Herkes soruyor: AB’ye ne oldu?

Liberaller şaşkın… Havuzcular, üç milyar Euroyu cukkaladıklarını düşünüyorlar. 

Kendi aralarında “Reis mülteci silahını ne kadar da ustaca kullandı” filan diye kıkırdıyorlar. 

Ama farkında değiller: Avrupa, Türkiye’yi “basın özgürlüğü”, “insan hakları”, “Kürt sorunu” yüzünden en ağır şekilde eleştirdiği hatta suçladığı zaman bile, Türkiye’yi bu kadar aşağılamamıştı. Cebine üç milyarı Euroyu koyarak, Türkiye’yi, “çop” gibi gördükleri “mülteci çöplüğü” yapmışlar, “imtiyazlı ortaklığı“ aratacak bir statüyü Türkiye için uygun görmüşler: “Ortak” filan değil; “Tampon”... AB sınırlarını “mültecilerin sızmasına karşı” korumak... Yani Ortadoğu paylaşım savaşı bitene kadar Türkiye “tampon” nöbetinde. AB üyeliği hayal.

AB’nin “heyecanlı Türkiye zirvesi”nin bir cephesi böyle. 

Ama diğer cephesi başka. Diğer cephe “savaş cephesi”.

Rusya Suriye’de artık askeri varlığıyla yer aldı. 

Şimdi Avrupa Türkiye’yi Rus, İran ve Suriye askerine karşı alternatif olarak pış pışlıyor. Şöyle düşünün: DAİŞ‘e karşı yürütülen savaşın sonuç vermeye başlamasıyla birlikte ne olacak? “DAİŞ’e karşı birleşen küresel devletler, bu defa Suriye ve Irak üzerinde egemenlik yarışına başlayacak. 

İyi de bu yarışı birbirleriyle savaşarak mı yapacaklar?

Elbette hayır. Bunlar nükleer güç. Biri patlarsa dünya da patlar. 

O zaman ne yapacaklar? 

Örneğin Rusya’yı hangi “kara gücüyle” tehdit edecekler?

Diyelim Ruslar bu oyunu oynamadı. İran’ın yayılmacı ataklarına karşı hangi kara gücünü kullanacaklar?

Ve Türk diplomasisi, bu tehlikeli “pış pışlanmanın” sonuçlarını hesaba bile katmadan, kendisini adım adım Rusya’nın ve İran’ın karşısında “kara gücü” haline getirmek isteyenlerin eline oynuyor, Şöyle oynuyor: Ankara “PYD ile değil de benimle işbirliği yapın, PYD güçlerini kara harekatı için kullanmayın” deyince, Avrupalı bizimkinin cebine parayı sıkıştırıyor, sonra da, “Rusya’ya ve İran’a, aynı zamanda DAİŞ‘e, sonra El Nusra’ya, öteki El Kaide unsurlarına karşı senin ‘memetçik’ Kürt gerillasının yerini tutar mı?” diye içi binbir tuzakla dolu sorular soruyor. 

Bizimki Kasımpaşalı, hem de Rizeli, hem de her bir şey ama bu defa; “memetçik gerilladan yahşidrir, bir vuruşta bin aslanı yere serer ki, geride kalan aslanlar Afrika savanlarından yüz geri edip, soluğu Kutuplarda alır” diyememekte. Bir vuruşta bin aslan tamam da, “bir vuruşta bir Rus uçağı” başına fena halde bela açtı.  

Bir müddet kıvıracaklar. 

Ceplerine para koyan Avrupalılar ve Amerikalılar onları sırtlarından önce yavaş yavaş, sonra daha kavi itekleyecek. Sınırı bir adım aştıkları anda, Rusça ve Farsça konuşan, biraz da Arapça kelimeler kullanan askerlerle karşılacak. Onların hemen yanında DAİŞ‘i bombalayan ABD... Yalnız ABD olsa mesele yok. Biraz ötede de YPG-YPJ gerillası... Tabii bu arada çok sayıda “casus kokteyli... CIA, BND, FSB, MOSSAD... SAVAMA, MUHABARAT...

Can Dündar değil, asıl casuslar o zaman Türk devletinin içinde hazırladıkları mayınları patlatacak. Artık kaset mi dersiniz, petrole bulaşmış “mahdumun” parmak izi mi, her bir şey ortalığa salınacak.

Bizim ki çok seviyor ya “mahrem” kelimesini. Ülkede “ne mahrem kalacak ne namahrem”.

Bir kere bu bataklığa girilsin, ertesi günü en az beş-on “Maraş, Çorum, Sivas” provokasoyu olur, “Kızılbaş kanı” dökülür. Mersin, Adana ve Hatay’da Nusayri Aleviler, Orta Anadolu’da Türkmen Aleviler o saat ayaklanır; zaten ayaklanmış olan Kürdistan aleviliğiyle birlikte ülke mezhep savaşına sürüklenir. Zaten “Üçüncü Dünya Savaşı’nın Kürdistan’daki cephesinde kan diz boyu”, Türkiye etnik ve dini kavgalarla karışır. 

Çağdaş Enver, bu durumda ne yapar? Arkaik Enver’ini “Ermeniler cephe gerimizde bizi vuruyor, o halde yok edile” dediği gibi, Alevileri ve Kürtleri yok etmeye mi kalkar?

Sonra? Bayırbucak filan derken, “çayır çimen geze geze of! diyerek, Enver gibi yollara mı düşer?

Allah muhafaza...Neler yazıyorum böyle...

Korkulu rüya gibi bir şey...

Öyle bir şey ama, Reis bu rüyayı jöleliye yorumlatırsa iyi olur diyorum...