"Bağımsızlık karşıtı çalışma yapan, halkı isyana çağıran REPAK kapatıldı“(1). Böylesi bir haber başlığı ile Güney Kürdistan’da yayın yapan İnternet Haber Sitesi Zernews, 8 Haziran günü okuyucularına KDP Asayişinin bu garip kapatma gerekçesini adını vermeden 'yetkililer’e dayandırarak duyurdu. AKP’nin Türkiye’sinde okumaya alışık olduğumuz bu türden absürd gerekçeler Güney Kürdistan’da da başgösterdi. REPAK; diğer açılımı ile Kürt Kadın İlişkiler Merkezi Hewler’de bulunuyordu. Taki, 5 Haziran sabahı Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Asayiş güçlerinin ofise yaptığı baskın ve sonrasında üç yöneticisini "sınır dışı" ederek, yani Süleymaniye’ye giderken Kerkük yolu üzerinde, bir anlamda kendi egemenliğinin dışında kalan başka bir siyasi partinin kontrol noktasına bırakılana kadar. Bu girişim ile REPAK Hewler merkezi kapatıldı.

Kürt Kadın İlişkiler Merkezi’in kendisine amaç ettiği temel çalışmaların başında, adında da anlaşıldığı gibi, Kürdistan’da kadın özgürlük mücadelesiyle ilgili çalışmaları, dünyadaki başka kadın hareketlerine, kadınlara ve komuoyuna aktarıp, ilişki sağlayıp, sürdürmektir. Bu çalışmaların elbette Kürdistan’a ve özgürlük arayışı içinde olan kadınlara yansıması olacaktır, oluyor. Belki de rahatsızlık veren temel nokta özgürlük arayışının toplumsallaşmasındaki katkılarıdır. Fakat başlangıçta belirttiğimiz gibi kapatma gerekçesi hayli ilginç; yani "bağımsızlık karşıtı çalışma"… 

***

Kürdistan’ın bağımsızlığı, bir çok Kürdistanlı da heyecen uyandıran bir arzudur. Fakat burada kastedilen ve arzulanan "bağımsızlık" hayli bir başkadır. Çünkü burada; "Kürdistan’a bağımsızlık" derken Güney Kürdistan’ı, Güney Kürdistan’da ise Irak merkezi hükümet ile tartışmalı bölgeleri dışında tutatarak, federatif bir statüye kavuşmuş Kürdistan Bölgesini, Kürdistan Bölgesi içerisinde ise Hewler’i merkez alıp, Sarı bölge olarak ta ifade edilen Behdinan bölgesine sınır koyan bir anlayışın sahipleri bağımsızlıktan bahs ediyor. Bu ise trajikomiktir. REPAK yöneticilerini götürüp, Süleymaniye yolu üzerinde Hewler’in dışındaki kontrol noktasına bırakmak ile korunan sınır ile tamda kendi çizdikleri egemenlik sınırlarını bir kez daha teyit ediyorlar.

Güney Kürdistan’ın diğer siyasi partiler ile bile bir konsensüs sağlanmadığı "bağımsızlık" vurgusu sadece KDP ve çevresi tarafından dillendirildiği bir gerçek. Goran, YNK ve diğer partiler KDP’nin bunu taktiksel ele aldığını düşünüyor. Bağımsızlın olmasını umut ediriz fakat yine de olup olmayacağını zaman gösterecek. Ama  şimdilik yazımızın konusu bu değildir.

***

Siyasetini bir ailenin, biraz zorladığımızda kendi aşiretlerinin çıkarlarına hizmet etmek için tasarlayan KDP’nin Kürdistan’ın genelindeki tüm gelişmeleri kendisine karşı bir adım olarak düşünmesi, içinde bulunduğu siyasi paranoid durum ile ilgilidir.  Çünkü KDP’nin gerek tarihsel olarak, gerekse de güncel olarak, kendi egenliğinin dışında bulunan Kürtler ve Kürdistan parçası (Behdinan) için propaganda dışında bir tassavuru bulumamaktadır. Durum böyle iken senelerdir "bağımsız devlet  ilan ediyoruz" diyerek Kürt yurtseverliği ve milliyetçiliğinin bir arzusu olan bağımsız devlet söylemini kullanarak, bu duyguya hitap ediyor. 

Böylesi propagandalar geliştirilirken, devlet ilan edeceğiz vaadi bir tarafa, Güney Kürdistan’daki mevcut federal durumun bile birliğini oluşturamıyor. Parlamento başkanı başta olmak üzere bir çok Goran yöneticilerinin Hewler’e girmesini yasaklıyor. Dolayısıyla kendi kontrolünde tuttuğu Behdinan’ın ötesinde siyasi bir etki sağlayamıyor. Realite bu iken, kendisine gerekçe yaratıp, kendisinden farklı olanı susturmaya, kriminalize etmeye, sınırlandırmaya ve tehdit etmeye kalkışması dramatik bir durumdur. Bu dramatik durumun en son örneği olan REPAK’ı kapatma gerekçesinde bariz bir biçimde gördük.

