Gazeteci ve yazar Hossam el-Hamalawy, Mısır’da karşı-devrimi, 2011 Devrimi'ni ve Sisi rejimini değerlendiriyor.

  • El-Hamalawy, 2011 ayaklanmasının uzun bir mücadele döneminin sonucunda ortaya çıktığını belirtti. “2010’da yaşanan olay, on yıllık seferberliklerin, biriken muhalefetin, edinilen deneyimlerin ve kurulan ağların ardından gerçekleşti.”
  • “Karşı devrimler eski düzeni geri getirmez. Çünkü karşı devrimcilere göre eski rejim, devrime izin verdiği için başarısız olmuştur.” Bu yüzden karşı devrim rejimleri  geçmiş hatalardan kaçınarak baskıyı artırır. Sisi yönetimini de böyle yapıyor.
  • El-Hamalawy, Sisi yönetiminin uluslararası destekle ayakta kaldığını belirtti: “Mısır’a ‘batamayacak kadar büyük’ bir ülke gibi davranılıyor. Avrupalılar ve Körfez, istikrarsızlık korkusuyla Sisi’yi kurtarıyor ama bu sonsuza kadar süremez.

BAHAR AVJÎN

Tarihsel mirası, coğrafi konumu ve kültürel etkisi nedeniyle Mısır’ın da Ortadoğu'da önemli bir konumu var. Afrika ile Asya arasında bir köprü vazifesi gören Mısır'da yaşanan siyasi gelişmeler, tüm Arap dünyasını ve bölge dengelerini doğrudan etkileme potansiyeline sahiptir.

CounterPunch Radio’dan Eric Draitser, Mısırlı gazeteci, yazar, fotoğrafçı ve sosyal aktivist Hossam el-Hamalawy ile Mısır’ın yakın tarihini ve bugününü belirleyen siyasi dönüşümler üzerine kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin merkezinde, el-Hamalawy’nin Verso Books tarafından yayımlanan Counterrevolution in Egypt: Sisi’s New Republic adlı kitabı üzerinden Mısır’ın modern tarihi, 2011 Devrimi, işçi sınıfının rolü, Müslüman Kardeşler ve Muhammed Mursi dönemi ile Abdülfettah es-Sisi yönetimindeki Mısır’ın siyasi ve ekonomik durumu ele alındı.

Program, John Lennon’ın “Give Me Some Truth” adlı şarkısından “Tek istediğim gerçek. Bana biraz gerçek verin” sözleriyle açıldı. Bu tercih, söyleşinin ana eksenini de özetliyordu: Mısır’daki devrim, karşı-devrim ve otoriterleşme süreçlerini egemen anlatıların dışında, sınıf mücadeleleri ve devlet aygıtının dönüşümü üzerinden okumak.

Hossam el-Hamalawy/foto:Wikipedia

“Karşı-devrim eski düzeni geri getirmez”

El-Hamalawy’nin kitabındaki temel tez, söyleşinin de en önemli başlıklarından birini oluşturdu. Ona göre karşı-devrim, devrim öncesindeki düzeni basitçe yeniden kurmuyor. Tam tersine, eski rejimin devrime izin vermiş olmasını bir başarısızlık olarak gören yeni iktidar, daha etkili bir baskı mekanizması oluşturuyor.

El-Hamalawy bu yaklaşımı şöyle özetledi: “Karşı-devrimler eski düzenleri geri getirmez. Çünkü karşı-devrimcilerin gözünde eski rejim, devrimin gerçekleşmesine izin verdiği için başarısız olmuştur.”

Bu nedenle karşı-devrim sonrasında ortaya çıkan rejimlerin geçmişteki hataları tekrarlamaktan kaçındığını ve baskı mekanizmalarını daha etkin hale getirdiğini belirten el-Hamalawy, Sisi yönetimini de bu çerçevede değerlendiriyor.

