
Suudilerin ve Katar'ın rolü
Asıl sorunun Suudi Arabistan ile Körfez İşbirliği ülkelerinin bu ihtilafta üstlendikleri rol olduğunu söyleyen Prof. Werner Ruf, şöyle konuştu: "Suudiler, Mısır ordusunun Mursi ve Müslüman Kardeşlere karşı darbesini desteklediler. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt 24 saat içerisinde Mısır’a 12 milyar Dolar hibe ettiler. Bir yıl öncesinde ise Katar Mursi hükümetine 8 milyar Dolar ile destek çıkmıştı. Burada iki Körfez monarşisi arasındaki güç kavgası ortaya çıkıyor.
Saldırıların arka planı
Arka plan şöyle: Suudiler nihayet Müslüman Kardeşleri yok etme fırsatını ele geçirdiler. Hamas da Müslüman Kardeşlerin bir kolu olduğundan, İsrail’in saldırısından hoşnutlar. Müslüman Kardeşler sosyal talepleri ile Suudiler için büyük bir tehdit oluşturuyor. Buna karşın Katar Müslüman Kardeşleri destekliyor. Örneğin ideolojik önderleri Yusuf Karadawi’ye El Cezire televizyonunda bir propaganda platformu sunuyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt bu nedenle Doha’daki büyükelçilerini geri çekmişlerdi. Ancak asıl dikkat çekici nokta, Riyad-Tel Aviv yayının kurulmuş olmasıdır. Yaklaşık iki yıldan bu yana yakınlaşan iki ülke İran’a karşı ortaklaşıyorlar. Gizli servisleri ortak çalışıyor ve Suudiler, İsrail İran’a saldırırsa hava sahalarını açacaklarını açıkladılar. Tüm bunlar elbette ABD’nin de çıkarına. Bu nedenle Gazze saldırısı Riyad-Tel Aviv ittifakının bir sonucudur."
Hedefte birlik hükümeti de var
İsrail’in Hamas’ın askeri yeteneklerini yok edebileceğini, ama örgütü tamamen ortadan kaldıramayacağını bildiğini söyleyen Prof. Ruf, İsrail’in bu saldırılar sonucunda Gazze’deki halkı Hamas karşıtı pozisyon almaya itmeyi hesapladığını ve böylelikle de birlik hükümetinin yıkılmasını umduğunu vurguluyor: "Böylece Filistinlilerin BM’de etkin olma ve kabullenme şanslarını yitireceklerdir."
Batı talepleri duymuyor
Arap coğrafyasındaki kalkışmaların ardından çok şeyin değiştiğini ve Suriye, Irak ve Libya’nın artık dış politika aktörleri olmaktan çıktığını söyleyen Prof. Ruf, Tunus haricinde tüm ülkelerde Suudilerin de yardımıyla en gerici güçlerin yeniden iktidara geldiğini ve bu nedenle de Batı’nın Arap sokaklarının taleplerine kulaklarını tıkadığı görüşünde: "Batı, Arap coğrafyasındaki özgürlük taleplerini artık dikkate almıyor ve İsrail’i seyretmekle yetiniyor."
AKP diplomaside başarısız
Türkiye’deki İsrail karşıtı söylemi hükümetin popülist politikası olarak değerlendiren barış aktivisti akademisyen, AKP’nin tüm bu popülist söylemin ardında reel politika yürüttüğünü, ama Türk devletinin son dönemde diplomaside başarısızlıktan başarısızlığa koştuğu görüşünde. Prof. Werner Ruf bu konuda "AKP’nin Filistin’de aracılık yapma önerisi ciddiye bile alınmadı. Buna karşın Gazze sınırını kapatan Mısır'daki Sisi rejimi uluslararası diplomasi tarafından aracı olarak ön plana çıkarıldı. AKP bu gidişle yakın dönemde diplomaside daha çok yenilgi alacak gibi görünüyor“ diyor.
Werner Ruf kimdir?
1937 doğumlu olan Werner Ruf, uluslararası ve toplumlar arası ilişkiler ve dış politika profesörüdür. Ruf; Freiburg, Paris, Saarbrücken ve Tunus üniversitelerinde öğrenim gördükten sonra, Freiburg, New York, Aix-Marseille, Essen ve Kassel üniversitelerinde öğretim üyeliği yaptı. Avrupa Birliği kurumları, Almanya Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi ve Almanya iktisadi işbirliği bakanlıklarında danışmanlık yapan Ruf, aynı zamanda Almanya barış hareketinin tanınmış aktivistlerindendir.
MURAT ÇAKIR/ÇİÐDEM DEMİREL / HABER MERKEZİ