5 yıl önce bugün Türk devlet tarihinin önemli bir dönemeci için adım atıldı; ilk kez Kürt tarafını temsil eden bir heyet ile devlet heyeti Dolmabahçe’de mutabakat imzaladı. Ancak bunu iktidarı için tehlikeli gören Erdoğan ve devlet içi çözümsüzlük kanadı harekete geçti.
Mutabakatı reddeden kanat, önceden hazırlığını yapıp kararını aldığı savaşı başlattı. Hiçbir kural tanımayan yıkım ve soykırımı esas alan savaşa, devlet içi çatışma ve tasfiye eşlik etti. Türk devleti, İslamcı-Türkçü bileşenlerinin ittifakıyla tekçi kodlarına dönerek, tek adamla devam ediyor.
İmralı Heyeti üyesi Hatip Dicle, Dolmabahçe’de 5 yıl önce imzalanan mutabakatın reddedilmesinin ardından başlayan süreç için AKP-Ergenekon ittifakı’na işaret ederken, HDP Sözcüsü Kubilay “Mutabakat kabul edilseydi, Türkiye geleceğini konuşuyor olacaktı” dedi.
Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu siyasi tarihinde üzerinde çok daha fazla konuşulacak Dolmabahçe Mutabakatı, tam 5 yıl önce bugün 28 Şubat 2015’te imzalandı. Hem içeriği hem de barındırdığı sembolizm ile Kürt sorununun çözümü üzerinden Türkiye’nin demokratikleşmesinde kritik bir öneme sahip olan mutabakatı metni, bizzat Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından kaleme alınıp AKP yetkilileri ve bakan/bürokratlardan oluşan devlet heyeti ile İmralı Heyeti tarafından ortak bir basın toplantısıyla deklare edildi. Fakat Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, hem mutabakatı hem de çözümü reddetti. AKP-MHP-Ergenekon ittifakı, kan ve yıkım üzerinde kurdukları iktidarı, 5 yıldır sürdürüyor.
Mutabakata varmadan
Diyalog süreci öncesindeki 2011-2012 yıllarında, ağır çatışmalar yaşandı. Özellikle Suriye’de iç savaşın ortaya çıkması, artan çatışmalar ve cezaevlerinde başlayan açlık grevleri Türkiye’yi diyalog sürecine getirdi. Görüşmeler, Mehmet Öcalan’ın İmralı’ya gidişiyle başladı. Akabinde 3 Ocak 2013’te Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata, İmralı’ya giderek Kürt Halk Önderi Öcalan ile görüştü. İmralı Heyeti ile Öcalan görüşmeleri 5 Nisan 2015’e kadar devam etti.
İmralı’da görüşmeler başlamadan 9 Ocak’ta Paris’te Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan katledildi. Katliamın MİT tarafından organize edildiği daha sonradan açığa çıkacaktı. Öcalan, o dönemde sürecin tıkanmaması mesajını verdi.
Öcalan çözümde ısrar etti
Öcalan’ın 21 Mart 2013’te Amed’deki Newroz kutlamasına gönderdi mesaj tarihiydi. Öcalan, şunların altını çizdi: “Artık silahlar sussun, fikirler konuşsun noktasına geldik. Yok sayan, inkâr eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Ben bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor. Silah değil, siyaset öne çıkıyor.“
Aynı süreçte hükümet, bölgede karakol ve kalekol inşaatlarını ve güvenlik politikalarını arttırdı. Bir yıl sonra Ocak 2014’te Kürt güçleri, Suriye’de Cizîrê, Kobanê ve Efrîn kantonlarını ilan etti. Öcalan ise 2014 Newroz’una şu mesajı gönderdi: “Şu ana kadar yürütülen bir diyalog süreciydi ve önemliydi. Bu süreçte iki taraf da birbirlerinin iyi niyetini, gerçekçiliğini, yeterliliğini test etmiştir. Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal bir çerçeve kaçınılmaz olmuştur. Barış, savaştan daha zordur ama her savaşın da mutlaka bir barışı vardır. Biz direnirken korkmadık, barışırken de korkmayacağız.”
