Tarihi, kıyımlar, katliamlar, sürgünlerle yazılı Ortadoğu’nun en kadim halklarından Kürtler’in hanesine bir de Roboskî eklendi bundan tam bir sene evvel… Faillerin eliyle yazılan, bir halkın topluca terk edilişi cinsinden bir ferman iken, Roboskî analarının bitip tükenmek bilmeyen, yılgınlık nedir bilmeyen direnişleri, yollara düşüşleri, her kapıyı arşınlayıp ‘adalet’ yerini buluncaya kadar bu işin peşini bırakmayacaklarını göstermeleri ise en sade deyimiyle destansıdır…

Bu halkın kadınları, artık susan, sadece ağıt yakan değil. Ama katilleri adım adım da izleyendir nitekim… 28 Aralık 2011 bir milattır çünkü bu halk için ve Roboskî kadınları için. 33 kurşunun, Dêrsim’in, Newala Qasaba’nın, Maraş’ın ve onlarcasının yanına eklenmiş olan Roboskî, bundan gayrı sadece Roboskî değil, ama aynı zamanda bu halkın yüreğinin ortak attığı acılardan, rengi griye dönmüş bir yerdir.
Elinden ak günlerin alındığı her halkın yüreği gridir artık…
Sonsuza kadar sürecek bir yas yeridir Roboskî..
Ne diyor oradaki kadınlar: “Yalan da olsa iki-üç general yakalandı, görevden uzaklaştırıldı, cezalandırıldı deseydiler, bize iyi gelirdi... Devletten tek isteğimiz faillerin bulunması ve cezalandırılmasıdır...”
Ne kadar özet bir cümle. 30 yıldır bu topraklarda yaşananları anlatan belki de en iyi özet cümle: YALAN DA OLSA!!
Roboskîliler, Kürtler, aslında bu saate kadar söylenenlerden/söylenmeyenlerden, yapılanlardan/ yapılmayanlardan net bir görüşe varmış durumda: Devlet, verdiği madalyalardan, olaydan sonra Genelkurmaya teşekkür eden ve dahası Roboskî sözcüğünü dahi yasaklayan Başbakan’dan, failleri değil yargılamak; özenle gizlemek niyetini sürdürecektir. Okula gidecek yol parası için, sınava girecek harç parasını yatırmak için kar ve ayaz karanlığında yollara düşen 19’u çocuk, 34 Canın katilleri bulunsun demek, devlete göre bir fanteziden ibaret. Nasıl mı?
Meclis Uludere (öyle ya Başbakan Roboskî denmesini yasakladı; katliamın adı Uludere olayı oldu) Alt Komisyonu Başkanı AKP’li İhsan Şener’in Anadolu Ajansı’na (AA) yaptığı açıklama: “Biz komisyon olarak sadece fotoğraf çekeceğiz. Bizim ‘Ahmet suçludur, Mehmet tetiği çekmiştir, Hüseyin ateş etmiştir, Ali yanlış yorumlamıştır’ gibi FANTEZİ yapacak halimiz yok!”
İşte insanlığın yerlerde sürüklendiği noktadır burası.
Devletin uçaklarından atılan bombalarla parçalanıp katır sırtında taşınan 34 naaşın karşılığı AKP diliyle bu!
Sadece son dört yılda 180 sivilin devlet tarafından öldürüldüğünü, İnsan Hakları Derneği, bu sabah tekrar açıkladı! Bulunan tek bir fail var mı? Eğer ölen Kürt ise, asla ve kat’a!
Cezalandırılan var mı? Asla ve kat’a!
Üstüne üstlük, iktidara geldiği ilk yıllarda geçmişle yüzleşmeden dem vuran iktidarın, bugüne kadar toplu mezarlar, mayında parçalanan çocuklar, asit kuyuları ile ilgili tek bir adım atmadığı gerçeği orta yerde duruyorken;
1994’de devlet eliyle Cizre Belediye başkanı olan ve sivil insanları işkenceyle öldürmekle meşhur (!) korucubaşı Kamil Atak, yüzlerce BDP yöneticisi tutuklanıp cezaevine konulurken, mahkeme tarafından tahliye edilir! Aynı mahkemede yargılanan albay Cemal Temizöz ise balyoz davasından mahkumiyet aldığı için halen cezaevindedir. Yoksa o da salıverilirdi; bundan hiç şüpheniz olmasın.
