Ama kırım ve kan sesi zalimler için, „vatanseverlik kariyeri“ yükselme merdiveni olmuştur. Recep Tayyip, bir öyle, bir de böyle dansıyla acıya, „Kürtlere iyilik“ mugalatsını geçirip, yükselenlerden biridir. Yandaşlık sınırlarını da aşıp, övgücülüğün doruklarında kalemlerini kirle berbat eden Altan kardeşlerden birinin, „bravo sayın Başbakan, sizi kutluyorum“ narasını, ötekinin „parlak zirvelerde dolaşan uygarlık sembolü lider“ güzellemesini hak edecek kadar, usta bir iki yüzlü…
Kimse, onun kıvraklığına ulaşamadı, bugüne kadar. Atatürk’ün kanlı Kürdistan yürüyüşünü yerden yere vururken, aynı zamanda, „ilkelerine“ sadakatin ırkçı doruklarında bağdaş kurmayı bilmektedir, çünkü. Atatürk, bir halkın ruhu olan Kürdistan adını, Kürtlerin dilini yasaklıyor, Kürt çocuklarını „ne mutlu Türküm diyene“ ve „Türküm, doğruyum… varlığım Türk varlığına armağan olsun“ diye bağırtıyordu. Recep, bu teranelere teranelere ata mirası olarak sahip çıkıp, bekçilik ediyor, sonra dansöz kıvraklığıyla „asimlasyon ve inkara son verdik“ deyor, Kürtlerin ağzına şirinlik sürerek, „insaniyet bizde“ deme gösterisine çıkıyordu.
Atatürk, Kürtçe konuşmayı yasaklamaya kalkışmış, ama dili kesip koparmaya gücü yetmemişti. Recep, Kürtçe eğitim ve mahkemelerde konuşma yasağına bekçi duruyordu.
Atatürk, „isyan bastırma“ adı altında, Kürdistan’da kan nehirleri akıtıyordu. Oysa bir zorlama olan Şeyh Said ayaklanması ve Ağrı olayı hariç, sayıları 28’e çıkarılan isyanların hepsi yalandı. Gerçek olan soykırım seferleridir. Dersim ilk değil, 1920’de başlayan Kürdistan soykırımının, son halkasıdır. Zilan’da ne olduysa, Dersim’de yapılan odur.
Atatürk’ün „Kürt ilkelerini“ PKK hareketine de uyguladılar. Silahsız, savunmasız köylere hücum edip yaktılar, eşkıyalaşıp sivilleri kaçırarak katlettiler. Bu gün, „insaniyet“ gösterisinde, Dersim’e yanıyor rolü yapan Recep Tayyip’in kökünden türediği parti (Erbakan) ara ara iktidar, en yakın kurmayları Cemil Çiçek, Abdullah Gül, Abdülkadir Aksu, Sümer Oral, Köksal Toptan kırımı yürüten değişik hükümetlerde bakandı.
Ölüm timlerinin amiri, Recep’in kurmaylarının da üyesi olduğu Milli Güvenlik Kurulu’ydu. Karar alıp, emir verenlere sözü yok, Recep’in. Ama, daha sonra Kayseri’de partisine dokunan tetikçi Albay Cemal Temizöz, „hesap soruluyor“ gösterisinde Kürtlere şirinlik…
Dersim numarası ise yeni değildir. Eski bir kurnazlıktır.
General Mustafa Muğlalı, 1943 yılında, Van Özalp’ta koyun kaçakçısı diye peşine düştüğü insanları ele geçirmeyince, akrabalarını rehin almış, 33 tanesini kurşuna dizmişti. Bayar-Menderes ikilisi (DP) 1950 yılında iktidar olunca, ilk iş olarak, çok çektikleri İsmet İnönü’yü içeriye atıp, CHP’den kurtulmayı planlamış, Muğlalı’nın kişiliğinde el uzatmışlardı. Ancak ordu faktörünü aşıp, İnönü’ye güç yettirememiş, bu arada Muğlalı mahkum olmuş, cezaevinde delirdikten sonra ölmüştü.
DP, bu olayın ikinci figürünü Kürtlere şirinlik yapıp, oylarını çalmıştı. Kürtlerin oyunu kazanmak için, bununla da kalmamış, Atatürk tabusunu yerle bir edercesine, Şeyh Said ailesinden Melik Fırat’ı, Ağrı isyanının liderlerinden Halis Öztürk’ü, Dersimlileri hoş tutmak için de Hüseyin Dede’yi (İzzettin Doğan’ın babası) milletvekili yapmış, ama tıpkı Recep Tayyip gibi Kürdistan’da sopayı da eksik etmemişti. Kürtçe ıslık çaldı diye Musa Anter’i sorgulamış, daha sonra toplu tutuklamalara girişmişti.
Recep Tayyip, Dersim’de oy avcılığında „insan sesi“ veriyor. Fakat, Atatürk’ün Dersim’de kullandığı zehirli gazların yeni versiyonunu sokağa çıkan Kürtlere püskürtüyor, Çukurca’da gerilları topluca katlediyor, soykırıma devam olarak Kürdistan’ı hapishaneye çevirip parlamenterleri, belediye başkanlarını, belediye meclisi üyelerini, Kürt seçmenleri toplama kampına dolduruyor, savunma hakkını katletme hamlesinde avukatları topluca tutukluyor, sonra televizyona çıkıp kararıyla övünüyor, hem de „ileri demokrasi“ diyerek Altan kardeşlerin yağına bulanıyor.
Ha, Dersim’den söz açmışken, Kulakları çınlasın, Dersim sevdalısı Haydar Işık’ın. Kırımı anlatan kitaplar yazmış, olayı dünya kamuoyuna taşımış, bu arada „kimi Tunceliler babaları, dedelerinin katili, anaları, ninelerinin tecavüzcüsünün resmini asıp altında oturuyorlar“ dediği için, Kemalistlerin sövgü, küfür, iftira kampanyasına maruz kalmış, ben de nasibimi almıştım. Benim bir suçum da Kürt İsyanları kitabımda „Dersimde isyan yok, soykırım taarruzu var“ dememdi.
Recep Tayyip, „Dersim’de kırım“ diyor. Ben kırımı anlattığım için, görüldüğüm yerde tutuklanmak üzere, adaleti tarafından yargılanıyorum. TC halleri böyle ya, bu ayrı bir ironi…