16 Nisan referandumuna fazla vakit kalmadı. Hatta yurtdışında referandum oylaması başladı bile. Daha şimdiden „HAYIR“cılara saldırılar da başladı.

Her ülkede seçimler, referandumlar yapılıyor. Ama ne kadar gerilim olursa olsun, hiç birinde böyle gerginlik ve çatışma havası olmuyor. Çünkü demokrasilerinin gelişme ölçüsünde herkes propagandasını yapıyor. Sandıktan çıkan sonuca da herkes razı olduğu için, seçim sonuçlarının açıklanmasını „sükunet ve sühulet“ içinde bekliyor.

Anayasa değişikliği tasarısı daha mecliste iken memlekete savaş havası hakim oldu. Mecliste kavga dövüş, sahtekarlıklar ve küfürlerle tasarı onaylandı. Şimdi de referanduma giderken gerginlik artıyor. Yurtiçinde HAYIR bildirisi dağıtanlara yönelik olarak her türlü saldırı yapılıyor. Yurtdışında ise Brüksel’de görüldüğü gibi AKP-MHP çeteleri doğrudan oy veren halka saldırıyor.

Erdoğan „Yeni Osmanlı“ rüyasıyla tek adam diktasını ilan etti. Onun hayali, iki ay içinde Şam’da Cuma namazı kılarak halifeliğini ilan etmek, Halep’e, Musul’a, Kerkük’e bayrak dikmekti. Plakaları bile hazırdı. Buna paralel olarak Ege adaları, Trakya ve Balkanlar’a yönelik iştahını da gizlemiyordu. Erdoğan kendi iddiasına göre Lozan’da yapılan haksızlık ve hataları misliyle telafi edecekti. Bu Türk-İslamcı-maceracı hevesleri bütün gericiliği ve devlet aygıtını Erdoğan etrafında birleştirdi. Erdoğan da buna güvenerek içte ve dışta yaptığı kabadayılıklarla her türlü suça battı.

Başlangıçta basit yolsuzluk-suistimal ve soygunlardan ibaret olan bir suç dosyası vardı. Erdoğan bu tatlı iktidarını sürdürebilmek için cumhuriyetin hiç uymasa da dilinden düşürmediği temel şiarını tam tersine çevirdi. „Yurtta barış, dünyada barış“ yerine „Yurtta savaş, dünyada savaş“ dedi ve hızla uygulamaya kalkıştı. Demokrasi, özgürlük, eşitlik diyerek buna karşı çıkanları da, hainlikle, düşmanlıkla, ajanlıkla suçlayıp imha ve işgal operasyonları başlattı.

Erdoğan diktası Roboskî’den Gezi direnişine, Suruç’tan Sur’a ve Cizre’ye kadar kanlı katliamlarla anılır oldu. Dışarıda ise Suriye’ye ve Rojava’ya karşı DAİŞ ile girdiği kirli suç ortaklığı deşifre oldu.

Bu nedenle başlangıçta AKP’ye destek olan liberal-reformist eğilimler birer birer AKP’yi terk etti ya da Erdoğan bunların tasfiye etti.

Zamanında Erdoğan’ın sırtını sıvazlayıp yüzde 32 oyla tek parti olarak iktidara gelmesini destekleyen dış güçler bir bir arkasından çekildi. Brüksel’den Rakka’ya kadar yaşadıkları bozgun bunu ilan ediyor. Erdoğan’ın Türk-İslamcı yayılmacı emelleri havada kaldı. Erdoğan-Bahçeli işbirliği ile hala bu dikta rejimi ayakta tutulmak isteniyor.

Referandumun siyasi anlamı sadece bir kaç değişikliğin yapılması değildir. Amaçları bütün kirli-kanlı geçmişiyle bu dikta rejimini halka aklatmak ve onaylatmaktır, dikta rejimini en azından şeklen meşrulaştırmaktır.

İşte bu nedenle mutlaka HAYIR!

Bütün dikta rejimleri ayakta kalabilmek için öldüremediği muhaliflerini zindanlara doldurur.

Bu nedenle bütün diktatörlerin yıkılışında gerçekleşen zindan direnişleri tarihe geçmiştir. Zalim diktatörlüklerin tabutlarına son çivi zindan direnişleriyle çakılmıştır.

Fransız devriminde Bastille hapishanesi sembolleşmiştir.

Evren diktasının yıkılışında Amed zindanı ve Metris-Mamak zindanları tarihe geçmiştir.

Bugün her yerde HAYIR direnişi yükselirken, zindanlardan yükselen direnişe dikkat etmek ve sahip çıkmak gerekiyor.

Zindanlarda yükselen direnişler halkların özgür yaşamı için tek silahı olan canını ortaya koyanların direnişidir. Onların yaşamına sahip çıkmak kendi yaşamımıza sahip çıkmak demektir.

HAYIR diyenleri dış güçlerin ajanlığıyla suçlayan Erdoğan diktası, bakalım en içeriden, duvarların-tel örgülerin arkasından, zindanlardan, hücrelerden yükselen sese ne diyecek?

Katliamlara, zulme, zindanlara #HAYIR!

Eşit-Özgür ve onurlu bir yaşam için #HAYIR!