Türk devleti, 2011 yılı biterken, Aralık ayının son günlerinde Kürt halkına büyük bir katliam acısı yaşattı. Bütün dünyayı şoke eden bir katliam, stratejik bir plan çerçevesinde devreye konulmuştu. Sınır bölgesinde tarih boyunca direnen Roboskî halkı, büyük bir katliamla karşılaştı.

Neden Roboskî hedef seçildi? Katliam öncesi ve katliam sonrası devlet ilişkileri nasıldı? Katliamın mağdurlarından Ferhat Encü’ye Roboskî gerçeğini ve katliam sonrası yaşananları sorduk.

Roboskî biraz anlatabilir misiniz?  Katliam öncesi halkın devlete ve AKP’ye bakışı nasıldı?

Roboskî’nin geçmişine baktığımız zaman, gerek Mustafa Barzani Hareketi’ne gerekse de PKK’ye Uludere bölgesinde büyük bir destek verdiği görülür. Kürt bilincinin ortaya çıkmasında da büyük rolleri var. Roboskî halkı öncelikle bağımsız bir yaşam tercihindeydi. Türkiye Cumhuriyeti askerlerinin oraya yerleşmesi ile birlikte, artık faşizan zulme karşı direnmeyi tercih etmişti. Devletin baskısına da uğradı. Sırf Kürtçe konuştu, yöresel kıyafet giydi diye işkencelere, tutuklamalara maruz kaldı. Hiçbir neden gösterilmeden her gün evlere baskın düzenleniyordu. Roboskî halkı, böyle bir ortamda yaşıyordu. 1993’de Roboskî’nin iki mezrası, devlet tarafından zorla başaltıldı. Devlet „Ya koruculuğu kabul edeceksin, ya da burdan göç edeceksin“ dedi. Bu sistemi kabul etmeyen Zebya ve Hödane mezra halkı Gülyazı’ya yerleştiler.
 
Daha sonra devletin baskısı sona erdi mi?

Tam tersi yaşandı. Hergün tutuklama, gözaltı vardı. Ta ki 2000’lere kadar. 2000’li yıllarda bu süreç biraz daha yumuşadı. Artık insanlar „yaşam kapısı“ dediğimiz sınır ticaretine daha çok gidip gelmeye başladı. 2005-2006’ya kadar bu süreç böyle devam etti. 2006’dan sonra biraz daha sıkı bir denetim uygulandı, aksaklıklar yaşandı Roboskî’de. Erdoğan’ın Diyarbakır’daki konuşması Roboskî halkını umutlandırdı. Çoğu insan AKP’ye sempati duydu. Ama söylenen sözler yerine getirilmediği için halk AKP’nin gerçek yüzüyle karşılaştı. Yerel seçimlerde bunu gördük. Roboskî halkı, yüzde 95’i BDP’ye oy veren bir halktı. Devletle, askerle pek fazla ilişkisi olmayan bir köydü.
 
Köyde korucu var mı, varsa sayısı ne kadar?

Evet var. Köyün nüfusu 4 bin 500’e yakın. Onların 500’üne yakını da korucu olmasına rağmen, -zorla koruculuk sistemini kabul etmişlerdi- BDP’ye sempati duyan, oy veren insanlardı. Bu kişiler koruculuk sistemini bir yaşam, burada yaşayabilmek için kubul etmişlerdi. Eğer kabul etmeselerdi, gözaltı, hapis ve işkenceyi göze alacaklardı. Yurdundan, kendi topraklarından sürgün edileceklerdi. Korucu oldukları halde korucuların yüzde 80’i de BDPye oy veren insanlardı. Ve hala da o durumdalar.

Katliam sonrası hükümette suçluların açığa çıkarılmasına yönelik suskunluk sürüyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizler ilk günden itibaren bu katliamın bilinçli yapıldığını dile getirdik. Bunu söylerken nedenlerini de söyledik. Çünkü o yolun sınır ticaretiyle ilgilenen herkes tarafından kullandığını asker de vali de biliyordu.

Daha önce böyle bir katliam olabileceğine dair izlenim edindiniz mi?

