Ben muhterem Cumhurresimizin önünde ihtiram vaziyeti  alıyorum. Zat-ı şahanelerinin aşağıdaki sözlerini bir kuvvetli senet olarak pantalonumun şey cebine, yani arka cebine katlayıp yerleştiriyorum. Şey cebime yerleştirdiğim bu konuşmanın muhtevası aynen şöyledir:

“Hele hele şimdi bir Dışişleri Bakanları var, aman ya Rabbi, evlere şenlik. Hiç haddini falan bilmiyor. Sen kimsin ki Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na konuşuyorsun, sen. Türkiye’nin Dışişleri Bakanı ile konuş. Haddini bil. Bize ders vermeye kalkıyor. Senin siyasetteki geçmişin ne, kaç yaşındasın?“

Şimdiye kadar hiç bir devlet başkanı “kademesi altta” ve “siyasetteki geçmişi” Hz. Reis-i Cumhur’dan düşük” ve “yaşı ondan aşağı” olan cümle ahaliye, küffarından, mütedeyyinine, AKP’lisinden, AKP’sizine kadar bila istisna kendisine karşı “boykot” çağrısı yapmamıştı. “İlktir”. Bizimki zaten “ilklerin Reisidir”.

“Bu gibiler...”

Yani..

Bir: Cumhur Reis’i olmayanlar.

İki: Siyasi geçmişi Türk Cumhurbaşkanının “siyasetteki geçmişinden” kısa olanlar.

Üç: Yaşı Türk Cumhur Reisinin yaşından “küçük” olanlar....

Memalik-i Türkiye’nin azimkar başıyla...

Konuşamayacaktır. Nokta.

Ben hemen kendi halimi inceledim:

Siyasi geçmişim onun geçmişine tur üstüne tur bindiriyor. Bendeniz 15 yaşımdan beri siyasetteyim. Yaklaşık 60 yıl eder. Zat-ı alileri henüz on yaşındayken, bu fakir, Sansaryan Han’ın üst “siyasi şube” katında sorgudaydı. Devlet kayıtlarına göre, “benim şahsım” 1962 yılından başlayarak en az yüz kere göz altına alınmış, iki kere hapis yatmıştır. Şu anda birileri onu devirse ve neticede ömür boyu hapis yatsa, benim rekorumu kıramaz.

Yani bu durumda, Cumhurbaşkanı ile “görüşmesi yasaklı” olanlardan sayılamam. “Siyasi geçmişim” onun geçmişine tur bindirdiği için, bu kritere göre kendisiyle her istediğim zaman “görüşebilirim”.

Zat-ı şahane-i muhteremle aramızdaki yaş farkını söylemeye edebim müsaade etmiyor. Ama sanırım siz durumu anladınız.

Yaş kriteri mucibince de “düvel-i muazzamayı” bir şamarda deviren asrımızın en mümtaz devlet başkanı ile, çat kapı kahve içebilir, “n’aber lan Recep” demesem de, “n’aber Recep” diyerek onunla dama oynayabilirim.

Ama heyhat...

Üçüncü kriter beni yasaklıyor. Çünkü o Cumhur Reisi, ben ise, adeta “taka” reisi.

Yani Recep’le görüşmem mümkünsüz. Ne yapmalıyım?

Kuto kulağıma fısıldadı, “Veysi abe aday ol”...

“Ne adayı Hewal Kuto?”

“Cumhurbaşkanı ol! Ol ki, bu defa Recep seninle konuşmak için yırtınıp dursun. Onu üç kriterle yasakla gitsin; yaşın ondan büyük, siyasi geçmişin onun geçmişini silkeliyor, bir de devletin reisi oldun mu, yandı gülüm keten helva...”

Emin olun Kuto’da çözüm çok. Torbası alternatif dolu. Karar verdim. Türkiye’nin reisi olacağım...

“Olacağım demekle olmaz Veysi abe, nasıl olacaksın?”

Tövbe...Tepem atıyor ama Kuto’ya dalaşmak olmaz: “Nasıl olacağımı sen söyle o halde” diyorum.

“Siyasi geçmişi ve yaşı boş ver. Türkiye’de kaç tane Cumhurbaşkanı var? Bir tane...O halde, şimdi sen ilk iş olarak, bizzat Cumhurbaşkanının Kanun Hükmünde Kararname güçündeki şu ‘sen kimsin ya, haddini bil, önce cumhurbaşkanı ol, sonra benimle konuş” şeklindeki anayasa maddesine dayanarak, halkımızın yüzde doksandokuz virgül doksan dokuzunu, hadlerini bilmeye ve hiç bir şekilde Cumhurbaşkanıyla konuşmamaya davet et...”

“Ederim de, netice ne?”

“Veysi abe dikkat ihtiyarlıyorsun...Eskiden diyordun ya, sınıf düşmanını tecrit etmek için dikkatli, elastiki bir siyaset izlemek gerekir... Recebi kendi KHK’siyle ‘tek adam’ yalnızlığına mahkum ettin mi, onun işi biter, senin işin başlar...”

“Ne işi yahu?”

“Cumhurreslik işi Veysi abe...”

Bu konuşmadan sonra bana bir haller oldu. Kendimi cumhurun reisi sanıyorum ve kimseyle konuşmuyorum...

 Ve evin balkonundan “benim halkıma” sesleniyorum:

Herkes haddini bilmeli. Recep’i Recep’in kararıyla boykot edin... Onun bulunduğu hiç bir mekanda ve zamanda onunla birlikte olmayın.

Örneğin TBMM’de... TBMM’yi boykot Recep’i boykottur. Kimle konuşursan konuş:

“Reis-i muazzamla” konuşma...

Çünkü o seninle konuşmak istemiyor.

Kuto “halkımın” arasından bağırdı: “Katiliyem, seni tebrik ediyem, düşman kuşu kendi lastik sapanıyla vuriysen”...

“Dahi miyim neyim yahu?”