
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok, ANF’nin sorularını yanıtladı.
BDP Türkiye’de örgütlü olmasına rağmen neden HDP’ye ihtiyaç duyuldu?
Türkiye’nin ciddi bir mücadele dinamizmi ve potansiyeli vardır. Bu dinamizmi ve potansiyelini açığa çıkarmak ve örgütlemek açısından da yeni bir arayışa ihtiyacı vardı.
Bu ihtiyaç yeni mi fark edildi?
Önderliğimiz önceden gördü, buna gerçekten cevap olmaya da çalıştı. Aslında hiç bir zaman Türkiye halklarıyla ve devrimcileriyle manevi moral bağını koparmadı. Kendisi de defalarca tekrarladığı gibi her zaman Mahir Çayanların çizgisinin mirasçısı ve savunucusu olduğunu söyledi.
Daha önce neden ittifak geliştirilmedi?
1980’li yıllarda Türkiye sol hareketi ve devrimci hareketi ile birçok ilişki ittifak cephe kurma arayışları ve deneyimleri yaşandı. Bu anlamda birçok ittifak, platform, devrimci güç birliği denemeleri de oldu. Bunların hiç birisi halklarımızın ihtiyaç duyduğu kadar rol oynamadı.
Bu projeler yanlış mıydı?
Değildi, çok doğruydu ama o günün koşullarında rol oynaması gerekenler rollerini oynayamayınca ortak örgütlenme ve mücadele zeminine dayanan hareket geliştirilemedi. Kürt Özgürlük Hareketi yalnız kaldı. Bu, Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaklaşımı değildi ama o tarihi koşullarda birçok neden dolayı mücadele cephesi yaratılamadı. Ancak bunların hepsi tecrübedir ve tarihimizin bir parçasıdır ve önemliydi. Bu tür girişimlerde bulunmak bile doğru yaklaşımın sonucuydu. Bu açıdan bu yaklaşımı göstermek de tarihimizin olumlu birikimlerinden olarak ele alınmalıdır.
9 yıl önce de ‘çatı partisi’ başlığı altında yoğun bir tartışma oldu…
Önderliğimiz 2005’te sürekli bir çatı partisini gündeme getirdi. Bu projeye pek çokları başta inanmadı, ütopik bulanlar oldu. Bazı sol çevreler bir şekilde ilişkilerini devlet, devlet geleneği ve CHP ile koparamadılar. Yine sözüm ona Kürtlük adına aslında milliyetçilik sınırlarına hapis olanlar da böyle bir projeye direnç gösterdiler.
Devletin önleyici rolü olmadı mı?
Aslında devlet birçok yönden etkileme ve yönlendirmeyle bu projenin boşa çıkarılması çabasına girdi. Kürt demokratik güçleriyle Türkiye’nin demokratik güçlerinin birleşmesi klasik devlet politikalarını boşa çıkaracaktı, etkisizleştirecekti. Kendi çizgilerinin ölümünü bu birleşmede gördükleri için engelleme çabasında vazgeçmediler. Böylelikle Kürtlere karşı yürüttükleri savaşı daha kolay yürütmüşlerdir. Kürt kesimi içindeki kimi milliyetçiler ise Kürt halkının gücüne ve halklarla ilişkiye dayanarak değil de çeşitli güçlerin işbirlikçisi olarak ya da onların vesayetiyle bir şey elde edeceklerini sandıklarından bu projeye karşı çıkmışlardır. Çünkü bu projenin pratikleşmesi açısından onlar açısından ideolojik ve politik yenilgi anlamına gelmektedir. Bu yönlü direnişlere ve saptırmalara rağmen Önderlik çatı partisinde ısrar etti ve bu açıdan gerçekten önemli bir emek ve çaba harcadı. Kuşkusuz başta sol güçler olmak üzere Türkiye demokrasi güçleri içinde de önemli çaba gösterenler oldu.
Bu tarihsel sürecin sonunda HDK daha sonra ise HDP mi ortaya çıktı?
