Referanduma 17 gün kaldı. 16 Nisan’da halk sandık başına gidecek ve "iradesini" sandığa yansıtacak.
Peki bu gerçekten demokratik bir referandumu olacak? Kuşkusuz hayır.
Yapılan ve referanduma sunulan anayasa değişikliği, hem yöntem ve hem de içerik açısından kesin bir geriye gidişi ifade ediyor. AKP-MHP, halkı ve parlamentoyu devre dışı bırakarak bir tek adam rejimi ve nihayetinde de diktaya götürecek bir değişikliğe imza attı. Referandum, yaptıkları bu anti demokratik düzenlemeye halk oyu ile meşruiyet kazandırmaktan başka bir şey değil.
Referandum, temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldıran OHAL koşullarında yapılıyor. Bu bile tek başına yapılacak referandumun anti demokratik niteliğini kanıtlamaya yetiyor.
16 Nisan yaklaşırken Cumhurbaşkanı ve hükümet, hukuksuz bir biçimde, devlet olanaklarını sonuna kadar seferber etmiş durumda. Demokratik muhalefet üzerinde ezici bir devlet şiddeti sınırsızca kullanılıyor. Mobilize olan devlet organları 'Evet' için hukuka aykırı hangi yöntem varsa onu kullanmaktan asla geri durmuyor. Valiler, kaymakamlar ve yereldeki tüm görevliler birer nefer gibi 'Evet' için çalışma yürütüyor.
Basın desen...malum. Zapt-u rapt altında. Havuz medyası doğru tek bir haber ve yorum yazamadığı gibi, yalan için birbirleri ile yarışıyor. Gazeteler adeta AKP propoganda bültenine dönüşmüş durumda. Her şeye rağmen doğruları yazmak için çırpınan onurlu gazeteciler ise tehdit altında. Gazeteciler, aydınlar, akademisyenler ve yazarlar her gün mahkeme kapılarında, ağır ceza tehditi altında. Düşünmek ve yazmak suç. Düşünceyi ifade etmek ve bir araya gelmek daha da büyük bir suç.
Bu koşullar altında yapılacak olan referandumun adil ve eşit koşullarda yapılacağını elbette hiç kimse idda edemez.
Bu nedenle referandum "Devletin Evet’i" ve "Halkın HAYIR'ı" arasında geçecek.
Dışarıdan bakıldığında, bu referandumun meşruluğu elbette sorgulanacak.
Batı başkentlerinden yükselen kaygılara ve giderek sertleşen eleştirinin dozuna bakılırsa, referandumun siyasal sonuçları beklenmedik gelişmelere yol açacacaktır.
AB, artık yaptırım uygulama konusunda daha kararlı mesajlar veriyor. Türkiye ile yürütülen üyelik müzakerelerini her an askıya alabilirler. Erdoğan'ın şimdiden, "AB katılım müzakerelerini gerekirse bir referandumla halka götürürüz" resti, AB'nin bu hamlesini boşa çıkarmaya dönüktür. Ancak AB üyesi ülkelerin başkentlerinden yükselen seslere kulak verirsek durumun daha da vahim olduğunu görürüz. Kaldı ki AB, katılım öncesi mali yardımların kesilmesini bir tür ekonomik yaptırım kararı olarak her an ilan edilebilir.
Böyle bir gelişme yaşanırsa AB üyeliği macerası son bulur.
Ankara'dan yükselen kimi meydan okumaların durumu değiştirmeyeceği biliniyor. AB'nin yaklaşımı son derece net; "Ankara güçlü olduğunu düşünüyor olabilir ama AB daha güçlü." Sizce mesaj yeterince açık değil mi?
Referandum hem içerde ve hem de dış politika açısından önemli gelişmelere yol açacaktır.
Bu nedenle, 16 Nisan referandumunda halklarımız sadece anayasa değişikliği için sandık başına gitmeyecek. Ülkenin geleceği için de karar verecek.