Geçtiğimiz yıl seçimler sürecinde Başur’dan Bakûr’a giden oldukça aktif bir kadın eylemci, dönüşte sohbet arasında “Türk devletinin bütün baskılarına rağmen siz orada çok daha özgürsünüz, biz burada bu kadar rahat siyasal faaliyet yürütemiyoruz” demişti. Başur’da hükümette yer alan bir partinin kadın yöneticisinden bu sözleri duymak ilk etapta şaşırtıcı olabilir ama sonuç itibariyle bir gerçeği ifade ediyor. Biz de bu gerçeği geçtiğimiz günlerde çok somut bir şekilde yaşamak durumunda kaldık. 

Geçtiğimiz hafta Pazar günü Kürt Kadın İlişkiler Merkezi REPAK’ın Hewlêr’deki bürosu KDP’ye bağlı silahlı asayiş güçleri tarafından basılıp hiçbir yasal gerekçe gösterilmeden kapatıldı. Çalışma arkadaşlarımla ben, yine hiçbir gerekçe gösterilmeden, zorla arabaya bindirilerek ‘sınır dışı’ edildik. Sınır dışı derken yanlış anlaşılmasın; bir devletin sınırları dışına çıkartılmadık. Bir şehirden hem sınır dışı hem de men edildik. 

O şehir ‘yabancı’ bir devletin sınırları içinde bulunmuyor. O şehir bir Kürt şehridir, hatta Kürdistan Bölgesi’nin yani Başur’un siyasi başkentidir. Yani Kürdistan’dır. Sınır dışı edilenler, bütün Kürdistan Bölgesi’nde oturma iznine sahip Kürt kadınlarıdır. Hatta bir tanesi Başurludur. Düşünebiliyor musunuz, siz halkınıza hizmet ederken birden silahlı adamlar geliyor ve sizi, buna hakları olmadığı halde kendi ülkenizden ‘sınır dışı’ ediyor, üstüne de giriş yasağı veriyor! 

Bütün bunlar, Kürdistan topraklarının dörde bölünmesinin zeminini oluşturan Sykes Picot Sözleşmesi’nin 100’üncü yıldönümünde oluyor. Ki o vesileyle “Bu sözleşmenin günümüzde anlamı kalmadı, o suni sınırlar anlamsızlaştı” diyenler meğer yeni sınırlar oluşturuyormuş. Meğer onlar, bir yandan bağımsız Kürdistan için referandumdan bahsederken, Kürdistan’ın bir parçasını ikiye bölmüşler. Onlar şimdiden kendi hakimiyet alanları etrafına sınır çizip bir ‘devlet’ kurmuşlar. Ama bağımsız bir Kürt devleti değil; baskıcı, antidemokratik, hukuk dışı, iktidarcı bir erkek devleti. 

Kadına saldıran erkeklerin başvurduğu temel bir yöntem, saldırısını meşrulaştırmak için kadını haksız çıkarmaktır. Onlar da gelişen yoğun tepkiler karşısında şurada burada REPAK’ın bağımsızlık karşıtı olduğunu, halkı Kürdistan Bölge Hükümetine karşı isyana çağırdığını iddia ediyorlar. Bunun gerçekle zerre alakası olmadığı bir yana; bu gerekçe bahsi edilen gücün ancak farklı görüşler karşısındaki tahammülsüzlüğünü ve acizliğini gösterir. Onun hakimiyet alanında düşünce özgürlüğünün olmadığını, kendisinden farklı düşünenlerin tehdit ve tehlike görüldüğünü ortaya koyar. 

Ve en fazla da kadınlardan ve özgür kadın çizgisinden korktuğunu gösterir. O bu yüzden kadınları hep görünmez kılmayı esas almıştır kendi ‘egemenlik alanında’. Alanının ‘erkek şehri’ görünümünde olması bu yüzdendir. Kadın burada ancak birilerinin kızı, kız kardeşi, eşi olarak varlık sağlayabilir. Başka türlüsü mümkün değil. Bir özne olamaz asla. Varlığı her zaman nesneldir. 

Özellikle Kobanê süreci ile birlikte Kürt kadınının direngenliği, direnişteki öncülüğü ve öznelliği, büyük cesareti bütün dünya kadınlarında tarafından hayranlıkla karşılanıp büyük bir ilham gücüne dönüştü. Ve sadece uluslararası çapta değil, Kürdistan’da da, özellikle de Başur ve Rojava’da kadınlarla ilgili algıyı, toplumsal statüyü yoğun bir biçimde sarstı, hatta yer yer yıktı diyebiliriz. 

Kadının görünmezliği üzerine kurulu erkek şehirler görünürlüğe sahip, sesi yüksek, özgürlüğe bağlı, iradeli kadınlardan korkarlar. Çünkü kadın iradesi güçlendikçe, kadın rengi çoğaldıkça, kadın özgürlüğü geliştikçe kendi varlığının, kendi egemenliğinin, kendi iktidarının sarsılacağını biliyor. Kadın güçlendikçe toplumun özgürleştiğinin, sistemin demokratikleştiğinin farkındadır. Onun direndiği tam da budur. Başur’un yaşadığı yapısal krizin çözümü için her zamankinden daha fazla özgürlük, demokrasi, adalete ihtiyaç duyduğu bir süreçte o baskıyı ve dolayısıyla çözümsüzlüğü dayatıyor. Kadınlar bu durumda çözümü simgelediği için hedef alınıyor.

Özgürlüğü uğruna yüz binlerce insanın Şehit düştüğü Başurê Kurdistan’da durum daha farklı olmamalı mıydı? Bu kadar bedelden sonra yaşam daha özgür, daha adaletli, daha huzurlu olmamalı mıydı? Ki daha bundan birkaç gün önce DAİŞ’le mücadelede Şehit düşen Pêşmergelerin sayısının bin 500 olduğu açıklandı. DAİŞ’e karşı Kürdistan savunmasını alırken Şehit düşen gerillalar bu rakama dahil değil. Biz kadınlar olarak yaşam olacaksa özgür olacaktır dediğimiz için saldırıya uğradık. Temel neden budur. Siyasal dengeler vs. ondan sonra gelir. Ancak nereye gidersek gidelim özgür bir Kürdistan’da özgür yaşam için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu mücadelemizde asla sınır tanımıyoruz. Hele ki Kürt halkının ulusal birliğe ekmek ve su kadar ihtiyaç duyduğu bir süreçte birilerinin çizmeye çalıştığı yeni sınırları hiç tanımıyoruz.