Oradaki Tümen komutanı bize, Genelkurmay’ın kendilerine ‘Sen sınırını koruyamıyorsun, insanlar orada kaçakçılık yapıyor’ gibi tepki aldıklarını söyledi. Tümen komutanı ve askerler ordaki insanlara ‘’Giderken biraz daha dikkatli gidin, küçük gruplar halinde ve fark edilmeyecek biçimde gidin’’ diye telkinlerde bulundular. Tabii katliamın planlı ve bilinçli olmasının sebebi olarak şunu diyoruz: O insanlar o gece Heronlar ile izlendi. Katilam günü askerlerin hiç bir zaman yapmadıkları bir şey oldu; askerler köyün ortasından geçerek onların önünü kesti. Normal koşullarda kimseye görünmeden o insanların yolunu kesebiliyorlardı. Sadece bir yerden kesebiliyorlardı. Bu sefer farklı üç yolu da tutmuşlardı. Askerlerin yolları tuttuklarını göstermek için havaya ateş açıyorlar, aydınlatma fişekleri atıyorlar, „Biz burdayız gelmeyin“ dercesine… O andaki korkuyu düşünün. Çaresizlik içinde yere çökmüş insanlar, ne olup bittiğini bilmiyor, ellerinde ve katır sırtlarında yaşam gıdaları ile ‘’Niçin ateş açtılar? Şimdi ne olacak?’’ sorularıyla bekliyorlar. Ondan sonra insanların sıfır noktasında birikmesi, iki grup haline gelerek, birinin yüz-ikiyüz metre daha aşağıda bulunması ve diğer grubun da sıfır noktada bulunması… Tabii bu iki gruptan birinci grubu hedef aldılar.

Hedefin PKK gerillaları olabileceğini iddia etmişlerdi…

Bu kullandıkları dil, yöntem açısından bile doğru değil. Normal koşullarda eğer bunların PKK’li olduğu iddia ediliyorsa, sınırın en iç tarafındaki grubun hedef alınması gerekiyordu. Diğerleri kaçmasın diye, diğerlerin vurulma imkanı yüksek olsun diye. Ama katliamda öyle olmadı. Bunun aksine Türkiye tarafında, kaçmasınlar diye ilk grubu hedef aldılar. 40 dakika sonra ikinci grubu vurmaya çalıştılar. Tamam; belki birinci grubun sivil olmadığı iletilmedi ama kırk dakikadan sonra ordaki askerlerin „Burada siviller var, kaçakçılar var“ haberini mutlaka ulaştırmaları gerekiyordu. Bundan dolayı bunun bilinçli ve planlı olduğunu söylüyoruz. Ayrıca o yolun PKK tarafından kullanılmadığını yıllardan beri biliyoruz.

İkinci iddia da ‘kazadır’ açıklamasıydı...

Bilinçli ve planlı bir katliamdı. Eğer kaza, hata olsaydı o kazayı o hatayı giderebilecek eğilimlerde bulunmaları gerekiyordu. Ama herhangi bir eğilimde bulunmadılar ve bunu katliam sonrasında açıkça gördük. Çünkü orada o insanlar katledilirken askerler orayı boşlatıp geri döndüler, o insanlara yardım etmediler. Yine sağlık kurumlarını arayarak ambulans çağırdık, ancak bu ambulanslar da engellendi. Devletin hiçbir kurumunun oraya gelip, o insanlara yardım etmemesi bunun tamamen bilinçli bir katliam olduğunu göstermektedir.
 
Yani devlet, Roboskî halkını bilinçli vurdu ve yalnız bıraktı?

Evet. Biz, parçalanmış cesetlerimizi, kendi cenazelerimizi kendi ellerimiz ile toplayıp, katır sırtında taşıdık. İnsanlarda büyük bir infial ve onarılmaz acı yarattı bu durum. Çünkü o vahşeti görüyor ve sonra vahşetin içerisine giriyor ve parçalanmış bedenleri topluyorsun. Kendi oğlunun, kendi kardeşinin, kendi abinin parçalanmış bedenlerini topluyorsun. Bu bizde büyük bir travmaya yol açtı, büyük bir öfkeye, acıya sebep oldu. Biz bunu kabullenmek istemedik. Açıkcası bu insanlığa karşı yapılan bir soykırımdı. Orada katledilen sadece Roboskî’nin evlatları değil, Kürt halkının, insanlığın evlatlarıydı. O şekilde baktık. Hem katledeceksin hem de yalnız bırakacaksın. Biz devletin tavrını ilk orada gördük.
 