Evet böyle oldu ve HDP gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesine cevap olabilecek tek projedir. Şunu görüyoruz, Türkiye’de gerçekten AKP’ye karşı bir muhalefet yok. AKP aslında gücünü de buradan alıyor. Özgürlük Hareketi’nin AKP rejimini ciddi bir anlamda sarstığı bir gerçektir. Toplumda çok güçlü bir uyanış sağladığı bir gerçektir.
Genel anlamda halen muhalefet gücü olarak görülen CHP görülüyor…
Görüntü bu ama CHP’nin alternatif demokratik muhalefet olma gibi bir konumu ve rolü yoktur. Hatta gerçek demokrasi hareketinin ortaya çıkmasında engel konumdadır. Aslında devlet bir yönüyle de CHP’ye böyle bir demokrasi hareketinin ortaya çıkmasını engellemede rol vermiştir. Ne kendisi gerçekten bir demokratik muhalefet rolünü oynayabilmekte, ne de alternatif muhalefet olmak isteyen devrimci demokrat sosyalist güçlerin önünde engel olmaktan çıkmaktadır. Gelenekçi bir rol oynamaktadır.
HDP’ye içerden katılım oranları, düzeyi üzerinden bile eleştiriler var, haksızlar mı?
HDP bütün kimliklerin, kültürlerin, inançların ortak kimliği olacak. Herhangi bir örgütün bir gurubun değil. Şuan onlarca bileşeni var HDP’nin ama HDP hepsinin ortak kimliğidir. Kimse kimsenin katılım düzeyinden ürkmemeli aksine heyecan duymalıdır.
Öyle diyorsunuz ama BDP’nin Türkiye alanını bırakmasına yönelik böyle eleştiriler olmadı mı, ‘yeni Kürt partisi’ algısı oluşmadı mı?
HDP bir Kürt demokratik partisi olmayacaktır. Böyle bir algının olması da yaratılması da doğru değildir. Türkiye’nin radikal demokratik partisi olacaktır. Kürt Özgürlük Hareketi nasıl ki 1970’lerde Türkiye devrimci ve demokrasi güçlerinin mücadelesinden güç aldı, bu devrimci mücadelenin önderlerini kendi önderleri olarak gördüyse, bundan onur duyduysa, Türkiye solu ve demokrasi güçleri de Kürt halkının özgürlük mücadelesinin gelişmesinden gurur duymalıdır. Eğer Türkiye demokrasi hareketi içinde Kürtler etkinse, bunda bir olumsuzluk yoktur. önemli olan, HDP’nin Türkiye’nin radikal demokratik partisi olmasıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ve BDP’nin HDP’yi Kürt demokratik partisi yapma gibi bir amacı ve hedefi yoktur. Bu, en başta kendi yaklaşımına ters olur. Sadece Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük mücadelesinin güçlü bir bileşeni olmak istemektedir.
HDP’ye gerçekten bu kadar inanıyor musunuz?
Biz HDP’nin gerekli olduğuna inanıyoruz. AKP’nin oligarşik baskıcı rejimine karşı Türkiye’nin demokrasi mücadelesini geliştirmenin zorunluluğu ve çıkış noktası bu olmalı. Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi bütün kimliklerle ve inançlarla, kültürlerle özgürce bir arada yaşamasının tek projesi HDP’dir.
HDP’nin ‘sosyalist kimlik’ baskınlığından dolayı dindar çevrelerin ve Alevilerin desteğini alamayacağını eleştirileri nasıl karşılıyorsunuz?
HDP’yi böyle dar yorumlamak; işte sosyalisttir, onun için kendi dar ideolojik ilişkileri dışındaki herkesi dışlar yaklaşımı, bilinçli bir eleştiri değilse çok yanılgılı ve yanlıştır. Kuşkusuz HDP radikal demokrat bir parti olacak. Radikal demokratik çözümler isteyen herkesim burada yer alabilir. Müslüman demokratlar radikal çözümler istemez diye bir kural yoktur. Toplumculuğu, toplumsal değerleri savunmak anlamında muhafazakarlıktan söz ediliyorsa toplumculuğu savunan en fazla da solcular ve sosyalistlerdir.
