İsviçre Gündemi

İsviçre bir asırdır Referandumlarla yönetiliyor. Referandumlar İsviçreli’nin yaşamında o kadar etkilidir ki, hemen her alanda kendine yer bulabiliyor. Bir küçük belediyeden, kantona, kantondan ulusal genel sorunlara kadar, istenilen her konu halkın önüne getiriliyor. Biz bugün İsviçre’nin referandumlar geleneğinin artı ve eksilerini sorgulamayacağız, daha çok bu sistemin siyaset ve toplum üzerindeki etkileri ile geldiğimiz coğrafyadaki halk siyeset ilişkisiyle mukayese edeceğiz.
Çok kimlikli, çok kültürlü İsviçre sisteminde bırakalım toplulukları, bireyler bile kendi kaderlerini belirleme hakkına sahip. Bir birey bile herhangi bir konuda ikna ettiği bir grubu harekete geçirerek yasal bir konu da dahil, her hangi bir sorunu referanduma götürme hakkına sahip. Ve İsviçre’nin bir asırlık referandum tarihinde küçük grupların birçok yasayı değiştirdiklerine de tanık olunmuştur.
Parlamento dışındaki referandum girişimleri için önce bir inisiyatif kuruluyor, ardından girişim belirlenen yasal süre içinde 100 bin imza toplarsa, yine belirlenen yasal süreden sonra konu referanduma götürülüyor. Sistemin en önemli özelliklerinden biri de parlamento tarafından kabul edilen yasal değişikliklerin referandumlara sunulma zorunluluğu. Yani halkın iradesi olan Parlamento bile toplumu ilgilendiren yasal değişiklikleri bile onlardan onay almadan yürürlüğe koyamıyor. İsviçre’de sadece geçen yıl 12, bu yıl ise 5 konu referanduma götürüldü. Elbette sistem için de ulusal ve uluslararası düzeyde eleştiri alan sorunlar da yaşanmaktadır ama esas olan sistemin ana gövdesinin halka, kendi kaderini belirleme hakkı vermesidir.
Böyle bir sistem içinde yaşayan bizler, yeni kuşak Kürt-Türk göçmen gençler Türkiye gerçeğini anlamakta zorlanmaktadır. Türkiye sisteminin belirlediği kadar konuşan, verdiği kadar alan, belirlediği alan kadar özgürlüğünü kullanan geleneğin temsilcisi aileler, ya da oluşumlar, yeni kuşaklarla sorunlar yaşamaktadırlar. Yani Türk sistemin kendine benzettiği ya da etkisiyle şekillendirdiği aileler ve kurumlar üzerinden egemenliğini sürdürmekte, olaylara bakış perspektifini angaje etmektedir.
Örneğin Avrupa’da büyüyen bir Kürt gencine, onun aslında Türk olabileceğini asla kabul ettiremezsiniz, ama eski kuşak bir Kürt, kimliğini rahatlıkla inkar edebilir ve Türk olduğunu söyleyebilir. Yani sistemler, bireylerin düşünme perspektiflerini de belirlemektedir. Bu gelenekler, yaşam tarzı, sınıfsal bakış vb  diğer birçok alanda da böyledir.
Böyle bir sistemle kıyaslandığında, geldiğimiz coğrafyada başta Kürt ulusunun diline, kültürüne, varlığına getirilen yasak, diğer azınlıkların inkarı, her demokratik talebin devlet şiddetiyle bastırılması, politikacıların halka sürü gibi bakması, vb yüzlerce gerçek bize Türkiye’yi ortaçağ sistemleriyle kıyaslamaya götürmektedir. Türkiye’nin sürgündeki toplumlardan yana en büyük şansı, diasporadaki muhaliflerinin günlük politikalardan bir türlü zaman bulup, Türkiye gerçeğini yeni kuşaklara, Avrupa kamuoyuna aktaramamış olması, kavratmamış olmasıdır.
Bu başarıldığında bile Türkiye sisteminin ayakta durma şansı olmayacaktır.