Türkiye’nin AİHM tarafından ilk gözaltında tecavüzden mahkum edildiği Ş.A. vakasının da faili olan Derik Jandarma Komutanı hakkında İHD’nin yoğun çabaları sonucu, Mardin Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın geçen hafta görülen ikinci duruşmasındaki sürprize bakın: Dava, Mardin’den tam 861 km uzaklıktaki Çorum Ağır Ceza Mahkemesine, İçişleri Bakanlığı’nın talebiyle nakledilmiş! Komutanlığı süresince onlarca insanın gözü önünde katledilen Kürtlere karşılık, yakılan köylere karşılık 18 sene sonra açılan davadaki gelişmeye bakın! Tutuklanmak orda dursun; davasını Çorum’a naklediyorlar.
Aynı mahkeme, 2003’de, aynı adam hakkında açılan başka bir gözaltında tecavüz dosyasını (Ş.E.) ikiye bölmüş. Mahkemelerden biri Çorum’a, diğeri de Çorum’un İlçesi Sungurlu’ya nakledilmişti. Yani bu komutan efendiyi yargılayacak mahkeme, nedense bu insanlık suçlarını işlediği yer mahkemesi değil de her seferinde Çorum veya ilçeleri oluyor.
Adaletin terazisi böyle işliyor. Eğer tecavüze uğrayan, katledilen, gözaltında kaybedilen Kürtler ise…failler cezasız ve serbest.
Haklarını isteyen Kürtler de, cezaevinde...kadınları, çocukları, milletvekilleri, belediye başkanları, siyasi parti yöneticileri, akademisyenleri, gazetecileri, insan hakları savunucularıyla neredeyse 10.000 Kürtten bahsediyoruz..
Adalet..
Bu koşullarda Roboskî için AKP’nin reva göreceği adaletin ne olacağı ortadadır:
Neredeyse doğduğumuz için bizi suçlayan bir devlet anlayışından ne bekleyeceğiz ki; Geleneksel bir devlet politikası olarak yüzyıllardır yoksullaştırdıkları için kendi topraklarında ‘sınır’ ticareti yapmak zorunda kalan Kürtlere yönelik, gerçeği gizleyip, “Terörist olmadıklarını nereden bilelim” diyen bir Başbakan gerçeği. Öte yandan, bir okul harçlığı için gece yarısı yola düşmeden önce, eve döndüğünde kendisi için patates pişirmesini annesinden isteyen Roboskîli çocuklar.
    ***
Tıpkı Ceylan’ımızın, havan bombalarıyla katledilmeden evvel annesinden makarna istemesi gibi masum ve çocuksu...
Yüreğimin bir yarısını kendisiyle birlikte gömdüğüm Mazlum gibi çocuklarım benim...
Uğur’larım benim…
Sizden sonrası yok. Siz gittiğinizden beri, bu topraklar hep gri, gökyüzü de öyle…ağır-ağlamaklı.
Sizden sonra, buralar hep yas yeri.
Analarınız o günden beri siyahtan başka hiçbir renk giyinmedi.
Soğuk ayazında yollara düşüşünüze mi yanayım, yol paranızın olmayışına mı, kendi, ülkenizde ‘kaçakçı‘ denilmesine mi, patates yemeği yemeden katledilişinize mi, hiçbir zaman oyuncaklarınızın olmayışına mı, katır sırtında taşınmanıza mı?
En çok neye yanayım? Sizsiz buralar tüm renklerini kaybetmiş; gökkuşağının tüm renkleri solmuş.
Adalet…
Unutursak kalbimiz kurusun!
Katillerinizin kalpleri kurusun!