Zaten egemenler, kapitalist modernisteler solu toplumculuğu savunuyor diye eleştirmektedirler. Hatta kapitalist moderniteye karşı oldukları için dünyaya ayak uydurmuyor diye suçlamaktadırlar. Toplumu korumak, adalet, hak ve eşitlik değerlerini korumak sol olmanın en temel karakteridir. İslami kesim içinde bu değerleri korumak isteyenler de var, ama iktidarcı devlet sistemin parçası, hatta kapitalist modernist sistemi İslami renkle örtmek isteyenler de var. Bunlardan tabii ki hak, adalet ve eşitlik değerlerini koruyanlar, toplumsal değerleri korumak isteyenler HDP’de kendilerine yer bulacaklardır. İktidarcı devletçi zihniyette olanlar, mevcut baskıcı sömürücü devlete karşı tutum almayanlar, onunla yan yana yaşamak isteyen İslami çevreler de vardır. Dolayısıyla bu çevre de bir bütün değildir. Yoksa HDP tabii ki İslam inancında olanların kendi ibadetlerini yapmasına, inanç özgürlüğünü yaşamasına, kendi değerlerini yaşamasına engel değil, aksine demokratik karakteriyle bu değerlerin özgür ve demokratik yaşam içinde var olmasının da güvencesidir. Bu açıdan tabii ki Müslüman demokratlarla ve hak, adalet, eşitlik değerleriyle yaşayan inançlı topluluklarla buluşması gerekiyor. Ama HDP’yi de hiç kimse muhafazakar parti olarak göremez. Muhafazakar siyasi anlayışın hakim olduğu bir HDP zaten öngördüğü rolü oynayamaz.
HDP, tüm ezilen inanç ve etnik grupların partisi olduğu gibi, Alevilerin de partisidir. Dolayısıyla ezilen bir inanç olarak çoğunlukla kendini HDP’de bulabilir. HDP içinde yer alırlar. Bu açıdan HDP’nin ezilen ve hor görülen bir inanç olan Alevilere cevap olamıyor, demek bir yanılgıdır. Kim bunu söylüyorsa yanlış söylüyordur. Kuşkusuz Alevilere yönelik politikasını daha iyi geliştirebilir, Alevi örgütlenmeleriyle daha iyi ilişkiler kurabilir. Ancak HDP tüm ezilenlerin olduğu gibi, tam da Alevilerin özgür ve demokratik yaşam mücadelesine ve taleplerine cevap veren bir partidir. Hatta mevcut durumda Türkiye geneli içinde tek partidir.
Sosyalistler ve sosyalist kimliğin varlığı, diğer kesimleri ürkütmüyor mu?
HDP sadece bir sosyalist parti kimliği ile değerlendirilmemeli. Kitle partisi olmayı hedefliyor. Doğaldır ki içinde sosyalist bileşenler de Türkiye’nin temel sorunlarına köklü çözüm isteyen Müslüman demokratlar da Aleviler ve diğer etnik topluluklar da olacaktır. HDP’yi homojen bir yapı olarak değerlendirmemek gerekir. Sadece sınıf partisi olsun, sadece bir kesimin partisi olsun demek, doğru değildir. Tüm ezilen sınıfların, etnik ve dinsel toplulukların, kadın ve gençlik başta olmak üzere tüm sosyal toplulukların içinde yer alacağı bir parti olmalıdır. Radikal demokratik ve özgürlükçü perspektifler sosyalistlerde vardır. Devletçi ve iktidarcı genlerden kendini kurtarmış sosyalizm ve sosyalistlerden hiçbir toplumsal kesim ürkmemelidir.
HDP’nin 2014 yerel seçimlerinde aldığı bir oy oranı da var. Bunun üzerine bina edilen eleştiriler var, bu oran kıstas olabilir mi?
HDP’yi sadece seçimlerde aldığı sonuçla da değerlendirmek büyük bir yanılgı ve yanlıştır. 2-3 aylık bir parti; il teşkilatları henüz kurulmamış, kendisini tam örgütleyememiş bir partiden olağanüstü bir beklenti içerisinde olmak zaten yanlıştır. HDP’nin gerçek kimliğini ve gelecekteki rolünü bu seçimlerle bir kriter olarak görüp değerlendirmek de doğru değildir.
