- AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, AKP-MHP-Ergenekon koalisyonunun ruhuna uygun tavrını, deklare etti.
- Süleyman Soylu, Devlet Bahçeli ve Doğu Perinçek’in son üç gündür savunduğu tezleri tekrarlayan Erdoğan, ”Soylu’nun yanındayız, yanında olacağız” dedi.
- Erdoğan, yine ırkçı ve dinci hamaset yüklü konuşmasında tam bir çete reisi üslubuyla savurduğu tehditlerine İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i dahil etti.
- ‘Gelin hanım’ ve ‘bay Meral’ dediği Akşener’e yönelik Rize’deki saldırıyı tebrik eden Erdoğan, ”Gerekeni yaptılar. Daha neler olacak neler... Bunlar iyi günler” diyebildi.
- Erdoğan’ın açıklamarından sonra Süleyman Soylu da ”Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde olduk, emrindeyiz, emrinde olacağız...” paylaşımında bulundu.
Türk devleti içindeki iktidar çatışması ve yeni döneme uygun çete istihdamından dolayı dışlanan elemanlardan biri olan Sedat Peker’in itiraflarının odağındaki isim Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile ilgili tavrı beklenen AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, dünkü Grup Toplantısı’nda kendisine yakışanı yaptı.
Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun örtülü tehditler eşliğindeki çıkışları; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önceki günkü Grup Toplantısı’nda Soylu’ya sahip çıkarak, bunun ittifakın ve Türkiye’nin bekası olarak sunması; Ergenekon kanadını temsil eden Perinçek tayfasının benzer argümanlarının Soylu’nun yanında durması ardından konuşan Erdoğan, Soylu-Bahçeli-Perinçek triosunun son üç gündür servis ettiği bütün argümanları savunarak, ”hedef Türkiye’dir” yalanını pazarladı.
Erdoğan, ”İçişleri Bakanı Soylu’yu hedef alan saldırıların gerisinde ülkemizde sağlanan huzur ve güven ikliminden duyulan rahatsızlık var. Suç örgütleriyle mücadelesinde de yanında olduk, yanında olacağız. Bu tezgahı da Allah’ın izniyle bozacağız. Bay Kemal, Bay Meral size buradan ekmek çıkmaz boşuna uğraşmayın. Suç çetelerinin mensuplarını dünyanın neresine kaçarsa kaçsın takip ediyoruz. Yargıya teslim edene kadar peşlerini bırakmayacağız” dedi.
Linci tebrik etti, üstüne tehdit ekledi
Kürtlere, demokratik muhalefete tehditlerini tekrarlayan Erdoğan, hızını alamayarak İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i de hedef aldı. Akşener’in geçen hafta Rize’nin İkizdere ve Çayeli ilçelerinde gerçekleştirdiği esnaf ziyareti sırasında uğradığı saldırı ve linç girişimine işaret eden Erdoğan, ”Gelin hanım Netanyahu’nun yanına koyuyor uzonun ardından da Rize’ye gidiyor. Gelin hanıma gayet güzel ders veriliyor. Yine dua et ki gelin hanıma çok ileriye gitmeden ders verdiler. İkizdere yetmedi, Çayeli’ne gittin. Orada da gerekeni yaptılar. Daha neler olacak neler... Bunlar iyi günler. Bu ülkede ahde vefa diye bir şey var. Eğer ahde vefa olmazsa bu millet affetmez” diye konuştu.
Erken seçim de dış mihrak
Erdoğan, muhalefetin erken seçim çağrılarını da yine Bahçeli ve Perinçek gibi dış mihraklara bağladı. Erdoğan, erken seçim olamayacağını şöyle ifade etti: ”Ülkemiz tarihinin her döneminde uluslararası operasyonlar maruz kalmıştır. Bu defa da ülkemizi suç örgütleri üzerinden hem içeride hem uluslararası kıskacı alma peşindeler. Ortada makul, mantıklı hiçbir sebep olmadığı halde, erken seçim teranesi tutturanların sufleyi nereden aldıkları ortadadır. Boşuna uğraşmayın, seçim Haziran 2023’tür.”
Soylu da biatını yineledi
Erdoğan’ın AKP içindeki cılız da olsaya başlayan itirazları bastırmaya çalışıp MHP ve Ergenekon ile devam edeceklerini tekrarladığı konuşmasında sahip çıktığı Süleyman Soylu, bu coşkuyla Twitter hesabından, “Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın emrinde olduk, emrindeyiz, emrinde olacağız...” paylaşımı yaptı. ANKARA
Kuruluşundan beri böyle bir devlet
Türk devletinin, kuruluşundan bu yana mafya ve çete gruplarla ilişki içinde olduğunu belirten akademisyen Dr. Ayhan Işık, "Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş amaçları arasında, farklı toplumsal grupların eşitliğini esas alan bir hukuk devleti oluşturmak hiç olmadı. Ağar’ın etkisi 1990’lar ve sonrasını kapsıyor. Bu bir devlet siyaseti olarak kabul görmüştür. Bu devlet siyasetinin gayet kurumsal olduğunu, bireylerin inisiyatiflerine bırakılmayacak kadar hayati bir konu olduğunu söyleyebilirim" dedi.