Modern Mısır devleti ve askeri vesayet

Söyleşide Mısır devletinin tarihsel oluşumu da ele alındı. El-Hamalawy, modern Mısır devletinin köklerinin antik tarihe değil, 19. yüzyılda kapitalizmin gelişimi ve modern ulus-devletin oluşumuna dayandığını savundu.

1952’de Hür Subaylar hareketinin iktidara gelmesiyle ordunun devletin merkezine yerleştiğini belirten el-Hamalawy’ye göre, modern Mısır devletinin baskı aygıtını biçimlendiren temel tehditlerden biri her zaman yeni bir askeri darbe ihtimali oldu.

“Modern Mısır devletini ve onun baskı aygıtını şekillendiren temel tehdit, her zaman bir askeri darbe tehdidiydi.”

El-Hamalawy ayrıca sömürgecilik sonrası rejimlerin kendi toplumlarına bakışının da sömürgeci zihniyetin bazı özelliklerini taşıdığını savundu.

Neoliberalizm ile polis devletinin yükselişi

Söyleşinin önemli bölümlerinden biri, ekonomik politikalar ile devletin baskı kapasitesi arasındaki ilişkiye ayrıldı. El-Hamalawy, Cemal Abdünnasır döneminde devletin toplumla ilişkisini düzenleyen çeşitli sivil kurumların bulunduğunu, bu kurumların toplumsal çatışmaların doğrudan polis müdahalesine dönüşmesini engelleyen bir işlev gördüğünü anlattı.

Ancak Enver Sedat döneminde, özellikle 1970’lerin ortalarından itibaren başlayan neoliberal dönüşümle bu kurumların tasfiye edildiğini belirtti. “Sedat’ın Mısır’ı ve Pinochet’nin Şili’si, Küresel Güney’de neoliberalizmin öncüleriydi. İki ülke de neoliberal dönüşümüne 1974’te başladı.”

El-Hamalawy’ye göre, Abdünnasır döneminde devletin toplumla ilişkisini düzenleyen kurumların toplumsal alandan çekilmesiyle birlikte ortaya çıkan bu boşluğu polis ve güvenlik aygıtı doldurdu. 1990’larda Hüsnü Mübarek döneminde IMF ve Dünya Bankası gözetimindeki ekonomik reformların yanı sıra “teröre karşı savaş” politikalarının da baskı mekanizmalarını genişlettiğini söyledi. “Teröre, suça ya da uyuşturucuya karşı savaşlar genellikle kemer sıkma politikalarıyla el ele gider. Çünkü devlet toplumsal alandan çekilir ve polis bu boşluğu doldurur.”

foto:AFP

2011 Devrimi: “Facebook devrimi” değil

Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri 2011 Mısır Devrimi üzerineydi. El-Hamalawy, devrimin yalnızca sosyal medya üzerinden örgütlenen bir “Facebook devrimi” şeklinde anlatılmasına karşı çıktı. Ona göre bu yaklaşım, 2011 öncesindeki on yıllık toplumsal ve siyasi mücadele birikimini görünmez kılıyor.

2000’lerde Filistin’le dayanışma eylemleri, 2003 Irak Savaşı karşıtı gösterileri, 2004’te Kefaya hareketini ve 2006’dan itibaren tekstil işçilerinin öncülük ettiği grevleri hatırlatan el-Hamalawy, 2011 ayaklanmasının uzun bir mücadele döneminin sonucunda ortaya çıktığını belirtti. “2010’da yaşanan olay, on yıllık seferberliklerin, biriken muhalefetin, edinilen deneyimlerin ve kurulan ağların ardından gerçekleşti. Ayaklanmaya hazırdık.”

“Facebook devrimi” tanımının bir başka çelişkisine de dikkat çeken el-Hamalawy, ayaklanmanın önemli bir bölümünde Mısır’da internet bağlantısının kesildiğini hatırlattı: “18 günün büyük bölümünde internet bağlantımız yoktu. Telekomünikasyon sistemi kapatılmıştı. Çevrimiçi olamadığımız bir şeye ‘Facebook devrimi’ demek biraz çelişkili.”