Nedir önemli olan?
Önemli olan şudur: HDP, özgürlük ve demokrasi stratejisi açısından doğru bir mücadele aracı mıdır, değil midir? Pratikteki bazı yetersizliklerle böyle bir proje değerlendirilemez. Bunlar, giderilebilir eksikliklerdir. HDP doğru bir projedir ve asıl bundan sonra kökleri ile buluşacaktır. Bundan sonra gerçek rolünü oynayacaktır. Anti propagandalar bilinçlidir, dikkat edilirse AKP, CHP ve MHP, yine iktidar İslam’ı diyebileceğimiz kesimler ve dogmatik ulusalcı ama kendisine sol diyen bütün kesimler HDP’ye karşı birleşiyorlar.
Neden hepsi birleşiyorlar?
Çünkü biliyorlar HDP gerçek bir muhalefet özeliğine sahiptir. Tarihsel ve toplumsal olarak bu şansı vardır. Böyle olursa hem sözüm ona solcu muhalefet iddiası ile geçinen CHP gibilerinin foyaları ortaya çıkacak, hem de dini inançlarını sömüren, İslam’ın özündeki hak, adalet ve eşitlik değerleriyle alakası olmayan AKP oligarşisine, iktidarına karşı gerçek bir halk demokrasi mücadelesi gelişecektir. Bütün bu kesimler, radikal toplumsal mücadelenin gelişmesini istemiyor. Bütün karalamalar ve saldırılar, HDP’nin büyüklüğünü ve önemini ortaya koyuyor
HDP nasıl tüm demokrasi güçlerinin, ezilenlerin ve özgürlük isteyen kesimlerin partisi haline gelebilir?
HDP’ye çok büyük görevler düşmektedir. Retorikle, klişeleşmiş sloganlarla, sloganlara sıkıştırılmış propaganda ile rolünü oynayamaz. Yetersiz, elit, toplumla buluşamayan kesimleri sol olarak değerlendirmek bile yanlış. Doğru propaganda, teori, ideolojinin karşılığı; doğru eylem, örgütlenme ve toplumsal mücadeledir. Buna yol açıyorsa söylenenler anlamlıdır. Yoksa doğru sanılan söylemler, bir süre sonra kanıksanır, anlamı olmaz.
HDP’nin söylemle pratiğinin tutarlı olduğu bir devrimci demokratik hamle yapması gerekiyor.
Önce ne yapmalı?
Önce yeni bileşenleri ile gerekiyorsa program yenilemesi, kendi teşkilat ve içi işleyişi içerisinde ihtiyaç duyuluyorsa bir tüzük yeniliğine gitmesi gerek. Bütün bunların ötesinde ve bütün bunlardan da önemlisi toplumsal tabanıyla; emekçiler, kadınlar, gençlik; Alevilerle, Ermeniler ve diğer bütün inançlarla muhakkak buluşmalıdır.
Türkiye siyasetini sadece bir bölgesel perspektifle, yani İstanbul orijinli, çıkışlı yapmak büyük yanılgı olur. Türkiye’nin dört bir tarafına ulaşabilmeli. Propagandası, çalışma tarzı ve yaygın örgütlenmesi buna göre olmalı.
Ne kadar örgütlüysen o kadar başarılısın. Doğru söylemek yetmiyor. Bunu örgüte, dolayısıyla radikal demokrasi mücadelesine dönüştürdüğün kadar başarılı olabilirsin. Toplumun içerisine kendisini bir ağ gibi örgütleyebilmelidir. Girmediği, örgütlenmediği hiçbir sosyal, toplumsal kesim ve Türkiye’nin coğrafik yeri kalmamalı. Böyle yaparsa başarmaması için hiçbir neden de yoktur.
Kürdistan’da nasıl bir strateji izlenecek; BDP’nin artık Meclis’te olmamasının olumsuz etkileri olmayacak mı?