‘Çöktürme Planı’ hazırlandı
Aynı yılın Eylül ayında, DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısı başladı. Erdoğan’ın büyük bir sevinçle müjde veriyormuş gibi 7 Ekim 2014’te ”Şu an Kobanê düştü, düşüyor” ifadelerinin ardından Kürt kentleri ile Türkiye metropollerinde protesto gösterileri başladı. İmralı Heyeti üyelerinden Hatip Dicle, o dönemi şöyle anlattı: “Aynı akşam aslında devlet aklı kararlaşmaya giderek, Kürt Özgürlük Hareketi için sonradan öğrendiğimiz ve adına ‘Çöktürme Planı’ denilen taslak hazırlandı. DAİŞ’in Kobanê’ye topyekun saldırısının tarihidir. Keza bu Çöktürme Planı’nın bir parçasıydı. Sonrasında YPG’ye esir düşen bir DAİŞ komutanı bu süreci ‘Biz aslında Şam’a yürüyecektik. Daha sonra Kobanê’ye planlamalar değişti. Ne olduğunu merak ettik, sonrasında Erdoğan’ın istediği söylendi’ diyerek, itiraf etti.”
Dicle, 50’den fazla insanın katledildiği Kobanê protestoları sonrasında İmralı’da yapılan görüşmelerde, Öcalan’ın şu yorumu yaptığını aktardı: “Bakın sizin tanklarınız da oradaydı. İsteseydiniz siz de müdahale ederdiniz ama siz sadece seyrettiniz. Amerika müdahale etti ve şimdi tüm Kürt halkının sempatisi Amerika’ya yönelecek bunun da sorumlusu sizsiniz.”
Mutabakat öncesi görüşmeler
Dolmabahçe Mutabakatı öncesi İmralı’da iki kritik görüşme daha gerçekleştirildi. İmralı Heyeti üyeleri, Kamu Güvenliği Müsteşarı ve bir devlet yetkilisinin katıldığı 4 Şubat 2015 tarihli görüşmede Öcalan, gelinen aşamanın önemini “Bugünkü geldiğimiz noktayı 55 yıllık bir maratonun kısa bir soluk arası olarak değerlendiriyorum” sözleriyle dile getirdi. Mutabakatın son şeklinin verildiği görüşme ise 27 Şubat’ta gerçekleştirildi. Öcalan, bu görüşmede, şu kritik uyarıyı yaptı: “Bu sürecin gelişmesi için çabalıyoruz. Çözüm olmazsa binlerce insan ölecek. Ben bunu kavradım ve gereğini yapıyorum. Onlar da bunun önemini kavramışlar mıdır, bilmiyorum. Onlarla iyi tartışın.”
Öcalan beklenmesini istemedi
Mutabakatın açıklanması için Öcalan’ın 28 Şubat tarihini ve Dolmabahçe Sarayı’nı bilerek seçtiğini belirten Dicle, “28 Şubat’ta Erbakan hükümetine MGK’da ‘terletilme’ derecesinde baskı ile bazı kararlar imzalatılmıştı. Bu aslında bir siyasi darbeydi. Buna karşı Sayın Öcalan darbe tarihinin yıl dönümünde anlamlı bir çıkış yapmak istiyordu. Hatta o dönemde KCK Konseyi birkaç gün maddeleri görüşmek için mühlet istemişti, ancak Sayın Öcalan beklemeyeceğini söyledi” diye aktardı.
Mutabakatın işlemesi
Öcalan, aynı toplantıda Dolmabahçe’de yapılacak açıklamanın ‘birinci aşama’ olduğunu kaydederek, ‘ikinci aşama’yı İzleme Kurulu ve Parlamento’nun dahil edileceği sürecin yasallık kazanması ve yine Anayasa Mahkemesi’nin dahil edilmesi olarak formüle etmişti. Öcalan’a, bu görüşmede Erdoğan’ın Suriye’ye dair tutumunda bir değişiklik göstermediği de aktarıldı. Bu bilgi üzerine Öcalan, İmralı Heyeti üyelerinden Rojava’nın da kendisinin ‘kırmızı çizgisi’ olduğunun Erdoğan’a iletilmesini istedi. Hatip Dicle, mutabakatın işletilmesi konusunda öngörülen sürece dair ise şunları ifade etti: “Müzakere şöyle düşünülüyordu. Örneğin Alevi sorunu tartışılacak. Bununla ilgili toplumdaki tüm kesimler, ilgili STK, kanaat önderleri İmralı’ya davet edilecek ve orada bir tartışma sürdürülecek. Tüm maddeler içerisinde muhataplar dinlenecek ve tartışma yürütülecek. Üçlü bir protokol imzalanacak; STK’lar, devlet heyeti ve İmralı Heyeti. Heyette baş müzakereci Sayın Öcalan idi. Bu tartışmalar şeffaf olacak, kamuoyu tartışmalara dahil edilecekti. Hem İmralı’da hem de toplumda tartışmalar yürütülecekti. Sonrasında tartışılıp, karar altına alınan belgeler Türkiye’nin yeni demokratik anayasa taslağının çerçevesini oluşturacaktı. İmralı’da bittikten sonra Sayın Öcalan PKK’ye kongreyi toplanmasını isteyecek ve sonrasında Türkiye’ye karşı silah bırakılması kararı çıkacaktı.”
