
Bu festival savaş gölgesinde olacak. Bu ve benzeri düşünce ve duygular ile Köln kentine doğru yaklaşıyoruz. Yol boyu gördüğümüz her otobüse usulca yaklaşıp selam olsun dercesine araba kornasına basıyor, otobüs yolcularına zafer isaretleri ile ‘merhaba’ diyoruz. Yolda Öcalan’ın fotoğrafını asmış her bir otobüsün yanından geçtiğimizde, „Bak işte Kürtler, sabahın erken saatlerinde yine yollardayız, yine herşeye rağmen ayaktayız“ diyorum.
Aracımızı Stadyum’un yakınındaki araç parkına bıraktıktan sonra, gişeye doğru yaklaşıyoruz. Gelip geçenleri izliyorum...
Kürt kadınları, geleneksel kıyafetleri, başlarında sarı, kırmızı, yeşil yazmalarıyla önlerinde çocuk arabalarını sürüyor; arkalarında henüz yeni yürümeyi öğrenmiş çocukları çekiştire çekiştire festival alanına bir an önce yetişmeye çalışıyor.
‘Hele bir nefes alalım’
Gişedeki sırada çaktırmadan bir başkasının önüne geçmeler de olmuyor değil... Gişeyi geçtikten sonra pala bıyıklı biri bana bıyık altından gülerek „hele dur, önce bir nefes alalım“ diyor. Her yıl yüzleri gülümseten sahnelerin yaşandığı gişe geçişi de, festival geleneğinin hoş bir parçası olmuş gibi…
Standları dolaşıyoruz…
Sırada bekleyenlerin yanlarına yaklaşarak kulak misafiri oluyor ve bir iki kelime kapıyorum: „ Yaw, otobüsün içi ne kadar sıcaktı!... piştik piştik...“
Her yıldan daha fazla ve renkli standlar, standların önünde büyük pankart ve tanıtım afişleri... Kitap, CD, yüzlerce şal, şalvar, rozet, süs eşyaları, yöresel kadın giysileri, gerilla kıyafetleri... Her bir standın önünde ise yüzlerce kişi... Standyum’un önünde bulunan yeşil alanda aileler evlerinde getirdikleri dolma, köfte ve nefis görünen diğer yemekleri gazetelerin üzerine dizmiş, piknik yapıyor.
Yolumuz yemek standlarına düşüyor. Sıraya dizilmiş onlarca kişi, bir elinde döner, şiş veya kavurma ile doldurulmuş ekmek, diğer ellerinde ayran veya bir şişe su ile bir yerlere çekilerek yemek yemenin hazırlığını yapıyor. Standların arkasındaki alanlarda, çimenlere yatıp uyuyanlar yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışıyor. Bütün bu manzaraya aykırı olan tek şey ise alanın dışında, tel örgülerin arkasında park halinde Alman polis arabaları... Tuhaf bir manzara...
Saat 16:00’ya geliyor, hava sıcaklığının en kızgın zamanı. Stand alanlarının önünde su kanalındaki vanaları açıp serinlemeye çalışan onlarca kişi dikkatimizi çekiyor. Bazıları yüzlerine su çarparken, bazıları da ıslattıkları mendilleri boyunlarına atıyor. Sandaletlerini çıkarıp, çıplak ayaklarını soğuk suyun altında tutanlar, serinlemenin keyfini çıkarıyor.
Bugün dondurma ve su satanlar ‘köşeyi dönüyor’. Dondurma ve su standlarının önündeki çöp kutuları çoktan dolmuş ve çöpler ortalığa yayılmış...
500 kişi tedavi edilmiş
Heyva Sor’un standına uğruyoruz... 5 Kürt doktoru, baş ağrısı, bayılma, güneş çarpması ve kalp rahatsızlığı nedeniyle 500 kişiye tedavi uygulamış, oldukça özverili bir çalışma ortaya koymuşlar...
Alanın her bir köşesinde erkekler, daire şeklinde toplanmış harıl harıl siyasi konularda sohbet ediyor. Havanın sıcaklığına bir de gündemin sıcaklığı eklenince haliyle eller sık sık mendillere gidiyor. Programı izleyenlerin yanı sıra onbinlerce kişi Stadyum’un etrafında geziyor. Megafonlarla, programın izlenmesi için çağrılar yapılsa da çoğunluk, standları gezmekten, eş, dost ile sohbet etmekten ve akrabalıktan yana tercihlerini koyuyor.
Aylardır görüşmeyen dostlar-akrabalar buluşuyor, teyzeler yeni emeklemeyi öğrenmiş yeğenlerine sarılıyor, torunlar dedelerinin ellerini öpüyor, kaynanalar gelinlerinin yanaklarından öpüyor.
Fırsat buldukça tanıdıklara, dostlara soruyoruz: „Festivali nasıl buluyorsun?“
Kimileri „Bu yıl çok kalabalık“, kimileri „Program çok güzel ama hava çok sıcak“, kimileri „bizim fokloru gördün mü? O bizim foklor, Kürt folkloru, Hakkari yöresi, ne müthiş oynadılar değil mi?“şeklinde yorumlarını, düşüncelerini sunuyor.
Ve akşam oluyor. Yoğun ve yorucu bir günün ardından stand görevlileri yorgunluklarına rağmen hızlı bir şekilde çadırları söküyor, malzemelerini toparlıyor, arabalara yerleştiriyor ve stadyumdan çıkmaya çalışan kalabalık arasında usulca dışarı sızıyor. Herkes yorgun, fakat bir o kadar da festival alanından memnun ayrılıyor. Sohbetler halen bitmemiş… Ellerinde çanta, gazete, kitaplar ve poşetler, arkalarında ve yanlarında çocukları, stadyum çıkışlarına doğru akın eden onbinlerce Kürt, rengarenk giysileri ile hoş bir topluluk görünümü yaratıyorlar. Dost ve akrabalarla vedalaşılıyor.
19 yıldır bir gelenek haline dönüşen, Avrupa’daki Kürtleri buluşturan bir kültür festivali de böylece sona eriyor.
RIZA AYDOÐDU/KÖLN