MA’dan Selman Güzelyüz’e konuşan Erasmus Rotterdam Üniversitesi'nden Dr. Işık, devlet-mafya ilişkisini üreten noktaları, Kürt sorunuyla ilişkisi ve muhalefetin konu üzerindeki tutumuna dair soruları yanıtladı. Türkiye devletinin, kuruluşundan bu yana mafya ve çete gruplarla ilişki içinde olduğunu belirten akademisyen Dr. Ayhan Işık, Kürt sorununda çatışma sürecinin ekonomik maliyetini karşılamak için silah ve uyuşturucudan rant sağlandığını söyledi. Uzun söyleşinin bazı bölümleri şöyle:
Kent yıkımlarından sonra
Kürt kentlerinin yıkımlarından sonra farklı bir koalisyon oluştu. İçerisinde ordunun belli gruplarının olduğu, MHP’nin AKP’nin içerisinde yer aldığı kimi mafya mensuplarının özel yasalar çıkarılarak parçası yapıldığı, çıplak şiddeti birçok alanda yoğun biçimde uygulayan bir koalisyon oluştu.
Destekleyenler paramiliterleştirildi
Aynı zamanda 2015 sonrası hükümeti destekleyen nüfus ciddi anlamda paramiliterleştirildi. Hiç ihtiyaç olmamasına rağmen ve 300 binden fazla polis olmasına rağmen bekçilik diye bir güvenlik birimi oluşturuldu. 20 milyon insanın silah sahibi olması ve aynı zamanda Suriye'de savaşıp gelen insanların tecrübelerini toplumun belli bir kesimiyle paylaşması ve sivillerin silahlı eğitime tabi tutulması gibi durumları düşündüğümüzde, toplumun, hükümet yanlısı sivillerin, yavaş yavaş paramiliterleştiği bir mekanizmadan bahsetmek oldukça yerindedir.
Devlet ve toplum yüzleşmedi
Türkiye’de toplumun geniş bir kesimi ideolojik olarak oldukça sağcı-muhafazakardır. Geçmişle yüzleşmeyi gerçekleştirmemiş bir ülke. Ermeni Soykırımı’yla, Dersim Soykırımı’yla, Kürt isyanları sırasında sivillere karşı yapılan katliamlarla, gayrimüslimlere ve Alevilere karşı gerçekleştirilen pogromlarla yüzleşmemiş bir devlet ve toplum var. En yakın tarihli Tahir Elçi cinayeti var, biraz geriye gittiğinizde Hrant Dink var, biraz daha geriye gittiğinizde Uğur Mumcu var, Apê Musa var. Yani çok fazla bireysel ve toplumsal anlamda cinayet ve katliam söz konusu. Devlet ve toplum aslında bunlarla yüzleşmeyerek, o ağır sorumluluğu ve yükü inkar ederek geleceği inşa etmeye çalışıyor. Fakat kaçtıkları bu hakikatler, belli aralıklarla hem devlet elitlerinin hem de toplumun karşısına çıkmaktadır. Geçmişteki bu karanlık dönemleri sorgulamadan doğruymuş gibi benimseyen, hatta savunan ve gerekirse bir daha yapacağını söyleyen geniş bir toplumsal yapı var oldukça, mafya miting yapar, toplum paramiliterleşir. Muhalefet ise sokağa çıkamaz hale getirilir.
Bu devletin kurumsal siyaseti
Kürt meselesinin çözülmesi istenmiyor. Devlet elitlerinin başından beri en temel siyaseti zamana yayarak, şiddet ve asimilasyon yöntemleriyle Kürt meselesini “sorun” olmaktan çıkarmak ve bitirerek çözmek. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş amaçları arasında, farklı toplumsal grupların eşitliğini esas alan bir hukuk devleti oluşturmak hiç olmadı. Ağar’ın etkisi 1990’lar ve sonrasını kapsıyor. Oysa Cumhuriyetin başına kadar giden, öncesine uzanan devasa meselelerden bahsediyoruz. Dolayısıyla çözümü istemeyen aktörler de bunu bir rant alanına dönüştürenler de her dönem olmuştur. Hatta bu bir devlet siyaseti olarak kabul görmüştür.
Kürdistan’da sürekli rutin dışı
Siyasi tarih ve siyasal şiddet çalışan biri olarak; bu devlet siyasetinin gayet kurumsal olduğunu, bireylerin inisiyatiflerine bırakılmayacak kadar hayati bir konu olduğunu söyleyebilirim. Kürt meselesi var oldukça bu gruplar varlığını sürdürecektir. Kürt meselesinde hukuk bir yere kadar kullanılıyor ama hukukun aşılması gereken yerde, engel olarak görüldüğü yerde rahatlıkla hukuk dışına çıkılıyor. Yani devlet rutin dışına çıkabiliyor. Kürdistan’daki durum, devletin bu rutin dışı halinin sürekli bir siyaset olarak uygulanmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihi, zaten ara ara ortaya çıkan ve birbirini tekrar eden itiraflar ve bahsi geçen sorunların çözülmeden üstünün örtüldüğü süreçlerden müteşekkil bir tarihtir. Bu döngünün kırılmasını sağlayacak en temel siyaset gerçek anlamda bir yüzleşmenin imkanlarını yaratmaktır. 20 yılda oldukça fazla hukuk dışı eylemin öznesi olan AKP hükümetinden çok ciddi bir yüzleşme adımının çıkacağını beklemek zor.