AKP-Ergenekon teması
AKP ve Ergenekon ilişkisi, İmralı görüşmelerinde daha diyalog süreci başlamadan bile gündemdeydi. Oslo görüşmeleri ile Ergenekon operasyonlarının devam ettiği süreçte konuşan Öcalan, barışa dair adım atılmadığı takdirde Ergenekon’un AKP’nin bizzat kendisi olduğu tespitlerinde bulunmuştu. Mutabakat öncesinde de Ergenekon ile gelişmeler yine Öcalan’a aktarıldı. AKP’li bazı vekillerin Ergenekon temsilcileri ile görüştüğü yönünde sağlam kaynaklardan edinilen bilgilerin İmralı Heyeti tarafından Öcalan’a iletildiğini paylaşan Dicle, şöyle devam etti: “Bu bilgi aktarıldıktan sonra bir dakika sessizlik oldu. Hiç kimse konuşmuyor, herkes Başkanı bekliyordu. Sonrasında Sayın Öcalan KGM’ye dönüp, ‘Sizde böyle bir bilgi var mı?’ diye sordu. Onlar da ‘Bizde böyle bir bilgi yok ama araştırıp, size dönebiliriz’ dedi. Samimi olduklarını sanmıyorum. Bundan haberdar olmamaları mümkün değildi. Yine sessizlik oldu ve Başkan dönüp, çok tarihi bir söz söyledi, ‘AKP hükümeti Ergenekon’u bize tercih edecekse o zaman herkes yoluna gider’ dedi. Alınan bilgi doğruydu, AKP-MHP-Ergenekon görüşmeleri vardı.”
Savaşı durdurmaya yönelik
Ergenekon-AKP temasının beslediği kaygı ve gerilimlere rağmen tarafların üzerinde mutabık kaldığı Dolmabahçe Mutabakatı 28 Şubat 2015’te imzalandı. Mutabakat, bir yanıyla Öcalan’ın İmralı’ya getirildiğinden beri dikkat çektiği Ergenekon’un ve AKP’nin savaşı tırmandırmasına karşı imzalandı. Mutabakat açıklamasında Öcalan’ın “Silahlı mücadeleyi bırakma temelinde stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yi bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya davet ediyorum” çağrısı okundu. Hükümet adına fotoğrafta yer alan isimlerden biri olan dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ise imza altına alınan mutabakat için “Milletimizin hayır duası ve desteğiyle süreci nihai sonuca ulaştırmakta kararlıyız” ifadelerini kullandı.
Metinde yer alan 10 madde şöyleydi:
- Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği
- Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması
- Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri
- Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar
- Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları
- Çözüm sürecinin yol açacağı yeni güvenlik yapısı
- Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri
- Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik ve eşit mekanizmaların güvenceleri
- Demokratik cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması
- Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa.
Oturma düzenine kadar
Dolmabahçe Mutabakatı’nın imzalanması öncesinde oturma düzeninin dahi İmralı’da tartışıldığını aktaran Dicle, Öcalan’ın özellikle Kamu Güvenlik Müsteşarı’na “Siz hükümetle aynı hizada olmayın, siz devletsiniz. Siz de ayrı bir hakem gibi pozisyon takının” dediğini belirtti.
Mutabakattan sonra
Dolmabahçe’de imzalanan mutabakattan yaklaşık bir ay sonra 19 Mart’ta HDP ve devlet heyetleri İmralı’da Öcalan ile yeniden bir araya geldi. Bu görüşmede 15 gün sonraki görüşmeye İzleme Kurulu’nun da katılması kararlaştırıldı. Hatta İzleme Kurulu’nun 7 asil, 3 yedek üyesi de belirlendi. Böylece resmi müzakereler başlayacak ve Öcalan, PKK’ye kongre çağrısı yapacaktı. Bu görüşmeden iki gün sonra Amed’deki Newroz’da okunan mesajında Öcalan, şunları kaydetti: ”Dolmabahçe Sarayı‘nda, hepimizce resmen ilan edilen 10 maddelik deklarasyon temelinde yeni bir süreci başlatma görevi ile karşı karşıyayız. Deklarasyon gereği ilkelerde mutabakat oluşmasıyla birlikte PKK’nin Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yaklaşık 40 yıldır yürüttüğü silahlı olan mücadeleyi sonlandırmak ve yeni dönemin ruhuna uygun siyasal ve toplumsal strateji ve taktiklerini belirlemek için bir kongre yapmalarını gerekli ve tarihi görmekteyim.”
