Modern çağın belası hepimizin başında. Elektronik aletler hepimizin evine ve cebine kadar girmiş bulunuyor. Dikkat ediyorum da o kadar parayı ödeyip en pahalı aletleri alanların çoğu, belki de tümü kullanmasını hiç beceremiyor. Kullanma kılavuzları bir elde, uzaktan kumandalar bir elde uğraş babam uğraş. Çare olmuyor, alet iyice çalışmaz hale geliyor, çıldırmak üzeresiniz. O pahalı aleti çöpe atacak değilsiniz ya. Aleti icat edip de o fiyata satanlar çaresini de bulmuş: “Reset: Fabrika ayarlarına geri dön’’ tuşuna basınca, alet hiç olmazsa ilk haliyle çalışmaya başlıyor. Ama bunun için en azından “fabrika ayarları”nın doğru olması gerek.
Resmi olarak 1993’teki ilk ateşkesle başlayan, dokuz ateşkesle süren, gizli/açık, doğrudan ya da dolaylı yollarla yıllardır konuşulan bir çözüm süreci herkesin bildiği sırlardandır. Son dönemde Oslo görüşmelerinin medyaya yansımasından sonra da, İmralı süreci başladı. İmralı süreci diyalog sürecinden müzakere sürecine geçişi ve çözümü amaçlıyor. Tarafların temsilcilerinin, 28 Şubat 2015 tarihinde Dolmabahçe toplantısında yaptıkları açıklamalar kamuoyunu da hareketlendirdi ve herkese bir umut verdi. Çünkü bu toplantıda, Öcalan’ın bir yol haritası gibi çizdiği 10 maddelik çerçeve kamuoyuna açıklanmıştır. Bu 10 maddeyi dikkatle okuyanlar, tüm ezilenlerin temel/acil sorunlarını kapsadığını göreceklerdir. Bu nedenledir ki, tüm ezilenlerin sempatisini ve desteğini kazanmıştır. Kamuoyu, oluşturulacak olan İzleme Kurulunu hatta orada yer alacak isimleri konuşmaya başlamıştır. Hakikatler ve Yüzleşme Komisyonlarının kuruluş ve işlevleri konuşulmaya başlanmıştır. İç Güvenlik Paketi’nin geri çekilmesi gündeme gelmiştir. Yandaş medyadaki bazı tetikçi ya da iyimser ve aceleci yazarlar PKK’nin silah bırakacağı günü bile ilan etme yarışına girmişlerdir.
7 Haziran seçimleri yaklaşırken, yapılan tarafsız anketlerde AKP’nin oyu düşmekte ve HDP’nin oyu yükselmektedir. Şüphesiz ki, sadece anketlere güvenmek yanlış olur. Sandık günü ve sonuçları başka bir olaydır. Gerçek o gün akşam ortaya çıkacaktır. Ama kamuoyundaki izlenim ve hava Erdoğan’ı panikletmeye yetmiştir. Uzun süredir demokratik çözüme karşı olan çevreler “Süreç PKK’yi ve HDP’yi güçlendiriyor, devleti ve AKP’yi zayıflatıyor” diyerek çözüm karşıtı kışkırtmalarına hız vermişlerdi. Erdoğan ve AKP liderlerini de bu korku sarmış görünüyor. Zaten amaçları çözüm değil, oyalamaydı. Amaçları barış değil, barış rantçılığıydı. Süreç ilerledikçe altlarındaki toprağın kaydığını, rantçılığın çıkmaz sokak olduğunu anladılar. Bu korkuyla süreci durdurmak için son çare olarak
“Reset: Fabrika ayarlarına dön!” tuşuna basıyorlar.
Erdoğan yine TEK, TEK, TEK’liyor. “Kürtler her şey olabiliyor, daha ne istiyorlar?” diye gürlüyor. “Böyle bir sorun yok, ben hallettim” diyor. Erdoğan’ın uzlaştığı ve kader birliği yaptığı Genelkurmay da, HPG’ye karşı açıkça askeri operasyonlara başladığını ilan ediyor.
Onlar fabrika ayarlarına geri dönmek istiyorlar ama zaten o ayarlar bozuk. O ayarlar doğru olsaydı bugünlere gelinmez, bunca bela ve acı yaşanmazdı. AKP diktası yıllarca statükoya-vesayete son yaygaraları yaptı. Ama şimdi kendi kurtuluşunu onlara geri dönmekte buluyor. İç Güvenlik Paketi gibi yeni “Tunceli Kanunları“ndan medet umuyor. Denize düşmüş ama yılana sarılıyor. Ayrıca elektronik aletlerde fabrika ayarlarına geri dönülebilir ama toplumsal gelişmeleri geri döndürebilecek bir güç yoktur. Bunu bile anlamamışlar.
Tek parti, tek önder, tek milli şef dönemini ve bir de üstüne palan gibi vurulmuş 12 Eylül anayasasını hiç bir güç ayakta tutamaz. Hiçbir güç ne bu süreci durdurabilir ne de geri çevirebilir. “Çözüm süreci” halk-lar-ın gücüne dayanarak, her ne pahasına olursa olsun ve önündeki tüm engelleri çöze çöze, barajları aşa aşa ilerleyecektir.
Halklarımız savaş rantçılarına boyun eğmedi, teslim olmadı. Meydanı barış rantçılarına da bırakmayacaktır.