Daha sonra devlet adına yapılan ziyaret konusuna gelirsek...

Biz devletin bu katliama sebep olanları bulup öyle taziyeye gelmelerini istedik. Çünkü ilk günden bizim yanımızda olmayan bir devletin sonraki günlerde de bizim yanımızda olmaya hakkı yoktu. Hangi yüz ile karşımıza çıkabilirler ki? Katil ne zaman katledilenin yanında olmuştur? Çünkü bir emir ve komuta zinciri içerisinde gerçekleşen bir katliamdı. Bunun emrini kim verdi!? Kim bu hedefi seçti? Bunların acilen açığa alınıp, tutuklanmasını talep ettik. Kendi evladını kaybetmiş ailelerin o saatten sonra herhangi bir korkusu, çekineceği bir şeyi yoktu.

Sizce Roboskî’nin hedef seçilmesinin farklı nedenleri var mı?

İnanın ki bu soruyu kendime çok sordum. Niye Roboskî halkı? Devlet ile, askerler ile olan ilişkilerimiz tamamen kopmuştu. Bunun sebep olduğunu düşünüyorum. Ve bilerek o bölge seçildi. Bunun seçilmesinin sebebi de Roboskî’nin geçmişinin devlet tarafından bilinmesiydi. Sürekli devlete karşı durması, zulme karşı durması, direnmesiydi. Ben öyle bakıyorum. Tabii bu katliam ile Kürt halkına „Ben seni katlederim ve katlettiklerimi de orda yalnızlaştırıp bırakırım, sana yardım etmem“ mesajını vermek istediler. Hem Kürt halkına gözdağı, hem de Roboskî halkına bir cezaydı. Devlet yetkililerin, askeri yetkilerinin Roboskî halkını terörist ilan ettiğini kendi kulaklarımız ile duymuştuk. Bunu açıkça ifade etmişlerdi.
 
Yani intikam almalarının nedeni Roboskî halkının onurlu duruşu...

Evet. Bunun hesabını soracaklarını da açıkça söylüyorlardı. Sınır ticareti nedeni ile devlet ile bir kaç kez karşı karşıya geldik. Ayrıca daha önce sınırın diğer tarafında 12 gerilla şehit düşmüştü. O bölge halkı sınırı aşarak, şehit düşen gerilla cenazelerini getirip, sahiplenmişti. Bunu onlar da biliyorlardı. Bu gözle bakıyorlardı Roboskî’ye. Bu süreç böyle gelişti.
 
Süreç sizce nasıl devam edecek?

Tabii ki sınır ötesi operasyon olduğu için bunun siyasi bir karar mekanizması içerisinde verdikleri ortadadır. Katliamın ucu kendilerin dokunduğu için faillerin açıklanmasını göze alamıyorlar… Herhangi bir komutanı açığa alıp ‘Sen bu katliamdan sorumlusun’ diyemez, çünkü o komutan da ‘Emri veren sensin’ diyecektir. Katliamın birinci failleri Türkiye’yi yöneten insanlardır. Bu Hükümet bu şekilde dururken, Başbakan dururken, Roboskî katliamı açığa çıkmaz. Tazminat vermek istediler, kabul etmedik. Eğer kabul etseydik, faillerin ortaya çıkmayacağını ve Roboskî’nin tamamen unutulacağını biliyorduk.
Başta Kürt halkı olmak üzere Türk, Ermeni ve diğer hakların fertleri, aydın ve siyasetçiler, Roboskî halkı ile beraber bu katliamın hesabını soruyor, dile getiriyor, gündemde tutuyor. Sizlerden de tek bir ricamız var; Roboskî unutulmasın, unutturulmasın.

NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU