Geri kalmış kitleleri, Necip Fazıl, Mehmed Akif ve Arif Nihat Asya’nın, içinde bayrak, vatan, millet kavramları geçen hamasi (ırkçı, şoven) manzumeleriyle afyonlayıp, kalabalıkları tuz görmüş sürü gibi peşlerinden sürükleyenler, zoru gördükçe boynu bükük mağdur rolü oynuyorlardı.
Mesela, Rusya’ya saldırıp Birinci Dünya savaşını başlatanlar, tüfek bile patlatamadan kara, dona, bitlerin istilasına yenilince, durup dururken, emperyalizmin hücumuna uğramış mağdur kisvesine büründüler.
Arapları sıram sıram asmları ayaklanmaya dönüşünce, “arkadan vurulduk“ dediler.
Kürtlerin yurt işgalcileridir. Hak ile özgürlüklerinin gaspçıları. Ama söylemde mağdur…
Uzakta kalan zalimlikler, orada kalsın. 2006 yılında, “kadın da olsa, çocuk da olsa" dedi Erdoğan, vur emri verirken. Sonra 12 çocuk ölüsü toplandı, sokaklarda. Katledilen değil, katil mağdurdu. Kürtler, 7-8 Ekim 2015 tarihlerinde, sokağa çıktılar. Silahsızdılar. Kimseye zararları da olmadı. İki günde 53 kişiyi katlettiler. Yine katiller mağdurdu.
Kürt şehirlerini tanka, topa tuttular. Katledilmiş insanları sokak kedi ve köpeklerine yem yaptılar. Yine mağduriyeti kendi hesaplarına yazdılar.
Çaldıkları kutularda, kasa ve sıfırlanmamış odalarda yakalandılar yine mağdur oldular. Altın kaçakçısı uluslararası Mafya ağı, ele geçince de mağdur oldular.
Onlar şimdi, havaya savurdukları Türk ekonomisinin mağdurlarıdır… Baş aşağı ettikleri ekonomiyi, düşmanlarının gazabı olarak sunuyorlar, bize.
Onlara göre, onların bir tek ferdi dünyaya bedeldir. Bu yüzden, yer kürenin emperyal odaklar tekmili birden, Türk’ün icatlar, buluşlarla dolu medeniyetine düşmandır. Küresel güçler, baş edilemez teknik ve ekonomik gücünü kıskanıyor.
Bunlar birleşik, Türk parasına savaş açtılar.
Palavraya bakın ki, Küresel güç dedikleri NATO ise eğer, TC NATO’nun ileri karakol bekçisidir. Avrupa ve Amerika NATO’dan ortağı, Rusya ve Çin de yeni flörtüdür.
Oysa, bu gerçeğe rağmen Türklerin tek Reisi Recep Erdoğan, aslanlarla boğuşup timsahlarla güreşen tarzının yorgunluktan zor duruma düşmesi misali, “Küresel emperyalist güçler" diye diye mağduriyetini bağırıyor, yardım istiyor:
“Ey milletim, yastığının altında sakladığın dolarları, bankada Türk lirasına çevirip vatan imdadına koş; koş ki, hep beraber komployu aşıp düşman yenelim!.."
İnsan, ister istemez vatan imdadına çağrısı yapanın, ön safta durmasını bekliyor. Ama ne gezer, kıpırtı yoktu, onda. Sefa adamı, fedakarlıkta olmaz.
Halbuki, gerçek dolar hesabını kimse bilmiyor, ama Cumhurbaşkanı olurken bankada 200 bin doları olduğunu kendisi açıklamıştı. Oğulları, damatları ise dolar milyarderi mi, milyoner mı bilen yok.
Halkını fedakarlığa çağıran adam, yüz dolarcıkla da olsa fedakarlığa katılmıyor, ama, halkın parasıyla dikilmiş 1150 odalı sarayda oturuyordu. Uçaklardan inip zırhlı araçlara biniyor, halkın nakit parasıyla Saray mitinglerine katılanlara (muhtarlar, yargıçlar, polis ve üniversite yöneticileri) ziyafetler çekiyordu.
Bununla da kalmıyor, kötü günler için yastık altında saklanan 100 dolara da gözünü dikiyordu.
Oysa, dolardaki artışın müsebbibi, 100 dolar sahipleri değildi. Dış düşmanının komplocular, kumpasçılar, dış tuzakçıların dahli de yoktu, bu olayda.
Günahın tümü İmam Reis efendiye aitti. Şöyle:
Reis efendinin ekonomik düzenin bir ayağı, Suudi Arabistan ve Körfez Şeyhliklerine, bir ayağı da domates, biber satışına dayalıydı.
Suriye, Irak kapısından giren domates, biber, nohut, mercimek yüklü kamyonlar, bütün Arap yarım adasına uzanıyordu. Rusya kapısından girenler ise karlı Kuzeye kıvrılıyor, Sibirya’ya varıyor, güneydeki cumhuriyetlere açılıyor, uçaklar da Antalya’ya turist taşıyordu.
Onların deyimi “yanilerin yanisiyle" Reis, Körfezin borç parasına ek olarak, ticaret ve turizmden gelen para ile idare ediyordu. Fakat, günün birinde emri altındaki polis ve askeri güçle kendinden geçmiş, ne oldumun delisi olmuş gibi davranmaya başlamıştı. O artık kendisi değildi. Etrafındaki yalaka, yalama danışmanların övgüleriyle, ganimet avına hazır, gaipten gelen Osmanlı sultanıydı. Fatihin gölgesi…
Öbür yanıyla çocukluğunda seyrettiği Tarzan’dı. Aslanlarla boğuşan, timsahlarla güreşen…
Ve fatih olma hevesiyle, Irak’a cephe açıyor, İslamo Faşist çetelerle işbirliği ile Suriye rejimini yıkmaya çıkıyor, engel gördüğü Rusya’nın da uçağını düşürüyordu.
Tarzan farkında değil, ama aslana salladığı bıçağı ayağına saplamış, zor duruma düşmüştü. Irak, Suriye, ardından Rusya kapıları kapanıyordu.
Öte yandan ırkçı histerisini köpürdeten Kürt düşmanlığı, TC tarihinde ilk defa resmen deklere edilen güdü ile, “yer yüzündeki bütün Kürtleri hedef alıyor"du. Reis, artık mali olarak zordaydı. Körfez de istenilen para gelmiyordu
Öte yandan, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Erdoğan’ın deyimiyle “Allahın lütfü" olarak değerlendirilmiş, Türk tipi demokrasi de ortadan kaldırılmış, Kürtlerin bütün kurum ve kadrolarından başka, Erdoğan’ın hoşlanmadığı herkesi hedef almış, şirketlere, mala mülke, el konulmaya başlamıştı.
Yabancı yatırımcılar da kaçmaya başlayınca, dolar sıtmaya yakalanmış gibi titremeye başladı. Bilmem anlatabildim mı? Demem o ki, dolandırıcının küresel güçlerin ekonomik komplosu dediği bir aldatmadır. Geri kalmış kafaları, mağduriyet söylemiyle dolandırma…