Acının başkenti Roboskî ile nefretin başkenti Ankara arasında bin 300 kilometre mesafe var.
Ancak bu başkentler arasındaki mesafe sadece bin 300 kilometreden ibaret değildir.
İki başkent arasındaki asıl mesafe hayata ilişkindir; Roboskî ile Ankara bu anlamda iki ayrı dünya gibidir.
Roboskî mazlumiyeti, mağduriyeti, adaleti, mütevaziliği, içtenliği, yiğitliği, hoşgörüyü, aşkı, barışı, kardeşliği, eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, farklılık zenginliğini, diyaloğu, sabrı, paylaşmayı, dayanışmayı, tefekkürü ve anlamaya çalışma çabasını temsil ediyor.
Ankara ise kini, nefreti, adaletsizliği, inkarı, düşmanlığı, intikamı, ahlaksızlığı, savaşı, baskıyı, bastırmayı, kibri, kalleşliği, horgörüyü, ötekileştirmeyi, eşitsizliği, yolsuzluğu, yalan dolanı, hırsızlığı, monoloğu, suçlamayı, çürümeyi, çürütmeyi, tükenmeyi ve tüketmeyi temsil ediyor.
İnsan sevgisinin ruh verdiği Roboskî, insana ve hayata dair iyi, güzel ve anlamlı değerleri, ırkçı nefretin esir aldığı Ankara ise bu değerlere yeminli düşmanlığı temsil ediyor.
Roboskî’ye insanlık, Ankara’ya ise barbarlık rehberlik ediyor.
Roboskî’nin acının, Ankara’nın nefretin başkenti olması bundandır. Tarih bu iki başkenti bu özellikleri nedeniyle karşı karşıya getirmiştir.
Ankara‘nın Roboskî’ye düşman olması ve 34 yoksul Kürt gencini savaş uçaklarıyla acımasızca vurması bu iki başkent arasındaki insana ve hayata dair mesafelerin uzun olduğunu göstermektedir.
Ankara, güney ve kuzey Kürdistan sınırlarının birleştiği Roboskî’yi bütün Kürtlerin ve insanlık değerlerinin düşman olduğu için katletmiştir.
Roboskî Katliamı‘yla insanlığın ve Kürtlerin düşmanı olduğunu tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.
Ankara yönetimi bu katliamla Kürtlere, insanlıkta ısrar eder, beni de bunu kabule zorlamaya devam ederseniz, ‘sonunuz böyle olur‘ mesajını vermiştir.
AKP Hükümeti’de bu kanlı mesajı başından itibaren bütün cephelerde üstelik de bütün benliğiyle desteklemiştir.
Desteklemeye de devam etmektedir.
Ankara’yı esir alan ırkçı zihniyet egosunu şimdi de AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan üzerinden kutsuyor! Eli masum insanların kanına bulaşmış liderine bu yüzden her vesileyle övgüler diziyor.
Ancak Roboskî de Ankara’ya ve onun egosu balon gibi şişmiş liderine rahat vermiyor.
Roboskî’den yükselen feryat Ankara’nın kandan kalelerini dövmeyi sürdürüyor.
Gencecik insanların katır sırtında taşınan parçalanmış bedenleri Ankara’yı nefretiyle yüzleşmeye zorluyor. Ona bundan kaçma ve kurtulma fırsatı da vermiyor.
Gazetemizin yazarı da olan Vicdani Redçi ve insan hakları aktivisti Halil Savda’nın 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde başlattığı, “adalet için barış yürüyüşü” de burada tarihi önem kazanıyor.
Savda’nın Roboskî’den Ankara’ya doğru 12 gündür devam eden, 40 günlük yolculuğu Ankara‘ya nefretiyle yüzleşme çağrısı yapmak anlamına geliyor.
Savda, “Kürt sorunu savaşla, daha çok güvenlik önlemleriyle değil, daha çok özgürlük ve daha çok barışla çözülebilir” diyor.
Bu amaçla Roboskî’den Ankara’ya “barış için adalet” talebini götürüyor.
Bu yüzden geçtiği yerlerde zılgıtlarla karşılanıyor. Kürt halkı onu bağrına basıyor, sahip çıkıyor, alkışlıyor ve geçtiği şehirlerde onun için irili ufaklı toplantılar düzenliyor.
Fakat manşetlerinden salya, köşelerinden kan fışkıran yandaş medya Roboskî’de yaşanan acı gibi, Halil Savda’nın bu kutlu eylemini de görmüyor!
AKP’nin taktığı çıkar tasması üzerinden beslenen ve her Allah’ın günü ahlak spazmı geçiren yandaş medya, iktidar zarar görür hesabıyla Roboskî’ye dair ne varsa inkar etmeye devam ediyor.
Bu nedenle Halil’in “adalet için barış yürüyüşünü” de görmezden geliyor.
Ancak Halil de, “adalet ağır ağır yürür ve gideceği yere de er geç ulaşır” sözünü, kendinden emin adımlarla ve kararlılıkla yürüyerek hayata geçiriyor.
Savda bir ay kadar sonra Ankara’ya ulaşacak ve nefretin başkentinde insanlıktan, adaletten, barıştan, özgürlükten ve kardeşlikten yana olanlarla birlikte yürüyüşün finali yapılacak.
Öte yandan Savda’nın Roboskî’den Ankara‘ya “barış yürüyüşü”, Soğuk Savaş‘tan miras kalmış sorunların Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde kanlı çatışmalara sebebiyet verdiği ve insanlığın yeni bir dünya savaşına doğru hızla sürüklendiği, Türkiye ve Kürdistan’ından bu gerilimlerden ciddi manada etkilendikleri bir süreçte gerçekleşiyor.
Roboskî Ankara’ya, Türkiye’nin Batı ile Doğu arasında sıkışıp kaldığı, tıkandığı ve iç ve dış dengelerin onu köklü değişimlere zorladığı bir süreçte yürüyor.
Ankara’yı nefretin esaretinden kurtarmak, insanlık değerleriyle buluşturmak için yürüyor. Ona kurtuluşun yolunu gösteriyor.
Dolayısıyla Türk, Kürt vd. barış içinde birarada yaşamak isteyen herkesin Roboskî’nin yürüyüşünü desteklemesi gerekiyor.
Roboskî Ankara’ya yürüyor