- Ekonomi alanında ‘reform’ adı altında gerçekleştirdiği uygulamalarıyla her defasında büyüme ve refah içinde yaşama iddiasında bulunan AKP’nin politikaları, halkın yaşamını tam tersi bir biçimde etkiledi.
Uzmanlara göre; son yıllarda ekonomisi çok kötü performans gösteren Türkiye'deki tablo, seçim sandıklarına beklenildiği gibi yansımadı. Bunun nedenini, ekonomik krizin şehir ve kırsala yansımasında farklılıklar olmasına bağlayanlar var. AKP’nin ırkçı ve dinci hamasetle yoğrulmuş militarist söylemlerinin muhafazakar ve milliyetçi Türk seçmeni tüm ekonomik zorluklara rağmen kendi cephesine çektiğini düşünenler de var. Üstelik seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından TL'deki erime hızlandı. Enflasyon üç haneli rakamlarda ve kamu ile özel sektör borcu almış başını gidiyor. Bu durum beraberinde ihtiyaç maddelerinin daha fazla pahalılaşmasını, alım gücünün daha fazla düşmesini, zaten ay sonu gelmeden ne yapacağını düşünen insanların daha da zor durumda kalmasını getiriyor.
Beklentiler karşılanmıyor
Asgari ücretin belirlenmesi ve TL'nin hızla düşmesiyle emeklilerin ikramiye ve maaşlarında artış talebi ve erkeklerden neredeyse yarı yarıya az ücretle, güvencesiz çalışmak zorunda bırakılan kadınların beklentilerini boşa düşürdü. Uzmanlar, aslında seçim öncesinde de herhangi bir iktidar değişimi olsa bile ekonomiyi düştüğü karanlık kuyudan çıkarmanın kolay olmayacağını ön görüyordu. Neredeyse her alanda derin tahribatlara yol açan AKP-MHP ikitadır, yoksul emekçileri kendi çizdikleri ‘kader planıyla’ baş başa bırakıyor. İşçi ve emekçilerin bu çöküşle baş etmeleri kolay olamayacak gibi görünüyor.
Toplum açlığa mahkum
Asgari Ücret Komisyonu geçene hafta 3. toplantısını gerçekleştirdi ve 11 bin 402 lira olarak belirledi. Asgari ücrette yapılan artıştan daha fazlası toplumun ihtiyacı olan ürünlerin fiyatlarındaki artış da yaşandı. Aldıkları ücretlerin insanca seviyeye çıkarılmasını isteyen işçi ve emekçiler yine açlık sınırına mahkum edildi. Çalışanların neredeyse yüze 50’si asgari ücretli. Kadın işsizliği ise endişe verici boyutlarda. Çalışma çağındaki 65 milyon kişiden 22,1 milyon kişi kayıtlı ve tam zamanlı işlerde çalışıyor. Verilere göre; 2023'ün ilk çeyreğinde geniş tanımlı işsizlik 8,5 milyonu aştı.
Kadınlar güvenceden yoksun
Kadınların işgücüne katılma oranı çok alt seviyelerde. AKP, kadınların işgücüne katılma oranı 2023 için hedefini yüzde 38 olarak açıklamıştı ama gerçek öyle olmadı. Tam tersine AKP kadınları iş yaşamından dışlamak ve uzaklaştırmayı amaçladı ve bunun için çalıştı. 100 kadından sadece 19’u kayıtlı ve tam zamanlı istihdam ediliyor. Kadınların kariyerini ‘annelik’ olarak tanımlayan iktidarın baskıcı politikaları daha fazla kadının kayıtsız ve güvencesiz çalışmak zorunda kalmasına neden oluyor.
Yoksulluk çocukları vuruyor
TÜRK-İŞ’in “2023 Mayıs Açlık ve Yoksulluk Sınırı” araştırmasına göre yoksulluk sınırı 33 bin 750 TL oldu. Kadınlar ve çocuklar temel gıda maddelerine ulaşamazken artık açlık daha çok hissediliyor. Mevcut durum en fazla da çocukları etkiliyor. Ekonomik durum, toplumsal yaşam açısından çok daha fazla anlam barındırıyor. Yaşayabilmek için çalışmak zorunda bırakılan çocuklar eğitimlerini yarıda bırakıyor. Yoksulluğun kıskacındaki aileler, kız çocuklarını küçük yaşta evlendiriyor; bu durum çocukların daha fazla istismar edilmesi ve daha fazla korumasız çocuk anlamına geliyor. Sağlıklı gıda, temiz su, bebek bezi, hijyenik ped, süt ve daha nicesi lüks tüketim malzemeleri arasında sayılmaya başlandı.
Emziren anneler beslenemiyor
Derin Yoksulluk Ağı’nın Mayıs 2023’de yayımladığı acil bilgilendirme notuna göre; sahada yapılan görüşmeler, tabloyu özetliyor. Uzun zamandır kırmızı et tüketmeyen kadınlar, durumla nasıl baş ettiklerini anlatıyor. Rapora şu ifadeler yansıyor: “… Kalabalık ailelerde ise yumurta gibi alternatif protein kaynaklarının tüketiminde azalmalar olduğunu gözlemledik. Örneğin eşini yakın zamanda kaybeden sekiz çocuk annesi M.A., yumurta alamamasını, ‘kolisi 100 lira olmuş alamıyorum’ diyerek açıklıyor. 7-Nisan ayında yaptığımız görüşmelerimiz beslenmelerdeki yetersizliğin psikolojik etkilerinin anneler ve çocukları üzerinde de can yakıcı bir noktada olduğunu gösteriyor. Örneğin üç oğlunun yetersiz beslenmesinden şikâyet eden anne Ç.D., canı köfte çeken çocuklarına köfte pişiremediği için sıkıntıdan uyuyamamasından yakındı. 8- Evde en çok yedikleri yemeklerin H.C. bakliyat, makarna, çorba ve yoğurt olduğunu söyleyen H.C., bu yemekleri ‘çocuklar seviyor mu’ sorumuza iç çekerek ‘artık bıktılar’ cevabını veriyor. Beslenme sorunlarının çocuğu emzirme çağında olan annelere ve bebeklerine dahi sirayet eder bir noktaya geldiğini gözlemlediğimizi de not etmemiz gerekiyor.”
SARYA DENİZ - JINHA/AMED