CHP’de Genel Sekreterlik, 1920 dünyasından kalma güçlü bir kurum ve parti sözcülüğüydü. Ecevit ise hatırı sayılır bir demogog, Recep Erdoğan benzeri çürütmeci, yine onun gibi inanmadığı fikirleri bile kuvvetli içtenlikle savunmayı beceren bir "münazaracı"ydı.
Bu nitelikleriyle, partideki ağır adamlar (ki bunlara göbekçi diyordu) eski Genel Sekreterler İsmail Rüştü Aksal, Kemal Satır, Turgut Göle’yi, ardından Turhan Feyzioğlu, Emin Paksütler'i tasfiye etmiş, İnönü’nün dokunulmaz sırtında solculuğa başlamıştı. Görüşlerini öylesine inanarak dillendiriyordu ki, bir anda ülkenin "umudu"ydu.
Yoksullar, işsizler, ezilmiş arkasızların sorunlarını ağzında yuvarlayarak "Hümanizma" rüzgarları estirerek yoksulların, işsizler, ezilmiş arkasız, çalışanların sesi, "ne ezen, ne de ezilen gerçek demokrasi" sloganıyla, aşağılanarak dışlanmış Kürtlerin, Alevilerin "umudu" sloganlarının bütünüyle de solcu oluyordu.
"Bana sosyalist derseniz, sadece onur duyarım" dedikçe, dağların dorukları, yamaçlar, sokak direkleri "umudumuz Ecevit" yazılarıyla süsleniyordu. O, artık Mustafa Ekmekçi’nin Suat Yalaz’un uydurduğu Türk efsanesinden esinlenerek koyduğu isimle ki Karaoğlan'dı. Liberallerin, Recep Erdoğan’a güvenle kullandığı "yetmez ama evet" sloganın türevi, Türk solcularının ağzında, "oylar Ecevit'e" idi.
"Derin devlet" de boş durmuyor, Erdoğan dahil bugünkü AKP önde gelenlerini doğuran ana akım olan Erbakan’ın "Akıncılar" teşkilatı, MHP’nin ülkücüleri, kurucuları arasında Fethullah Gülen’in de yer aldığı Komünizmle Mücadele Derneği, onu gördüğü yerde taş ve sopalarla kovalıyor, Kelkit vadisinde olduğu gibi "Türk, İslam" naralarıyla "vurun ha Komünist"e yapıyor, solcular da göğüs açıyor, 1974’te iktidar oluyordu.
Artık devletle tanışmış, başkalaşım başlamıştı. Önce Kıbrıs savaşıyla hümanizma, sonra iç uygulamada sol görüşleri berhava oldu. 1978’deki ikinci Başbakanlığında Genelkurmay Kürtlerin nasıl sindirileceğine dair, yayla baskınıyla tatbikatını yaptı. Ardından Alevi Kürtler Maraş, Malatya, Çorum’da kan yangını çemberine alındı. En dinamik işçi örgütü, İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) "kimseye diyet borcumuz yok" diye azarlamasıyla kenara atıldı.
2000’lere gelindiğinde MHP ile koalisyon ortağı, Fethullah Gülen himayede "Hoca efendi"ydi. Hapisteki solcular, ordu baskıyla toplu imha proğramındaydı.
Günümüz CHP’sine gelince: Onun yolundaydı. Tartışmasız lideri de, Ecevit’in 1975’de MHP gönüldaşlığı yüzünden, genel sekreter yardımcılığından attığı "Mülkiye cuntasında" Deniz Baykal, Kılıçdaroğlu da ikinci vakte kadar emanetçisidir. Partinin yönü ise MHP paralelinde Türkçülük, yani Çin efsanelerinden adapte, CHP’nin 1920’lerden kalma Ergenekon masalıdır.
Ergenekon safsatasında, Kürdistan sorunu yok, Kürtlerin inkarı vardır. Kürtler, Ergenekon kurdunun öteki oğludur, bu masalda. Efsane bu ya, bölgede (Kürdistan) "Kürt meselesi yok, feodal sorun var"dır.
İnönü’nün sırtından solculuk günlerindeki program, topluma proje sunma, fikir üretimi yok artık. Kala kala MHP paralelinde, soven ruhlara tirit anlamında günlük mugalata sunma, Türk milliyetçiliği üzere Atatürk ruhunu çağırma ve "AKP kötü, biz güzeliz" deme münazaracılığı kaldı.
AKP’nin çıkışında sunduğu Avrupa Birliği ile bütünleşme, Kürdistan sorununa çözüm ve ileri demokrasi gibi çekici pembe yalanları ile beceremiyor.
Öbür yanda iktidardaki AKP, bütün bunları "kutsal devlet"in kalelerin bekçilik işini, zaten en iyi biçimiyle yapıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, CHP’nin soyunduğu rejime kale bekçiliğini rejimin heyecanla yücelip, Allah'la bir tutuyor, "Allah ve devlete şirk olmaz" diyerek, rejimlerini kutsal tapınak diyarlarına fırlatıyordu.
Üstelik, AKP su başlarını tutmuş, hazinelerin üstüne yatmıştır. Hoşlananlar ve yanaşıp ava çıkanlar için yolsuzluklar, rüşvet, hırsızlıklar, nimet olarak ortalığa saçılıyor.
Çaresizliğiyle kalan CHP, "en has Türk benim" avazeleriyle MHP’lileşiyor. Emanet genel başkan soyunu bile inkar ediyor. MHP ve AKP benzeri eski Kürt katliamı sanıklarından belediye başkanları çıkarıyor, eski MHP ülkücüsü Mansur Yavaş’ı da Ankara’ya belediye başkan adayı seçiyor.
Mansur Yavaş’ın MHP saflarındayken, solculuk oynayan CHP’lilere şu şu seslenişi televizyonda yayımlıyordu:
"Deniz Gezmiş’i, hakim katili Yılmaz Güney’i, terörist kör Eşber’i ve Yaşar Kemal’i kahraman ilan edip ülkücüleri mafya ve çete ilan eden azılılara soruyorum:
Bu insanlar mı çete yoksa siz mi çetesiniz?"
İsmet Paşa’nın sırtına binerek "Ortanın Solu" narasından çark ederek, MHP’ye dönüşen CHP’ye Yavaşlar yakışır. Buyrun seçin!..
Rejimin kale bekçisi: CHP
İsmet İnönü, 1965’de çağın gidişatı gereği Atatürk’ün devletçi-milliyetçi yüzünü, "Ortanın Solu" çıkışıyla rötuşleyip, parti programına "sosyal içerik" kazandırmış, kitlelere anlatımını, parti Genel Sekreteri Bülent Ecevit’e bırakmıştı.