İlk bakışta yazının başlığı sıradan bir kelime oyunu gibi gelebilir. Ancak her iki karaktere biraz yakından bakıldığında aralarındaki benzerliğin şaşılacak derecede olduğunu göreceksiniz. O yüzden sıradan bir isim benzerliğinden daha fazlası var bu denk düşmede. Bu ülkenin sokakta dolaşan, meydan meydan gezinen, sarayda oturan ete kemiğe bürünmüş halidir Recep Tayyip İvedik.

Şahan Gökbakar’ın şu günlerde 5’incisi sinemalarda gösterilen Recep İvedik karakteri ile Recep Tayyip Erdoğan’ın benzerliği birinin sandıkta diğerinin de gişede “başarılı” olmasını izaha yardımcı da olabilir. Recep İvedik etiketli uzun metraj görsel anlatıların sinemanın evrensel dili ile uzak yakın hiç bir ilgisi olmadığı açık. Hoş Yeşilçam’ın o naif içerden sinema diline de çok uzak. Sadece gişede iyi para kazanan bir iş olması dışında sanatsal, estetik, etik hiç bir değeri olmadığı da ortada. O insanlığın ortak değerlerine özellikle de batı kaynaklı değerlere düşmanlığı dışında hiç bir değerler silsilesini temsil etmiyor. Tıpkı sarayda oturan versiyonu gibi.

Recep İvedik bilgiye, eğitime, Batılı tüm değerlere, sanatın estetiğin akademik yorumuna tamamen karşıdır. Onun kaynağı belli olmayan tarihsel, kültürel dayanaklardan yoksun ilkel bir hoyratlığı vardır. Her fırsatta eğitimlilerin arasına karışır onları kendince madara eder, kendisine üstten baktığını düşündüklerini eylemiyle aşağılar. Bunu yaparken “halk” popülizminin en çirkin halini kullanır. Tiyatroya gidip bir anda sahneye çıkar oyunun akışını “yerli ve milli” değerlerle müdahale ederek değiştirir. Bunun sonucunda salondan “gerçek” alkışı alır. Recep hem tiyatrocuları hem de tiyatro seyircisini aşağılayarak hizaya getirir. 

Kentin bütün olanaklarını kullanır yaşam alanı orasıdır ancak kentli bütün değerleri hiçe sayar. Bunların hiç birinin yerine özgün bir değerle karşılık vermez. Sadece var olanı kendisinin karşı olduğunu yok eder. Yerine hiç bir şey koyma ihtiyacı hissetmez. Cinsiyetçi ve Homofobiktir. Nobrandır. Irkçıdır. Apolitik olduğunun altı çizilse de aslında tüm gerici değerlerin savunucusu sağcı bir karakterdir. Diyaloga kapalıdır her zaman en son noktayı eylemiyle koyar. Bu genellikle zora dayalı bir çözümdür. O mutlak haklıdır.

Kendi temsil ettiği kültürün dışında diğer tüm kültürler onun açısından alay konusudur. Değersizdir ve anlamsızdır. Bundan yoga da sushi de payını alır. Farklı toplumların bin yıllara dayanan birikimleri ile ortaya çıkmış insanlığın ortak değerine dönüşmüş her şey onun için elinin tersiyle itebileceği anlamsızlıklardır. O ucuz akıl yürütmelerle tüm bunlarının ne denli anlamsız olduğunu “kanıtlar” biteviye. Onun tavırlarında bir birikime, bilgiye, donanıma ihtiyacı yoktur. 

Tıpkı sarayda ikamet eden Recep Tayyip İvedik gibi. İktidarı döneminde başlayan kentsel dönüşüm ile bin yıllık şehirlerde yaptı tahribat her iki Recep’in estetik anlayışının ne denli ortak olduğunu göstermeye yeter.

Bakın geçtiğimiz hafta sonu İstanbul Gaziosmanpaşa’da konuşurken ne diyor saraydaki Recep, “Fakat 54 yıl kapısında bekleten Avrupa Birliği’ne ne diyeceğiz? Şimdi çıkıyor, bazı bakıyorsunuz akademisyenler filan konuşuyor. ‘Daha önce şöyleydi böyleydi’ falan… Bu işlerden anlamazsın ya, senin önünde kariyer olsa ne yazar olmasa ne yazar. Sadece kitabı aç oku, sonra AB’yi konuş. Damdan düşeceksin damdan. Bunların önüne kitapçık koyuyorlar, okuyorlar. Güney Kıbrıs’ı nasıl AB’ye aldıklarını bilir misin? Acaba bir hoca olarak haberin var mı? Acaba Hollanda’da daha önce bu kardeşinizin o liderlerle kavga verdiğini bilir mi? Biz o kavgaları yapa yapa geldik.”

Tıpkı beyaz perdeye yansıyan hali gibi. Akademik birikimi hiçe sayıyor. Bilimsel veri, analiz yerine Nasrettin Hoca’nın damdan düşeni getirin kinayesine dayanıyor. Akademik değerlendirmeler onun için, “şöyleydi böyleydi falan”dır. Derinlemesine bir analizle karşılık verme ihtiyacı duymaz. Muhatabının sözlerini de doğru düzgün söyleyip ona hakkınca bir cevap vermez. 

Bilimsel bilgiye, birikime karşı olmalarındaki ortak nokta iki karakterinde eğitimleri ile doğru orantılıdır. Her iki İvedik’in de eğitim durumu muğlaktır. Beyaz perdedekinin belirsizliği gibi sarayda ikamet edenin de üniversite diploması konusunda yaşanan belirsizlik ikilinin bir başka ortak noktasıdır. 

Akademik hocalık unvanının onun için hiç bir kıymeti harbiyesi yoktur. Her hangi bir konu hakkında kaleme alınan akademik metinler ise onun için “kitapçıktır”. Kendi pratiğinden söz ederken diplomasi yaptığını değil “kavga ettiğini” vurguluyor. Diyalog değil kavgadır onu böbürlendiren. 

Belli mi olur bakarsınız “Recep Tayyip İvedik sarayda” adıyla çekilir serinin altıncısı.