Derin devlet, devletin kendisi
JİTEM Davası’na yönelik İstinaf’ın kararından sonra delillerin karartılmaması için Mehmet Ağar ve diğer sanıkların tutuklanması gerektiğini belirten avukat Nuray Özdoğan, “Devlet mafya ilişkilerinden hep ‘derin devlet’ olarak bahsediliyor. Ama devlet yapısının kendisi tamamıyla bir suç örgütüne dönüştüğü bir süreç var” dedi.
Ankara’da 1993-96 yılları arasında Altındağ Nüfus Müdürü Abdülmecit Baskın’ın da aralarında olduğu 18 kişinin katledilmesiyle ilgili görülen JİTEM Ankara Davası’nda, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, Korkut Eken ve Ayhan Çarkın’ın arasında bulunduğu 19 sanığa ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 13 Aralık 2019’da verilen beraat kararı 23 Mayıs’ta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi tarafından bozulan kararda, Mehmet Ağar ve diğer sanıklar hakkında yeniden yargılama kararı verildi.
Verilen kararın ardından Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılamanın yeniden başlayacağını belirten dava avukatlarından Nuray Özdoğan, Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuştu. Özdoğan, “Verilen karar, delillerin yeniden değerlendirilmesi, yorumlanması ve eksik incelemeye dair olduğu için yargılama tüm sanıklar açısından yeniden başlayacak. İstinaf kararı doğrultusunda araştırmaların ve var olan delillerin JİTEM’in varlığı ve organizasyonu açısından değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.
Mahkeme heyetinin beratt kararı özensizce verdiğini kaydeden Özdoğan, “Mahkeme heyetinin çok acelesi vardı. Hatta sadece bu dosya için değil, faili meçhul dava dosyalarının tamamı için bir yıl içinde hızlıca beraat kararları verildi. Çünkü bu sanıkların çoğunun devlette önemli görevleri vardı. Hala da var” diye konuştu.
Yeterli delil var
Sedat Peker’in dosyanın sanıklarından Mehmet Ağar’a ilişkin söylediği sözlerin yargılama sürecini nasıl etkileyeceğini henüz bilemediklerini belirten Özdoğan, “Aslında Peker’in açıklamalarından ziyade dosyada bulunan deliller zaten sanıkların ceza alması için yeterli. Sorun, mahkemenin dosyayı hızlıca kapatmak istemesi ve o dönem özellikle Mehmet Ağar ve ekibine devlet içerisinde verilen görevler nedeniyle dosyanın çok hızlı bir şekilde beraatle sonuçlandırılmasıydı” dedi.
Tutuklama kararı verilmeli
İstinaf’ın kararıyla birlikte delillerin karartılmasının önlenmesi için dava kapsamında yargılanan sanıkların hızlıca tutuklanması gerektiğine işaret eden Özdoğan, şöyle devam etti: "Bu sanıkların önceden hiçbir zaman ceza almayacaklarına dair ciddi inançları oldu. İşledikleri suçlardan hiçbir zaman ceza almadılar (Susurluk davasındaki göstermelik ceza hariç) tam tersi hep ödüllendirildiler. Beraat edeceklerinden hep emindiler. Duruşmalara katılma gereği hissetmediler. Hiçbir yargıç o sanıkları duruşmaya getirtmeye cesaret edemedi.”
Kürt meselesi çözülmeden zor
Türkiye’de gerçek anlamda bir barış süreci olmadığı sürece bu tarz dosyaların aydınlatılmasının mümkün olmadığına vurgu yapan Özdoğan, şunları altını çizdi: “Kürt sorununu çözmeye dair bir irade olmadan, siyasetin böyle bir iradesi olmadığı sürece yargının bu suçları aydınlatmaya dönük bir gücü olmayacağını düşünüyorum. Sadece bir takım çekişmelerin ürünü olarak bazı kararlar çıkıyor. Bu suçların aydınlatılması kamunun ısrarlı takibiyle olacak. Devlet-mafya ilişkilerinden hep ‘derin devlet’ olarak bahsediliyor ama devlet yapısının kendisi tamamıyla bir suç örgütüne dönüştüğü bir süreç var. Dolayısıyla birkaç kişinin yargılanmasıyla ve onların suçlarının açığa çıkmasıyla çözülebilecek bir mesele değil. Savaş süreci ve Kürt sorununa yaklaşım devleti bu hale getirdi. ‘Derin devlet’ dediğimiz şey devletin kendisine dönüştü. Gerçek bir barış süreci olmadan Türkiye toplumunun bu mafyatik ilişkilerden kurtulması pek mümkün görünmüyor.”