Yılbaşı gecesi memlekette esnaflık yapan bir yakınımızla telefonlaştık. “Şimdiye kadar,” dedi, “yalnız iki kişi ‘Hayırlı yıllar’ dedi; başka da yeni yılımızı kutlayan olmadı.”
Çünkü günlerdir hem çeşitli basın organları hem sosyal medya üzerinden yılbaşının “gâvur icadı” olduğu, o gün eğlenmenin de kâfirlik olacağı propaganda ediliyordu. Bu propagandayla sokaklarda bildiriler dağıtanlar geçtiğimiz yıllara göre çok artmış, hatta metropol merkezlerindeki reklam panolarını kiralayabilecek kadar palazlanmıştı.
Lafı eğip bükmeye, başka başka örgütlerin adını anarak fail ile fiil arasına mesafe koymaya gerek yok: Bu propaganda, basbayağı AKP’nin propagandasıydı.
***
AKP’yi kuvvetli kılan, Türk toplumsallığıyla kurabildiği güçlü doku uyumuydu. Türk toplumunun tarihsel reflekslerini, motivasyonlarını üst üste koyarsanız, ortaya “AKP sentezi” çıkacaktır. Dönem dönem bir nebze ayrı mecralar olarak özneleşen Türk milliyetçiliği ve İslamcılığının aynı potada eritilmesi... İşte AKP budur. Dolayısıyla ne Ay’ın ötesinden gelmiştir ne de yabancıdır. Ermeni Soykırımı’nı, Kürt katliamlarını, Maraş’ı, Sivas’ı ve daha fazlasını içeren tarihin ışığında bakıldığında asıl marjinal ve şaşılası olan, toplumun bazı kesimlerinde yarattığı “şok etkisi”dir.
AKP’nin kotarmayı başardığı şey, Türk toplumsallığı ile Türk devleti arasındaki -bazı stratejik gereklerle mâlul “Batıcılıktan” da kaynaklanan- açıyı da kapatmış olmasıdır. Yıllarca kendisini devletin dışında hisseden ve ekseriyeti yoksul olan muhafazakâr Türkler (ve Türklüğe ihtida edenler) manipüle edilmiş, AKP onların temsilcisi kılınmıştır. Ekonomik göstergeler vaziyetin aleyhlerine dönüştüğünü gösterdiğinde dahi yoksulların AKP’ye sarılması, yalnızca “sadaka toplumu” gibi tamlamalarla açıklanamaz; burada tarihsel bir intikam hissi de vardır. AKP, tam da bu intikam hissi üzerinde ve oradan kaynaklanan çelişkileri kaşıyarak yüzde 50’ye ulaşmayı başarmıştır. Çelişkinin yıkıcılığından ise (çoğunlukla Kürt düşmanlığı üzerinden) “Türklük çimentosuyla” kurtulmuştur.
***
Eğitim-Sen’in açıkladığı verilere göre AKP’nin iktidara geldiği 2002-03 eğitim-öğretim yılında 71 bin 100 olan İmam Hatip Liselerindeki öğrenci sayısı, 2015-16 eğitim-öğretim yılında 555 bin 870‘e ulaşmıştır. Bu sayıya “İmam Hatip Okullarını” (yani 5-8. sınıf arasında, 10-13 yaş arasında devam edilen ortaokulları) eklediğimizde rakam, 1 milyon 136 bine ulaşmaktadır.
Bu rakamların böylesine hızlı bir artış kaydedebilmesi, tek başına iktidarın niyetleriyle açıklanamaz. “Doku uyumunun” olmadığı hiçbir yerde, böyle bir dönüşümün bu denli rahatlıkla gerçekleştirilmesi mümkün olmaz. Bu okullardaki eğitim, milyonlar tarafından takdir edilmekte, kabul görmektedir. Bu okullar, sözgelimi “yılbaşı kutlamayı kâfirlikle eş görmenin” resmî propagandasının da yapıldığı mekânlardır.
AKP, yıllardır çeşitli gerekçelerle “lüzumlu olmadıkça uyutulan hücreler” gibi tutulan ama toplumsal da olan refleksleri uyandırmış ve rejimin reorganizasyonu niyetiyle hazır kıt’a hale getirmiştir. Bu gerçeğe “Köy Enstitüleri” romantizmiyle yaklaşmak, “Bir zamanlar buralar hep dutluktu” diye iç çekerek bakmak, “toprağa yabancılık yüzünden kök salamamakta” ısrar etmektir. AKP -yazık ki- Türkiye solunun yanılgılı romantizminden daha fazla “buralı”, daha fazla hakikidir.
***
Yılbaşı gecesi İstanbul’un “gözde eğlence merkezi” Reina’ya yapılan saldırıyı bu verilerden bağımsız düşünmek, hakikatten uzaklaştırır. Bu saldırının failinin AKP olduğunu söylemek de hakikate daha yakın olacak fakat yetersiz kalacaktır. Karşımızda duran, tarihsel Türk-İslam refleksidir. Memleket solunun yıllardır tespit etmek ve hakkında formül üretmekten kaçtığı, yoksullar içinde özellikle kökleri olan Türkiye hakikatidir.
Reina’nın toplumsal hafızada bir “zengin mekânı” olarak kodlanmış olmasının da saldırının toplumsal meşruiyetine katkı sunduğunu söylemek, abes olmayacaktır. AKP, bayraktarlığını yaptığı reorganizasyonun “yıllardır itilip kakılmış fukara Müslüman Türklerin intikamı” olduğu tezini iyi işlemiş ve kabul ettirmiştir. Solun dokusunun yıllar yılı kent varoşlarındakilerden daha fazla orta sınıfla uyuşması da bu “başarıda” mutlaka etkilidir. Fundamentalizmin dibini kazdığınızda, rasyonel gerekçeleri olan bir öfkenin “yozlaşmış“ bir kanala sürüklendiğini görürsünüz. Defaatle doğrulanmış bilgidir: Biriken öfke, kendisine akacak kanal arar ve o tarihsel anda hangi özne güçlüyse/becerikliyse birikimi ardına alır.
***
Geçmişe dönüp hataları temizlemenin vakti çoktan geçti. Gün, bu saldırıdan “hayatta” kurtulma günü. Demokratik bir mücadelede birleşmek, karşı çıkmak, direnmek... Fundamentalizmi yenmenin formülü, Rojava’da; birlik ruhunda, radikal karşı koyuşta. Zira karşımızda duran, bir hukuki özne de değil, silahlı/silahsız herhangi birilerini öldürmekten haz duyan, kendisini ölümün şok ediciliği üzerine bina eden, güçlü ve tarihsel meşruiyete de sahip bir sapkınlıktır. O sapkınlığın kökleri, ötelerde değil Türkiye’dedir.