Kürt halkı en temel insan hakları için bir özgürlük savaşı veriyor. Daha doğrusu kendisine karşı doksan senedir sürdürülen imha savaşına karşı direniyor. Bu direniş her türlü özel-kirli savaş yöntemlerine rağmen bastırılamadı. Tersine gelişip güçlendi ve geniş halk kitlelerinin desteğine kavuştu. Denilebilir ki Kürdistan tarihinin en geniş ve güçlü halk örgütlenmesi yaratıldı. Özgürlük mücadelesi Kürt halkının bütün kesimlerini, Kürdistan coğrafyasının tamamını, diasporayı sardı, onları bütünleştirdi. Artık yok edilemez ve hukuk temelinde tanınması gereken bir gerçeklik haline geldi.

Savaşın yaygınlaşması ve artan yıkıcılığı barışçı-demokratik çözüm seçeneklerini gündeme getirdi. Özal döneminde başlatılan ilk temas ve görüşmelerle bir umut yaratıldı. Öcalan ve PKK ilk günden beri “Onurlu bir barış” diyerek bu umudu güçlendirdi. Ne var ki aradan geçen yirmi senede bir çözüme ulaşılamadı. Devlet ve Kürtler arasındaki savaş yirmi senedir kritik ve kanlı bir çizgide sürüyor. En çok görüşme-çözüm-barış denilen son dönemde bile genelde bir umutsuzluk var. Bu umutsuzluğun nedenlerini düşünmek gerekiyor.
Savaşı bitirmek ve barışçı çözümü başarmak için devlet yöneticilerinin risk alması ve rantçılığı bırakması gerekiyor.  Oysa Özal’dan sonra barışçı çözüm için risk alacak bir lider çıkmadı. Aslında barışçı çözüm isteyenlerin -savaşla kıyaslarsak- alacağı ciddi bir risk de kalmadı. AKP barışçı çözüm dedikçe oyları arttı. Bütün anketler, halkın büyük bir çoğunluğunun barışçı çözümden yana olduğunu ortaya koydu. Öyle ki Tarhan Erdem’in araştırmasına göre MHP tabanının üçte biri bile barışçı çözümden yana. Ama halkın bu eğilimini dikkate alan yok.
Siyasi liderler halklarımızın geleceğini düşünmek yerine günlük çıkarları ve oy kapma yarışı içinde eyyamcılık yapıyorlar. Emperyalist devletlerin bölge planlarına hizmet etmek için halkları ateşe atıyorlar. CHP ve MHP hala savaş rantçılığı yapıyor. Hitler’den kalma ırkçı görüşlerle, vatan-millet-Sakarya edebiyatıyla milliyetçi-ırkçı tabanını kaybetmemeye çalışıyor. Rantçılıkta inat ettikçe de oyları azalıyor.
AKP ise barışçı çözüm için risk almak yerine apaçık barış rantçılığı yapıyor. AKP’ye yakın bir yazar açıkça “AKP sorunu niye çözsün? Bunun hiçbir getirisi yok ama götürüsü çok” gibi şeyler yazmıştı. Bu kafayla elbette barışçı bir çözüm olmaz. 10 senedir tek başına iktidarda olan bu parti ve Erdoğan barış rantçısıdır. Barış için hiçbir risk almamakta ama barışçı görünmektedir. Hem kirli imha savaşını en alçakça yöntemlerle sürdürmekte hem de barış-çözüm-kardeşlik diyerek halkı oyalamaktadır. Somut hiçbir adım atmayan AKP ve Erdoğan, çözüm dedikçe hemen tasfiye planlarını ortaya koymaktadır. AKP liderleri-sözcüleri ve basındaki kalemleri her fırsatta hakaretler, tehditler savurarak Kürt halkını teslimiyete ikna etmek-zorlamak çabasındadır. Oysa bu çözüm-barış değil, daha kanlı ve yaygın bir savaşı geliştirmek demektir.
AKP liderlerinin en büyük yalanı da “Biz barış yapacağız ama kimle konuşalım?” yalanıdır. Düne kadar Öcalan’ı baş düşman ilan edip idamı geri getirmekten söz ediyorlardı. BDP’yi Öcalan’ın emrinde olmakla suçluyorlardı, bu bahaneyle muhatap almadıklarını iddia ediyorlardı. Şimdi ise “Öcalan ile görüşüp anlaştık ama BDP-Kandil ve Avrupa Öcalan’ı dinlemiyor” diye şikayet ediyorlar. Durum böyle ise çözümü çok kolaydır. Öcalan üzerindeki her türlü tecrit kaldırılır. Öcalan herkesle ve bütün halkla görüşlerini paylaşır. Kim destekliyor, kim karşı çıkıyor belli olur. PKK içinde barışa karşı çıkan kanatlar varsa o da açığa çıkar. Ama AKP tam tersi bir yola giriyor. Öcalan üzerindeki tecrit sürdürülürken onun adı üzerinden bin bir türlü spekülasyon yapılıyor. Kürt halkına-siyasi temsilcilerine dağda da, ovada da, Avrupa’da da zindanlar ve katliamlar dayatılıyor. Qandil’de, Roboskî’de ve Paris’te dökülen kanlar bunu gösteriyor. AKP bütün gayretini Kürtleri bölerek birbirine kırdırmak ve imha savaşını yükseltmek-yaygınlaştırmak üzere yoğunlaştırıyor. Bu da AKP’nin barış rantçısı olduğunun en açık ispatıdır. 10 senedir barış-çözüm deyip de bu yönde tek kalıcı adım atmamanın başka açıklaması var mı? Hem savaşı körükleyip hem de çözüm demenin başka anlamı var mı? Bu durumda insan “Acaba AKP’nin Öcalan ile görüşmeleri de bir oyalama mı? AKP’liler, bakın görüştük ama olmadı demek için mi görüşüyor?” diye düşünmeden edemiyor. Şüphesiz ki Öcalan üzerindeki tecrit perdesi aralanırsa bunların açık cevabını kendisi verecektir.
Bu süreçte meydan savaş ve barış rantçılarına bırakılmamalıdır. Yoksa daha çok kanımız ve gözyaşımız akacak demektir. Bugün görünen o ki kalıcı bir barış isteniyorsa bu sadece Kürtlerin istemesiyle-mücadelesiyle de olamaz. Türkiye’de barışçı çözüm isteyen herkes birleşip siyasete egemen olursa barış olur.