Paris’teki alçakça işlenen katliam sonrası da aynısı yapılıyor. Katliam haberi duyulur duyulmaz, daha Fransız polisi katliam yerinde inceleme yaparken, Hüseyin Çelik yaptığı açıklamada “örgüt içi infaz” diyor. Ona paralel olarak Kürt düşmanı-özel savaş medyasında “örgüt içi infaz” senaryoları en ayrıntılı “gerekçe”leriyle anlatılıyor. Öcalan-Qandil-Avrupa arasındaki “çelişkiler” bütün ayrıntılarıyla ve olasılıklarıyla açıklanıyor. İnsanın aklı şaşıyor. Devletteki ve medyadaki bu hazırlık ne zaman yapılmış da yayına hazır hale gelmiş? Üstelik Roboskî katliamı hakkında bir yıl sonra hala “Araştırma yapılıyor” deyip tek kelime söylemeyenler, Paris’teki bir katliamı anında bütün delilleriyle nasıl açıklıyorlar? Nasıl ve niçin “örgüt içi infaz” deyip halkı inandırmaya çalışıyorlar? Cumhurbaşkanı bile “İşin aslının anlaşılması için birkaç gün geçmesi gerek” derken, diğerlerinin bu gayretkeşliği ister istemez şüphe uyandırıyor. Acaba suçluların telaşı mı, delilleri karartma çabası mı sorusunu akla getiriyor.
Şüphesiz ki Kürdistan özgürlük hareketine karşı vahşi bir özel savaş yürütülüyor. Bunun en önemli bölümü de psikolojik savaştır. AKP-Devlet ve medyası cephesinin inatla sürdürdüğü “PKK içindeki kanatlar, bunların çelişkileri-çatışmaları vb.” kapsamlı senaryolar bunun göstergesidir. Adeta PKK kadrolarına yönelik saldırılar için psikolojik zemin oluşturulmaktadır. Geçmişten beri Öcalan ve birçok PKK liderine yönelik yapılan ama başarısız olan suikast girişimleri biliniyor. Bütün bunlar birleşince devletin müzakere ve çözüm mü yoksa geçmişteki gibi çözüm adı altında alçakça bir tasfiye süreci peşinde mi olduğu sorusunu akla getiriyor.
Kimse çocuk kandırır gibi yalanlarını boşuna sürdürmesin. Eğer devlet ve AKP hükümeti “Bu katliamla ilişkimiz yok” diyorsa, “örgü içi infaz” senaryolarını bırakıp gerçek suçluları ortaya koymalıdır. Tetikçileri değil de gerçek suçluları ortaya çıkarmak istiyorsak bunların çözüm sürecine karşı olanlar olduğu bellidir. Bu sürece karşı olanlar başka devletler olabileceği gibi TC devleti de olamaz mı? Ya da geçmişte birçok örneği görüldüğü gibi TC devleti içindeki bir kesim- gladyo olamaz mı?
AKP-devlet cephesinin en sinsi oyunu ise Sayın Öcalan üzerinde oynanmaktadır. Hem Öcalan üzerinde hukuk dışı bir tecrit uygulanmakta hem de Öcalan’ın örgüte hakim olamadığı, örgütte farklı kanatların çatıştığı haberleri uydurulmaktadır. AKP-Devlet cephesi eğer diyalog-çözüm istiyorsa Öcalan üzerindeki her türlü tecrit ve kısıtlamaya derhal son vermelidir. Öcalan bütün muhataplarıyla istediği gibi ilişki kurabilmelidir. O zaman örgüte hakim olup olmadığını herkes görür. Böyle boş senaryolara da gerek kalmaz.
Geçmişte birçok kritik noktada görüldüğü gibi PKK ve Kürdistan halkı Öcalan’a bağlıdır ve milyonlarca insan baskılara-zindanlara rağmen “Öcalan irademdir” diyerek imza vermiştir. İsteyen bunu bir daha test edebilir. Ama çözüm sürecinin başarısı açısından test edilmesi gereken Öcalan ve PKK değil, AKP ve liderleridir. AKP ve liderleri TC devletine hakim midir? Bugün sorulması gereken soru budur. AKP Hükümeti ordusuna, yargısına, MİT’ine, Gladyosuna hakim midir? Hakim iseler bir senedir Roboskî katliamı niye ortaya çıkarılmıyor?
AKP Hükümeti ya devlete hakim olacaktır ya da devletle bütünleşip suç ortağı olduğunu kabul edecektir. Bunun ortası yoktur. Devlete hakim olamayan bir AKP Hükümeti Öcalan ile anlaşsa bile ne anlamı olur? Tarihi boyunca nice padişah ve sadrazam kavuğunun kandil olup asıldığı bir ülkede yaşıyoruz.
Diyalog-müzakere ve demokratik çözüm için fazla vakit yok. AKP ve devlet savaş-tasfiye yerine diyalog-müzakere ve çözüm istiyorsa tek bir saniyeyi bile ziyan etmemelidir. Paris katliamıyla ilgisi olmadığını ispat etmeli ve benzeri katliamların olmayacağı konusunda Kürdistan halkına inanılır güvence vermelidir. Havanda su dövmekle vakit kaybetmemelidir.
Kürdistan halkı yaralarına tuz basarak mücadeleyi yükselten bir halktır. Paris şehitlerimizi mücadelemizde yaşatmak, katliamcılardan hesap sormak bütün ezilenlerin, hepimizin görevi olacaktır.
Roboskî - Ankara - Paris
PKK kurucularından ve Kürt kadın özgürlük hareketi öncülerinden Sakine Cansız, KNK Paris bürosu temsilcisi Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez alçakça bir saldırıyla şehit edildi. Katliamın amacı, hedefi, zamanlaması, yeri ve katliam sonrası tepkiler üzerinde önemle durmak gerekiyor. Açıktır ki tetikçiler kim olursa olsun, tetiği çektirenler demokratik-barışçı bir çözüm yolunun açılmasından rahatsız olanlar ve bunu engellemek isteyenlerdir. Türkiye’de adettendir. Her ne melanet olursa dış güçlere bağlanır. Bu dış güçlerin kimler olduğu da hiçbir zaman ortaya çıkmaz. Bu kargaşa-toz-duman içinde gerçek failler kaybolur gider. Ya da devletin bütün katliamları “örgüt içi infaz” denilerek kapatılır.