***

Zernews’de yayınlatılan bahsi geçen kapatma gerekçesi şöyle  "güçlendirilmeye" çalışılmış: "Kürdistan Bölgesi'nde Bağımsızlık referandumu için zaman daraldıkça, içten baskı ve halkı bağımsızlık karşıtı oy kullanmaya davet girişimleri artıyor. (…) Kürdistan Bölgesi'nde kadınlar üzerinden hareket ederek toplumda "demokratik yurttaşlık", "halkların kardeşliği", "eklolojik dünya" gibi söylemlerle halka Kürdistan Devleti'nin kurulmasının sakıncalarını anlatan, halkı Kürdistan Bölgesi Yönetimi'ne isyana davet eden REPAK isimli kurum kapatıldı. (…) Kürdistan Devleti'nde daha fazlası olacak; fakat "Felsefi söylemlerle halkta bağımsızlık karşıtı bir meyil oluşturuluyor". 

Gülermisiniz, ağlarmısınız bilemem ama ben ağlanacak bu duruma bir hayli güldüm. Bu çağda, bu gerekçe? Aslında bakarsanız bu da 'felsefik‘ bir bakış açısını yansıtıyor. Gerçi konuyu bu kadar sulandırmalarını altında esas gerekçe şudur; Abdullah Öcalan’ın savunduğu dünya görüşünün kendi sınırları içerisinde topluma yansıtılmama çabasıdır. Dolayısıyla ideolojik bir karşıtlıktır.

Bu yasaklama gerekçesi bana 17. Yüzyılın başında yaşamış İtalyan gökbilimci Galileo Galilei başına gelenleri hatırlattı. Hani dünyanın döndüğünü söyleyerek, Katolik Kilisesine "karşıtı bir meyil oluşturduğu" için dönemin Engizisyon mahkemesinde yargılanır. İdam ve işkenceyle tehdit edilince, söylediğini inkar edip, "Görmedim, Duymadım ve Bilmiyorum" diyerek ev hapsine mahkum edilir. Karar okunduktan hemen sonra Galileo "ama Dünya, yine de dönüyor…" diye mırıldanır. Katolik Kilisesi 1992 yılında, 8 Ocak 1642'de ölen Galileo Galilei'nin itibarını iade etti. Çok sonra da olsa, kendileride dünyanın döndüğünü kabul etmek zorunda kaldılar.

Bugün "demokratik yurttaşlık", "halkların kardeşliği", "ekolojik dünya" gibi "felsefi söylemlerle halkta bağımsızlık karşıtı bir meyil oluşturuluyor" dedikleri aslında benzer bir akla hizmet ediyor. Diğer taraftan ise halka, bu kadar hakaret etmeleri bana ürkütücü geliyor. Bu gerekçe ile aslında şu söyleniyor: Birileri Kürdistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerini talan ederken, gelirini çalıp, çırparken, siyasi-ekonomik-toplumsal krize sürüklerken, halk hep "Görmedim, Duymadım ve Bilmiyorum" diyerek ittatkar kalsın istiyorlar. Demokrasi, yurttaşlık tehlikeli, halklar ile kardeşlik ise lüzumsuz denilmek isteniyor. Yani halkın bağımsız olmasını istemiyor değiller. Biraz "istiyorlar". Fakat bunun kimsenin ve özelde kadınların özgür olmayacağı bir şekilde gelişmesini arzuluyorlar. Dünyamızın temiz, yaşanabilir olmasını, insan ile doğanın barışık olmasını ve dolayısıyla ekolojik bir bakış açısına sahip olmalarına karşı çıkıyorlar. 

Düşünmeyi, isyan etmeyi, sorgulamayı, alternatif yaratmayı, mücadele etmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, saygılı olmayı, coşkulu olmayı değil, sindirmeyi, susmayı, itat etmeyi, özgürlüğünüzü ipotek altına vermenizi, yaşamınızı evinizin duvarları ile sınırlandırmayı, ulusal birlik yerine aşiretsel ve ailesel çıkarları öne almanızı, buna ittat etmenizi ve korkmanızı istiyorlar…

KDP’nin dayatmış olduğu "felsefeyi" böyle tanımladığını, REPAK için göstermiş olduğu gerekçede okuyoruz. İnsan üzülüyor; böylesi zavallılığa, böylesi siyasete, böylesi toplumsal mühendisliğe... 

KDP’nin kendi etrafında yaratmak istediği toplumsal çeperi böylesi bir felsefesizliğe dayandırmak istiyor. Tercih elbette bunu kendisini layık görenlerindir. Ama bu rahat bir psikoloji değil, başkaları tartıştıkça ve mücadele ettikçe, çıldırtacak bir dengedir… 

***

Topyekün felsefesizleştirme karşı yaşama, özgürlüğe, bağımsızlığa ve siyasete felsefik mana yükleyerek, mücadele etmek ne güzel değil mi? Hewler’deki merkezlerinin kapatılmasından bu yana, dünyanın bir çok yerinde bu absurd kapatma gerekçesini binlerce kadın kınadı ve REPAK ile dayanışmasını deklere etti. 

Felsefe ciddi bir iştir ve hayli de politiktir. Konu felsefe olduğu için, İslam dünyasının ilk filozoflarından birisi olan ve 9. yüzyılda yaşamış El-Kindi‘nin şu sözünü hatırlatalım; "Felsefe, insanın kendini tanımasıdır…" 

Kendini tanıma konusunda kafa karışıklığı yaşayan birilerinin kendisine hizmet etmeyen her adımda kaygılanması haksızda sayılmaz doğrusu... 

***

(1)  http://www.zernews.com/2016/06/bagimsizlik-karsiti-repak-kapatildi.html