Ancak el-Hamalawy açısından asıl önemli nokta, 2011’de Mübarek’in devrilmesinde işçi sınıfının oynadığı rolün geri plana itilmesi. “Ayaklanmanın 18 günlük sürecinin son haftasında başlayan kitlesel işçi eylemleri olmasaydı, Hüsnü Mübarek muhtemelen daha uzun süre iktidarda kalabilirdi.”

Devrimin görünmeyen aktörü: İşçi sınıfı

El-Hamalawy, işçi sınıfının 2011 sürecindeki rolünün yalnızca Mısır’a özgü olmadığını, kapitalist toplumlarda işçi mücadelelerinin tarihsel anlatılardan sistematik biçimde silinebildiğini söyledi.

Mısır’da da grev yapan işçilerin devrim sonrasına kadar beklemeleri gerektiği yönündeki eleştirileri hatırlatan el-Hamalawy, bu yaklaşımın işçi hareketinin bağımsız taleplerini küçümsediğini belirtti. “Bu silme yalnızca Mısır’a özgü değil. Kapitalizm dediğimiz şey olduğu sürece bunun evrensel bir olgu olduğunu söyleyebilirim.”

Müslüman Kardeşler ve Mursi dönemi

Söyleşide Müslüman Kardeşler’in 2011 Devrimi sırasındaki tutumu ve Muhammed Mursi’nin cumhurbaşkanlığı dönemi de ayrıntılı biçimde ele alındı. El-Hamalawy, Müslüman Kardeşler’i farklı sınıfları bünyesinde barındıran bir örgüt olarak tanımladı. Örgütün üst kademelerinde varlıklı kesimlerin, tabanında ise orta sınıf profesyonellerin yanı sıra işçiler ve kent yoksullarının bulunduğunu belirtti.

Bu çok sınıflı yapının örgütün siyasi kararlarını da sınırladığını savunan el-Hamalawy, farklı sınıfsal çıkarlar nedeniyle her meselede net bir pozisyon almanın örgüt içindeki ittifakı parçalama riski taşıdığını söyledi.

2011 ayaklanmasının ilk günlerinde Müslüman Kardeşler yönetiminin protestolara resmen destek vermediğini, buna karşın örgütün gençlerinin ve taban kadrolarının ilk günden itibaren sokaklarda olduğunu belirtti.

Mursi dönemine ilişkin değerlendirmeleri ise oldukça sertti. Mursi hükümetinin orduya önemli tavizler verdiğini, polis teşkilatında kapsamlı reformlara gitmediğini ve güvenlik güçlerini protestoculara karşı koruduğunu savundu. “Mursi orduya çok fazla taviz verdi, polisi her türlü reformdan korudu; hatta polislerin ücretlerini artırdı, onları daha fazla silahlandırdı ve protestoculara karşı uygulamalarını birçok kez savundu.”

El-Hamalawy, Mursi döneminde işçi eylemlerine yönelik baskının da ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, bazı yöntemlerin Mübarek döneminde bile görülmediğini söyledi.

foto:AFP

2013 darbesi ve Sisi’nin yükselişi

2013 yılına gelindiğinde Mısır’ın yönetilemez hale geldiğini belirten el-Hamalawy, ordunun iktidarı yeniden doğrudan üstlenmeye karar verdiğini anlattı. Abdülfettah el-Sisi’nin başlangıçta doğrudan cumhurbaşkanlığına geçmek yerine ordunun çıkarlarını koruyacak sivil bir yönetimin kurulmasını tercih ettiğini söyleyen el-Hamalawy, 2013 ilkbaharında Sisi’nin farklı bir sonuca vardığını belirtti. “Başlangıçta ordu kışlalarına dönmek ve kurumsal çıkarları korunduğu sürece sivil bir cumhurbaşkanının seçilmesini istiyordu. Sisi’nin işi kendisinin yapmak zorunda kalacağı sonucuna varması ancak 2013 ilkbaharında gerçekleşti.”

