Ava Neşe KALP  

Reis, Barış İçin Akademisyenlerin barış bildirisi sonrası, akademisyenleri ‘hain, müstemleke zihniyeti, mandacı’ vb. sözlerle emrindeki gladyatörlere yem olarak attıktan hemen sonra başlayan akademi kıyımı, daha sonra 15 Temmuz’da galasını yaptığı milli korsanlık sporu ile zirveye taşıdı. KHK “fermanlarıyla" yapılan "temizlik harekâtı"yla Türk akademisi AKlandı!

Akademik anlamda ülkenin en iyi üniversitelerini, üniversite diploması dahi olmayan ve bu konuda sahtekarlıkla ülkenin en üst makamını gasp eden biri olarak, hizaya getirmek için her türlü hileye başvurarak, kendisine el pençe duran akademisyen adı altındaki kulları aracılığıyla dağıtmayı başardı. Bu kulları, biat etmeyen akademisyenlere haddini bildirmede birbiriyle yarışmalara doyamadı. Reis’in sağ kolu ve artık resmi gaspçı çete başı Sedat Peker’in kan banyosu önerisi, bu üniversitelerden mezun edilen “bağımsız hukuk"çular tarafından ‘ifade özgürlüğü’ olarak dünya hukuk literatürüne geçirildi.

ODTÜ, Boğaziçi, Galatasaray gibi üniversitelerle özel ilgilenerek darmadağın edilirken, çok iyi bir kadrosu olan Mardin Artuklu sıfırlandı. Beğenmedikleri kim varsa “KHK fermanları"yla kovdular. Dolayısıyla henüz pasaportları gasp edilmemiş kadar şanslı olan pek çok akademisyen yurt dışına çıkmak durumunda kaldı. Geriye kalanlar ise “sivil ölüme" terk edildi. Şu anda risk altındaki akademisyen başvurularının yüzde 95’i Türkiye’den yapılmaktadır. UTANÇ!..

Doktora yapmak nüfusun on binde biri oranındadır. Oldukça uzun, pahalı ve en az 25 yıllık bir emekle edinilse de 30 yıl kadar bir ortalaması vardır. Ve son KHK’larla birlikte işten atılan 6000’den fazla akademisyen düşünüldüğünde, 180.000 yıllık bir eğitim süreci, üretime hazır bu kadar insan ve emek, parasız pulsuz başka ülkelere devredilmiş oldu.

Son bir ankette, yılda 26 bin küsur akademik makale yayını ile ABD akademiasının dünyada ilk sırada olduğu açıklandı. Bu nedenle bilgi ve teknoloji ihraç etmektedir. Örneğin sadece Apple şirketinin değeri dünyadaki birçok devletin yıllık gelirinden daha fazladır. Dolayısıyla açıkça anlaşılacağı gibi Amerika’da üniversite eğitimi dünyada bir numaradır ve çok önemli bir sektördür. Hem ülkesine okumaya gelen öğrenci sayısı ile ciddi bir ekonomik gelir sağlarken, öte yandan da gelen bu öğrencilerin en iyilerini buralarda istihdam ederek iki yönlü faydalanmaktadır. Üretilen teknolojinin önemli bir bölümü dünyanın her yerinden gelen bu beyinler üzerinden üretilmektedir. Diğer bir yandan da eğitip gönderdiği bir kitle üzerinden uluslararası ilişkilerini devam ettirip bu yolla daha çok öğrenci geri getirmektedir. Geri gönderdiği veya ülkesinde istihdam ettiği akademisyenlerle, dünyanın her tarafından kendi akademiasına bilgi de akıtmaktadır.

Bu nedenle her üniversitenin adeta tapınak formunda, kampüsün tam merkezinde yer alan en az bir kütüphanesi vardır. Her kütüphanede milyonlarca kitap, dergi vb. kopyasının yanında, bir o kadar da abonelik sistemi ile online olarak dünyanın her tarafından kullanıma sunulmaktadır.

Hem Avrupa, hem de Amerika’da Türkiye’deki gibi akademisyenle dikiş atölyesine getirir gibi 8-5 arası, üstelik ofis dahi sağlamadığı üniversiteye getirmez. Türkiye’de çoğu üniversitede bir kütüphane dahi yoktur. Var olanlarda da kaynak yoktur. Online sistem ile abonelik pahalı olduğu için yapılmaz. Akademisyene en az üç ders yükler, bir şey okumasına bile fırsatı olmayan akademisyenden bir de yayın yapmasını bekler.

Oysa ABD ve AB’de akademisyene ilk olarak çalışabileceği bir ofis sağlanır. Kaynaklara ulaşması için milyonlarca Euro/Doları aylık olarak kütüphane sistemine akıtılır. Akademisyenin kullanması için talep ettiği her kaynağı istihdam ettiği personel ile ayağına götürür.

Şimdi Reis, zaten çoğu lise seviyesine getirilmiş olan üniversitelere gelmeleri için, yukarıdaki ortamdan akademisyenleri Türkiye’ye çağırmaktadır. Bir ‘ferman’ ile tüm dekanları istifa etmeye zorlayan, işe alınacak akademisyeni bile kendisine sorduran, bir aylık profesörü rektör yapan, otobüslere doldurup saraya ayağına çağıran, el etek öptüren bir ortama, dışarıdan akademisyenlerin gelmelerini bekliyor.

Öte yandan çoğunu birer ajana çevirdiği öğrenci, akademisyen ve personelin olduğu bir ortamda akademisyenin özgürce bilim yapmasını, ders vermesini beklemektedir. Bu durum bile bu kişinin gerçeklikten koptuğunu, Alaaddin’in Sihirli Lambası dönemi saray şatafatı içinde sürreal bir ruh hali içinde olduğuna kanıttır. Sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde absürtlüğü ile ün yaptığından bihaber olarak sanırım akademisyenleri geri çağırma cesaretinde bulunuyor.

Hani eğitimli nesil tehlikeli idi? Ne oldu? Bilal’ler ve ata sporu cirit yetmiyor mu? Ecdadınız gibi at binip Viyana kapılarına dayanamıyor musunuz? Üstelik TSK, Polis, SADAT, Cihatçılar gibi dört ordu, yanında bonus olarak Ergenekoncular; Perinçek, Sedat Peker, Mehmet Ağar, hatta Tansu Çiller de var. CHP, İYİP, Kılıçdaroğlu, Fatih Altaylı, Ahmet Hakan, kaşları yaylı, gözleri sürmeli vicdanları boktan başörtülü yazar bacılarınız da sizi destekleyeceklerdir. Eğitimcilere ne hacet.

Nasıl, altın klozete sıçmak bir çare olmuyor değil mi? Sen her altın klozete oturduğunda ülkenin tam içine sıçtığından bihabersin galiba. İşte içine sıçtığın bir yere akademisyen falan gelmez -kusura bakmasın okuyucu - orada ancak bokunla oynarsın…