Yazar ve ressam Muzaffer Oruçoğlu’nun “Işıltılar” adlı resim sergisi, 4 Nisan 2014 günü Amed Büyükşehir Belediyesi Sergi Salonu’nda açılıyor. Çalışmalarını Avustralya'da sürdüren Muzaffer Oruçoğlu, bu sergisinde renklerin ve ışıltıların diliyle konuşmayı sürdürüyor. Şimdiye dek, yedi ülkede altmışa yakın kişisel sergi düzenleyen Oruçoğlu, ülkemizde daha çok yazar olarak tanınıyor. Oruçoğlu’nun “Işıltılar” adlı sergisi, 18 Nisan 2014 gününe dek gezilebilir. Muzaffer Oruçoğlu sergisi ve resimleri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Ressamın bir dil yaratıcısı olduğunu kaydeden Oruçoğlu, ‘Onun işi, kendi içindeki renk, ışık ve biçim akışının dilini evrensel bir ruhla derinlemesine duyumsamak ve onu kendi estetiğinin, felsefesinin prizmasından incelikle geçirmektir. Prizmadan çıkan şey dildir’ diyor.


İç dünyasından besleniyor

Üretimlerinin kendi iç dünyasından beslendiğini belirten Oruçoğlu, kendisini kuşatan gerçeklerden de kopuk olmadığının altını çiziyor.
Bunun yanında içinde yaşadığı gerçekliğe fazla bağlı olmadığını sözlerine ekleyerek şunları söylüyor: Yaratma özgürlüğümü şartlayan, iğdiş eden şeylerden eskiye nazaran şimdi daha çok korkuyorum. Tekrarlamamak, taklit etmemek ama keşfetmek. Özellikle de dili, biçimi ve imgeyi keşfetmek.

Resimlerinde iki dönem

Resimlerinde iki anlayışın hakim olduğuna da değinen Oruçoğlu, bu dönemleri şu şekilde özetliyor: Benim ilk dönemime saf gerçekçi, ikincisine ise gerçeküstücü iklim hakimdir. İlk dönemimde resmi, hayat ananın ayak bileklerine vurulan prangaların sökülmesinde etkin bir araç olarak görüyordum. Renk cümbüşü ve hareket vardı. Tablodaki zaman, kendinden ve geleceğinden emindi. Doğadan gelen ve saf seyircisinin kalbinden geçip giden resimlerdi. İkinci dönem resimlerime kriz hakim oldu. Tek boyutlu çapraz duygular, kendi içinde dağılmış bir dünya, küçüğün varlığını, gücünü ve varlık anlayışını anlama çabası hakim oldu. Kırılma ve stil öne çıktı, kurmaca kayboldu, renkler çekildi.

İlkel ve modern sentezi

Oruçoğlu, ikinci dönem resimlerinin ilkel ve modern figürlerin bir sentezi gibi göründüğünü vurgulayarak çalışma yöntemine ilişkin şunları belirtti: Aborjinlerin, Maorilerin, Tongalıların ve diğer Pasifik yerlilerinin mağaralara çizdikleri resimleriyle müze ve galerilerdeki heykelleri, kıtaya geldiğimden beri hep ilgimi çekti. Taşı ve diğer dayanıklı malzemeleri kolaj tekniğiyle  heykellere dönüştürmeye başlayınca, yerlilerin ve çocukların stiline yakın bir stil yakalamış oldum. Bugünkü stilimin üç bileşeni var gibi geliyor bana. Gerçekçi, primitif ve modern.

Muzaffer Oruçoğlu

Muzaffer Oruçoğlu, 1948’de, Qers’ın Zavot köyünde doğdu. İlk
resim kurslarını Rize Öğretmen Okulunda aldı. 1966’da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine gönderildi. 1967’de Fen Fakültesine girdi. 1968 öğrenci hareketlerine katıldı. 1969’da
Değirmenköy toprak işgaline katıldı ve tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra, 1970’de yeniden tutuklandı. 1972’de Türkiye
Komünist Partisi (M-L) kurucuları arasında yer aldı. 1973’te sıkıyönetim mahkemelerindeki yargılanmasının ardından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. 13 yıllık hapislikten sonra serbest bırakıldı. Yunanistan ve Fransa’ya ardından Avustralya’ya yerleşti.
Greensborough TAFE College ve Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsün’ün Public Art bölümünde toplam 5 yıllık resim ve heykel öğrenimi gördü. Roman, yedisi şiir, ikisi masal olmak üzere değişik türlerden 30 kitabı yayımlandı. 2011 yılı Abdullah Baştürk işçi edebiyat ödülü, Grizu  adlı 4 ciltlik romanına verildi.

AMED