3 Temmuz 2013’te Muhammed Mursi’nin devrilmesiyle sonuçlanan askeri müdahalenin ardından Sisi’nin iktidar yolu açıldı.

“Devletin toplum üzerinde hüküm sürdüğü” Sisi rejimi

El-Hamalawy’ye göre Sisi yönetiminin temel özelliği, devlet ile toplum arasındaki sivil kurumların büyük ölçüde ortadan kaldırılması ve devlet aygıtının, özellikle ordunun, toplumun gündelik yaşamına doğrudan müdahale etmesi.

Sisi rejimini şöyle tanımladı: “Sisi’nin kurduğu rejim, arada sivil toplum olmaksızın devletin toplum üzerinde hüküm sürdüğü bir rejim. Baskı aygıtının, özellikle de ordunun, diğer devlet kurumlarını adeta yutarak toplumu her gün yönetmesi ve mikro düzeyde denetlemesi söz konusu.”

El-Hamalawy’ye göre Sisi rejimi, Mübarek dönemini bir “zayıflık” dönemi olarak görüyor. Mübarek’in sivil toplum kuruluşlarının faaliyet göstermesine ve iktidarı eleştirmesine izin vermiş olması, yeni rejimin gözünde eski düzenin temel hatalarından biriydi.

Ekonomik kriz ve Mısır’ın bölgesel gücündeki gerileme

Söyleşinin son bölümünde Mısır’ın ekonomik sorunları ve bölgesel konumu ele alındı. El-Hamalawy, Sisi’nin iktidara geldiği dönemde dış borcun 41 milyar dolar seviyesinde olduğunu, 2026 itibarıyla ise 163 milyar dolara yükseldiğini ileri sürdü. Ayrıca hükümet bütçesinin yüzde 63’ünün borç servisine ayrıldığını söyledi.

Bu ekonomik tablonun Mısır’ın dış politika kapasitesini de zayıflattığını savunan el-Hamalawy, Kahire’nin bölgesel güç projeksiyonu açısından tarihinin en zayıf dönemlerinden birini yaşadığını öne sürdü. “Kahire muhtemelen hiçbir zaman bugün olduğu kadar zayıf ve bölgesel güç projeksiyonu yapmaktan aciz olmamıştı.”

El-Hamalawy ayrıca Sisi yönetiminin, Mısır’ın stratejik öneminin yol açtığı uluslararası ve bölgesel destek sayesinde ayakta tutulduğunu savundu. “Mısır’a ‘batamayacak kadar büyük’ bir ülke gibi davranılıyor. Avrupalılar ve Körfez’deki bölgesel güçler, daha fazla istikrarsızlık istemedikleri için Sisi’yi kurtarıyor. Ancak bu sonsuza kadar devam edemez.”

Mısır’da durum sürdürülebilir değil

Programın sonunda el-Hamalawy, Mısır’ın yeniden toplumsal ve siyasi hareketlilik yaşayabileceği öngörüsünde bulundu. 2011’de Arap isyanları ve Mısır Devrimi’nin dünya gündeminin merkezinde olduğunu, ancak bugün Mısır’ın uluslararası kamuoyunda aynı ilgiyi görmediğini belirten el-Hamalawy, ülkenin mevcut durumunun sürdürülebilir olmadığını söyledi.

“Mısır’ın bugün çok ilgi çekici bir konu olmadığını biliyorum. 2011’de herkes Arap Baharı hakkında konuşuyordu. Ancak Mısır’ı yakından takip edin; çünkü oradaki durum sürdürülebilir değil ve kişisel olarak yakın gelecekte yeniden bir hareketlenme bekliyorum.”