Erdoğan mutabakatı reddeti
Newroz’dan bir gün sonra ise Erdoğan, Ukrayna dönüşü uçakta Dolmabahçe’de birbirinden farklı iki metin okunduğunu, yapılan açıklamayı doğru bulmadığını ve İzleme Heyeti’ne karşı olduğunu söyledi. Hatip Dicle’ye göre, MHP ve Ergenekon ile ittifak kuran Erdoğan, bu açıklaması ile sürece müdahale edip Türkiye’nin demokratikleşmesinin önüne geçti.
AKP-MHP-Ergenekon ittifakı
Dicle, Erdoğan eliyle sürece müdahale edilmesine dair, “Sonuçta ulus devlet anlayışıyla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kavşak nokta olan Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddetti. Mutabakat, bir kavşaktı; Türkiye savaşa mı yürüyecek yoksa barışa mı? AKP-MHP-Ergenekon ittifakı savaşa karar verdi” dedi. Dicle, görüşmeler boyunca KCK Yürütme Konseyi’nin İmralı’ya gönderdiği raporlarda da iktidarın savaşa hazırlandığı, keşif uçuşları ve çok sayıda kalekol yapıldığına dair bilgilerin yer aldığını aktardı. Dicle, bu bilgileri dinleyen Öcalan’ın “Tamam, biz işimize bakalım” diyerek ısrarla süreci sürdürmek için çaba sarf ettiği paylaştı. Dicle, şöyle devam etti: “KCK’den gelen raporlarda DAİŞ ile Türkiye’nin yakın işbirliğine dair bilgiler vardı. Başkan bazen sorardı KGM’ye; ‘Sizde böyle bir bilgi var mı? Doğru mu?’ diye. Onlar da ‘Hayır doğru değil’ derdi. Yani aslında Başkan her türlü dönen dolabın farkındaydı. Zaman zaman bizi uyarıyordu, ‘Bakın biz burada görüşmeler yapıyoruz ama bu barışa varmayabilir. Barış görüşmeleri olarak algılamayın, savaşa dönebilir’ diyordu.”
Tecrit, savaş, tasfiye
Nitekim Öcalan, 5 Nisan 2015’te bir araya geldiği HDP heyetine bu görüşmelerinin son olabileceğini söyledi ve dediği gibi de İmralı Heyeti bir daha adaya götürülmedi. Öcalan’ın İmralı görüşmelerinde sıklıkla dile getirdiği “darbe mekaniği” devreye girdi. HDP’nin seçim mitinglerine ve parti örgütlerine bombalı saldırılar düzenlendi. Emniyet ve MİT ile ilişkisi olduğu daha sonra mahkeme belgelerinde ortaya çıkan DAİŞ’in Antep hücresi bu saldırılarda rol aldı.
Hem hükümet hem de muhalefet için 7 Haziran 2015 seçimleri kırılma noktası oldu. Devletin 2014’te karar altında aldığı ‘Çöktürme Eylem Planı’, 29 Haziran 2015 MGK’sı sonrasında devreye konuldu. 20 Temmuz günü Suruç’ta 33 gencin katledilmesi ardından Ceylanpınar’da 2 polis şaibeli şekilde öldürüldü. Bir komplo olduğu daha sonra ortaya çıkan bu olay, hükümet cephesinde sürecin bitirilmesinin gerekçesi sayılıp, yeniden savaşa dönüşün zemini yapıldı. Akabinde 24 Temmuz 2015’te Kandil’e hava saldırıları başlayıp, 1 Kasım’da seçim yenilendi ve AKP tek başına yeniden iktidar koltuğuna oturdu.
Kubilay: Devlet politikasıydı
HDP Sözcüsü Günay Kubilay, Erdoğan’ın barış sürecinden savaş sürecine doğru yaptığı keskin dönüşün, bir devlet politikası olarak devreye sokulduğunu ve AKP-MHP-Ergenekon’un Kürt düşmanlığı ekseninde gerçekleştirdiği ittifakın temel stratejik hedefinin en belirgin ifadesi olduğunu söyledi.
Devletin yeniden savaşı başlatması öz yönetim direnişlerine sebep oldu. 12 Ağustos’ta Muş‘un Varto ilçesinde sokağa çıkma yasağı ilanı ile başlayan çatışmalı süreç, Silvan, Cizre, Sur, Nusaybin, İdil, Gever, Dargeçit, Lice, Hani ve bölgenin diğer birçok merkezine yayıldı. 2015-2016 yılları içerisinde yaşanan çatışmalar sürecinde askerlere “cezasızlık zırhı” anlamına gelen yasal düzenlemeler yapılması, 15 Temmuz’daki devlet içi çatışmaya da kapı araladı. 6722 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda yapılan değişiklikle güvenlik açısından bütün birimler TSK’nın kontrolü altına girmesini sağladı. Yetkilerin TSK’ya devredilmesi “hükümeti ile TSK’nın sivil insanlar üzerinde kurguladığı bir darbe metni” olarak değerlendirildi.
