Rehine diplomasisi Trump’a çarptı
Amerikan Hazine Bakanlığı, Papaz Andrew Brunson’un serbest bırakılmamasından sorumlu tuttuğu Türk Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, ABD’deki mal varlıklarına el konulması kararını verdi. Kararda bu iki bakanlık, Türkiye’deki ağır insan hakları ihlallerinden sorumlu tutuldu.
GİRAN ÖZCAN*
HABER/ANALİZ
ABD-Türkiye ilişkilerindeki kötüye gidişin başlangıcı bir tarihle veya bir olayla izah edilmesi, yorumcunun bakış açısına göre değişebilir. Ama bu kötü gidişatın Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın ülkeyi ve onun devlet kurumlarını tümden kendi himayesi altına alma süreciyle paralel geliştiğini söylemek görece daha az tartışmaya açık bir konudur.
Mevcut gelişmelerin vahametini anlamak için ne çok fazla tarihin derinliklerine inmeye gerek var, ne de bizim bu yazıda öyle bir misyonumuz bulunmaktadır. Ama şunu burada belirtmeliyiz ki, aşağıdaki iki gelişmenin katalizör rolü oynadığı kesin:
* ABD’nin Suriye’deki Kürt halkı ve onun kurumlarıyla olan ilişkisi;
* 15 Temmuz 2016’da yaşanan hadisenin, iki ülke arasındaki hafif gerginliği yepyeni bir düzeye ulaştırması.
ABD’nin Kuzey Suriye’de Rojavalı Kürtlerle birlikte DAİŞ’e karşı mücadele ediyor olması, Türk devletini mutsuz etti. Daha da önemli olan özgürlük mücadelesinin Suriye zemininde yeni kazanımlar elde ediyor olmasıydı.
S-400’ler kaygıları arttırıyor
Suriye zemininde ABD’den umduğunu bulamayan Türk hükümeti, rotayı Rusya’ya çevirdi. Türkiye’nin talep ettiği Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi, ABD’nin çok yakından takip ettiği bir konu. Bu, salt savunma sektörüyle sınırlı kalabilecek bir işlem değil. Uzun vadede, ABD ile NATO müttefiki olan Türkiye’nin, bu ittifakın güvenilir bir üyesi olmaktan çıkacağı yönündeki kaygılar artıyor.
15 Temmuz’un ne olduğu çokça yazılıp çizildi. Bu tarihten sonra Türkiye’de, Erdoğan’ın bazı çevrelerce ‘son kale’ olarak görülen ordunun da kontrolünü sağladığını düşünenlerin sayısı Washington’da oldukça fazla. ABD’liler kuvvetler ayrılığı ilkesine aşina oldukları kadar, bağlıdırlar da. Türkiye’de ise bu ilkenin artık esamesi okunamıyor.
Gülen’in, Erdoğan’dan ayrılması kötüye gidişi ilerletti
O gün müttefiki olan Türkiye’de yaşanan olayları canlı yayınlayan ABD’nin önde gelen TV kanalları gayet soğuk kanlılıkla gelişmeleri aktarmıştı. Ancak olayın hemen akabinde Türk devlet yetkilileri, ABD’nin ‘darbe girişiminin’ planlayıcıları arasında olduğunu imayı aşan bir dille ifade etmekten geri durmadı.
ABD’nin Pensilvanya eyaletinde yaşayan Fethullah Gülen ve cemaatinin, Erdoğan hükümetiyle yollarının ayrılması akabinde yaşanan olaylarda iki ülke arasındaki ilişkilerin kötüye gidişi daha da kamuya açık bir şekilde ilerledi. Türk devletinin ABD elçiliklerinde çalışan bazı görevlileri tutuklaması bu gidişatın en somut ifadesi oldu. Bununla da yetinmeyen devlet, 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Papaz Andrew Brunson’ı da tutuklayıp cezaevine gönderdi.
Halkbank’a nasıl bir ceza kesilecek bilinmiyor
Aynı dönemlerde ABD’de devam eden bir Reza Zarraf davası vardı. Türk hükümetinin içinde bulunduğu yolsuzluğun ne boyutlara ulaştığını ifşa eden bu dava süreci, Halkbank Müdürü Hakan Atilla’nın New York’ta yargılanıp mahkum edilmesiyle sonuçlandı. Mahkemenin henüz Halkbank’a nasıl bir parasal ceza keseceği ise henüz bilinmiyor.
Türk devleti ‘rehine diplomasisi’ yürüttü
Nitekim ABD’de Türk vatandaşları tutuklu bulunurken, Türkiye’de de ABD vatandaşları tutuklanmaya başlandı. Washington’da çalışan ve ağırlıkları bulunan Think Tank Konferansları’nda Türk devletinin bir ‘rehine diplomasisi’ yürüttüğü söylenmeye başlandı.
Vize yasağı cılız kaldı
ABD’li yetkililer her ne kadar sert açıklamalarda bulunsalar da, ilk diplomatik karşı hamlesini Türkiye vatandaşlarına vize yasağını getirerek yaptı. Bu yasağın en çok sıradan vatandaşları etkilediği sonucuna varılmasından sonra sonuçsuz bir şekilde geri çekildi. ABD’nin bu hamlesini yorumcular çok cılız bir yaptırım olarak görürken, hiçbir sonuç elde etmeden kaldırılmış olmasının da ülkenin itibarını zedelediğini ifade etti.
Brunson’a karşılık Türk İçişleri ve Adalet Bakanı
Karşılıklı sertleşen açıklamalar, cılız diplomatik yaptırımlar ve rehine diplomasisi olarak tanımlanan pazarlıkların sonuçsuz kalmasının ardından ABD Başkanı Trump ve Başkan Yardımcısı Pence aynı günde “Türk hükümeti Pastör Brunson’u serbest bırakmazsa yaptırım uygularız” söylemini açıktan ifade etti. Aradan bir hafta geçmeden bu sefer sözler lafta kalmadı.
ABD’nin önceki gün aldığı karar, direkt olarak ‘failleri’ hedefledi. Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders tarafından yapılan açıklamada “ABD Başkanı’nın talimatı doğrultusunda ABD Hazine Bakanlığı, ikisi de Pastör Brunson’ın gözaltına alınması ve tutuklanmasında önemli rol oynayan İçişleri ve Adalet Bakanlarına yaptırım uygulamaktadır” denildi.
Brunson evine dönene kadar devam edecek
Yaptırım kararını uygulayan Maliye Bakanlığı’nın açıklamasında ise dikkati çeken bir cümle daha var: “Bu görevliler (Türk Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu) Türk hükümetinin ağır insan hakları ihlallerini uygulayan kurumların başında bulunmaktadırlar” deniliyor.
Açıklamanın bu kısmı da bu kararın sadece ABD’li din adamının tutuklanmasına karşılık yapılmış bir hamle olmadığını, Türk devletinin sistematik insan hakları ihlallerine karşılık bir yaptırım olduğunu da gösteriyor.
ABD Başkan Yardımcısı Pence, yaptırımlar açıklandıktan sonra yaptığı konuşmada “Pastör Brunson evine dönene kadar yaptırımlar genişleyerek devam edecektir” dedi. Washington’da hem devlet yetkilileri, hem de siyasi nabzı çok iyi tutan Think Tank’ler ABD-Türkiye ilişkilerinin çok daha kötüye gideceği konusunda hemfikir.
* Halkların Demokratik Partisi (HDP) ABD Temsilcisi