona erecek?
Kolay. Recep, her maçın hakemi olacakmış. Öyle olunca, başında bulunduğu Beşik diğerlerine, diğerleri birbirlerine, bütün takımlar diğerlerinin kalelerine gol atamayınca, lig sonunda takımların bütün puanları birbiriyle “eşit” olacakmış. “Ne yenen ne yenilen” kardeşliği yani.
İyi de, kim şampiyon olacak, kimler küme düşecek?
Türkiye Futbol Federasyonunun da başına geçecek olan Recep, bu takımların hepsini şampiyon ilan edecek, sonra da hepsini küme düşürtecekmiş…
“Vay canına” diyorsunuz, değil mi?
İşte faşizmde “eşitlik” böyle sağlanıyor, şampiyon böyle olunuyor ve işte böyle mabadına tekme atılan Belediye başkanları gibi, takımlar da bu suretle küme düşüyor.
“O zaman maç yapmaya gerek yok” mu dediniz? Bravo. Anladınız siz onu… Elbette ne maça, ne seçime Recep’in başkan olduğu ülkede gerek kalmayacaktır. Bütün vekiller Recep olacaktır, bütün Belediye başkanları da, bütün şampiyonlar Recep olacaktır, bütün şeyler de…
Şeylerden kastım, sizsiniz, biziz. “Hepimiz Recepiz, hepimiz hıyarız” demek için…