346 günlük uzun bir maratonun ardından Reqa, tüm kırsalı ve kent merkeziyle birlikte DAİŞ karanlığından kurtarıldı. Kent stadyumunda yapılan kapsamlı basın açıklamasıyla özgürleştirilen Reqa’nın yönetimi de oluşturulan sivil meclise devredildi.
Bu tarihi başarının temelinde şüphesiz Rojava Devrimi’nin mayasını oluşturan demokratik ulus fikri yatıyor. Bölge halklarına dayatılan kısır çatışma döngüsünü alt ederek tüm farklılıklarına rağmen insanları ortak bir amaç etrafında birleştirmeyi başaran devrim, aynı zamanda tüm dünyaya büyük bir demokrasi dersi verdi.
TC ve KDP’nin yürüttüğü kuşatma ve ambargoya, terörist örgütlerin sürekli saldırılarına, uluslararası alanda uygulanan tecrit ve yalnızlaştırma çabalarına rağmen Rojava Devrimi adeta boğulmak istendiği küllerinden muhteşem bir doğuş gerçekleştirdi. Kadın özgürlüğü, demokratik duyarlılık ve öz güce dayalı toplumsal yapısıyla Rojava Devrimi yeni Ortadoğu’nun üzerinde yükselmesi gereken temeli de sağlam bir şekilde atmış oldu. Doğru bir strateji ve yol haritasıyla tüm dünyanın etrafında birleştiği bir mücadele halini aldı Rojava Devrimi. Hem savaşarak kendini korudu hem de bu savaş içinden yeni bir sistemin tuğlalarını ördü.
Bölge statükosu ve bu statüko ile işbirliği içinde bulunan birçok güç bu yükselişi sekteye uğratmak için elinden geleni ardına koymadı. Şengal’de Êzîdî Kürtlerine yönelik katliam girişimiyle başlayan, Kobanê ile zirveye ulaşan saldırılar en fazla da terörizm suçlamaları ve ambargoyla sonuç almaya çalıştı.
TC’nin başını çektiği bu kesimin ısrarlı çabaları olmasaydı DAİŞ ve temsil ettiği gericilik bu kadar uzun bir süre ayakta kalmayabilirdi. TC, Reqa hamlesi öncesinde hamleyi geciktirmek için sürdürdüğü yoğun çabaya, hamle esnasında da Efrîn’den Derik’e kadar tüm sınır hattı boyunca yürüttüğü saldırılara rağmen istediği sonucu elde edemedi.
Bu anlamıyla DAİŞ’in başkentinin düşüşü, aynı zamanda Erdoğan öncülüğünde yürütülen yayılmacı siyasete dayalı yeni bölge düzeninin de yenilgisi anlamına geliyor. DAİŞ’in, ideolojik, siyasi ve askeri anlamdaki yenilgisi faşist Erdoğan rejiminin çöküşünde de önemli bir kilometre taşı olmuştur.
Ne var ki bu tarihi başarı, Suriye merkezli devam eden üçüncü dünya savaşının nihayete erdiği anlamına gelmiyor.
Yeni Ortadoğu düzeni ve dolayısıyla dünya siyaseti açısından sağlam bir başlangıç olabilecek bu başarının siyasi ve toplumsal düzlemde karşılık bulmaması durumunda hızla yayılacak yeni çatışmalara zemin olma ihtimali de oldukça yüksek. Başta Türk devleti ve İran olmak üzere yüz yıllık statükoyu korumaya çalışan güçlerin istikrarsızlığı derinleştirecek girişimleri daha uzun süre devam edeceğe benziyor.
Rusya ve ABD her ne kadar Suriye’deki karşılaşmalarının sıcak çatışmaya evrilmemesi için dikkatli bir siyaset yürütseler de İsrail-İran çelişkileri etrafında oluşacak ittifakların yeni gerginlikler üretme potansiyeli oldukça güçlü.
Köklü bir değişime çok da hevesli olmayan fakat 7 yıllık savaş sürecinde oldukça kan kaybeden Esad yönetiminin de DAİŞ’ten temizlenen, radikal dinci örgütlenmelerin zayıfladığı, bölge dengelerinin lehine olduğu bu süreçte şiddeti arttırmaktan ziyade uzlaşıya açık bir siyaset izlemesi beklenebilir.
İdlib üzerinden Kürtlerin Efrîn’de kuşatmaya alınmasına taraf olan güçlerin izlediği siyaset bu şekilde devam ederse, yeni çatışmalar geniş alanlara yayılabilir.
Tüm bunların yanında özellikle 2014’ün ilk yarısından itibaren aralıksız bir şekilde savaş halinde olan Rojava edindiği tecrübelerle yeni dönemde de oldukça aktif bir rol oynamaya devam edecek. TC’nin saldırıları yeni savunma stratejilerini gündeme getirecek olsa da büyüyen güç ve enerjisini Rojava ve Kuzey Suriye Federasyonu’nun sistemlileştirilmesi ve kalıcılaştırılmasında kullanma imkanı yakalayacaktır.