HDP ve BDP, rolleri farklı olan ama birbirini tamamlayan partilerdir. HDP Meclis’te olunca Kürtler açısından bir boşluk yoktur. HDP, Kürt halkının sorunlarını da Meclis gündemine getirecektir. Özgürlük mücadelesinin legal siyasetteki anlamını da topluma kavratmaya çalışacaktır. Misyonu budur zaten. Eğer bir ulus-devlet olmaktan söz etmiyor, demokratik Türkiye içinde Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamından söz ediyorsak böyle bir parti Kürtlerin bu amacı açısından olmazsa olmaz kabilindendir. HDP’nin varlığı ve güçlenmesi Türkiye’nin demokratikleşmesini de, Kürt sorununun çözümünü de yakınlaştıracaktır. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin amacı da bu değil midir? Dolayısıyla Türkiye genelinde siyaseti HDP ile yapmak bir dezavantaj değil avantajdır.
Özgürlük mücadelesine alternatif bir oluşum, yeni bir parti olabilir mi, BDP’nin siyasal alanı ve toplumsal tabanını başka bir parti kontrol edebilir mi?
Bilimsel ve toplumsal anlamda biraz imkânsız gibi gözüküyor. Yelkenini dolduracak hiçbir rüzgarı bulunmayanların Kürt demokratik siyasi mücadele alanında etkin olması zordur. Halkın dinini istismar eden ya da geçmişte halkın özgürlük mücadelesine düşmanlık yapmış olanların veya demokratik karakterde olmayan KDP’nin izdüşümlerinin karşılığı yoktur.
Daha geniş kesimlerden oy alan bir partinin milletvekillerinin daha az oy alan bir partiye katılması, alışkın olunan bir durum değil. Genelde tersi olur…
BDP’nin milletvekillerinin Türkiye genelinde politika yapacak partiye katılması, yeni bir siyasi kültür, yeni bir gelenek oluşturmak açısından önemlidir. Burada şöyle demek daha doğrudur; artık mücadele ihtiyaçlarını karşılama anlamında dar kalan bir partinin kendisini mücadele ihtiyaçlarına daha kapsamlı cevap verecek bir partiye destek vermektedir. BDP kendisini daha da büyütecektir. BDP’nin artık Türkiye genelinde siyaset yapmayı HDP üzerinden yapılmasını sağlaması yadırganmaz.
8 Haziran’da BDP, 22 Haziran’da da HDP’nin olağanüstü kongreleri olacak. Bu durumda Kürt demokratik siyasetinin yeniden yapılanması gündeme gelecek. Sizce bu yeniden yapılanma hangi çerçevede olmalı?
BDP yeni bir vizyon, format ve hedefle Kürdistan’da varlığını sürdürecek, çalışacaktır. Demokratik toplumdan, demokratik konfederalizmden, demokratik özerklikten söz ediyoruz. Demokratik siyaset bunları yaratmaktır. Demokratik siyaset, toplumun tabandan örgütlenmesi ve güç olmasıdır. BDP bunu ortaya çıkaracak ve gözetecek bir parti olacaktır. Kürdistan’da demokratik siyasetin ve demokratik toplumun gelişmesinde zihniyet öncülüğünü yapacaktır. Kürdistan’daki demokratik siyasetin yaratıcısı ve koruyucusu olacaktır. Kürdistan’daki demokratik siyasetin partisi olacaktır. Yerel demokrasiye öncülük edecek; toplumun güç olmasını ve örgütlenmesini sağlayan, buna yön veren ve gözeten parti olacaktır. Kuşkusuz buna uygun yeni bir tüzük ve programı da olacaktır.
Kürt halkının bilinçlendirilmesi örgütlendirilmesi, kendisini idare edebilmesi, öz yönetime kavuşması anlamında da BDP’nin çok büyük bir rolü olacaktır. BDP yönetimleri ve kadrolarının gözü milletvekilliğinde, belediye başkanlığında, parlamentoda, mevkide, makamda değil, Kürt halkının özgürleşmesini ve demokratik yaşamını hedefleyen bir zihniyet, yaşam ve çalışma içinde olacaklardır. Dolayısıyla esas olarak da daha manevi değerlerle, eğitimle, kadro oluşturmakla halkı kendi öz iradesiyle buluşturmakla yoğunlaşan bir parti olabilir.
DİREN ROJ/ANF/BEHDİNAN