Bu durum, Öcalan’ın ”Çözüm süreci gelişmezse darbe mekaniği devreye girer” öngörüsünü de haklı çıkardı. Olağanüstü Hal’in 20 Temmuz’da ilan edilmesiyle birlikte muhalefetin “siyasi darbe” olarak adlandırdığı süreçte, Türkiye’de rejim değişikliği yapıldı. Ardından belediyeler kayyum atanması ve HDP’li seçilmişlerin tutuklanması içeren “siyasi darbe” süreçleri yaşadı.
İttifakta çatırdamalar
İmralı’da yapılan görüşmelerde, savaşta ısrar edilmesi ve Kürt sorunun çözülmemesi durumunda AKP’nin içine düşeceği durum da öngörülmüştü. Son haftalarda Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamaları, ardından gelen ”FETÖ’nün siyasi ayağı” tartışması, darbe söylemleri ve İdlib’de yaşanan Rusya gerilimi, AKP’nin savaş ısrarının kendisini yalnızlaştırdığı, güçsüzleştirdiği ve ittifaksız ayakta durmayacağını göstermiş oldu. Yaşanan tartışmalara dair yapılan değerlendirmelerin bir yanı AKP-Ergenekon ittifakında çatırdamalar olduğunu yönünde. HDP Sözcüsü Kubilay’ın, bu duruma dair değerlendirmeleri ise şöyle: “Kürtlerin siyasal statü elde etmesini önlemek amacıyla Moskova-Washington arasında mekik dokuyan ve DAİŞ artığı çetelere kol kanat gererek tutunmaya çalışan AKP-MHP-Ergenekon iktidarında, İdlib’de de sona gelinmeye başladıkça, görüş ayrılıkları belirgin biçimler kazandı ve dışa yansıyor. Rusya’nın rejim güçlerine aktif desteği sürdürdükçe İdlip dahil, Suriye DAİŞ artığı çetelerden temizlenip, Suriye’de Kürt sorunu dahil siyasal bir çözüm sürecinin önü açılmaya başladıkça bu ittifak arasındaki gerilimlerin büyüyeceğini düşünmek hiç de abartılı olmaz.”
Harekete geçirme ihtimali
Dolmabahçe Mutabakatı’nın reddedilmesi ardından başlayan askeri ve siyasi darbeler süreci son bulmuş değil. Hala darbe senaryoları var. Geçtiğimiz hafta darbe uyarısı yapan Kubilay, “Başta Suriye’de Kürtler bir siyasal statü elde etmesin diye bölgede bir ‘serseri mayın’ gibi oradan oraya koşan, tehdit, şantaj ve askeri müdahaleler dışında tek bir siyasal çözüm önerisinde dahi bulunamayan, ilkesiz ve savruk bir dış politikadan doğan boşluğu içeride ve dışarıda doldurma amacı taşıyan bazı güçlerin bir darbe mekaniğini harekete geçirme ihtimalini gözden ırak tutmamak gerekir. Verili koşullardaki konjonktürel gelişmelerin gölgesinde anlamsız ve dayanaksız gibi görünen bu ihtimale dikkate almanın yaşamsal düzeyde önem taşıdığının altını çizmek istiyoruz” dedi.
Mutabakat reddedilmeseydi
Kubilay’a göre Dolmabahçe Mutabakatı reddedilmeseydi, bugün toplumsal krize dönüşmüş bir ekonomik krizden, savaştan, kan ve göz yaşından, yoksulluktan ve tecritten bahsedilmeyecekti. Aksine Türkiye’nin barıştan, demokrasiden, özgürlük ve adaletten söz edeceğini vurgulayan Kubilay, şunları ekledi: “Bizatihi ülke halklarının kendi eseri olacak, yeni bir toplumsal sözleşmeyle bağıtlanmış eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu, ekolojik ve demokratik cumhuriyetin önü açılmış olacaktı. Başta Suriye savaşı olmak üzere, bölgede süregiden savaşlardan, işgallerden, ilhaklardan söz etmeyecek, bölge barışını, demokratik çözümü, diyalog ve müzakere yoluyla halkların kendi siyasi geleceğini konuşuyor, tartışıyor olacaktık” dedi.
MA/ANKARA