Roboskî Katliamı’nın aydınlatılması için başta aileleri ve demokrasi güçleri yoğun bir çaba sergilediler. Ancak hükümet kanadı ve onların basını ise olabildiği kadar zamana yaymaya ve unutturmaya çalıştılar. Sonunda istedikeri oldu. Askeri savcılık olayda herhangi bir suç ve suçlu bulmadıklarını ve ‘kaçınılmaz bir hata’ olarak değerlendirdiklerini açıkladılar.

İşin esası şuydu; ortada bilinmez bir durum yoktu. Çünkü savaş uçaklarını kaldırma ve bombalama emri vermek herhangi bir askerin ve subayın kendi başına yapabileceği bir iş değildi. Bütün bu işlemler anı anına tutanaklarda ve kayıtlarda bulunur. Hangi uçak saat kaçta kalkmış, kim kaldırmış, kim emri vermiş herşey bilinir. Bilinmeyen hiç birşey olmaz.
Herşey böyle ayan beyan bilinir ve ortadayken neden hükümet sorumluluğu üstlenip ölenlerin ailelerinden ve toplumdan bir özür dilemedi? Neden Erdoğan gösterdikleri hassasiyet ve başarılar için genelkurmayı ve askerleri kutladı?
İşin aslına gelirsek, fazla eğip bükmeden konuşursak açık olan şey Kürdistan’da sömürge hukukunun işlevini sürdürmekte olduğudur. Hükümet açıklama yapmadığı için tüm Türk basını olayı öğle saatlerine kadar haber olarak bile vermedi. Hüseyin Çelik hükümet adına yaptığı ilk açıklamada “operasyon kazası” dedi. Şimdi askeri savcılık da “kaçınılmaz kaza” diyor. Daha ilk tepkiler ve açıklamalarda olayın kapatılacağı, Kürtler öldüğü için “olur böyle vakalar” deyip geçileceği belliydi.
Özellikle başbakan Erdoğan olayın gündeme gelmesine çok sinir oluyordu. Kızıyordu. Katliamı sahiplenenleri ve takipçisi olanlara kızıp suçluyordu. Bu çevreleri iyi niyetli olmamakla suçluyordu. Olayın kapatılmayacağını, beklemek gerektiğini söyleyip duruyordu. Sonuçta olay resmi makamlarca kapatıldı ve konuşulmasından da hiç hoşlanmıyorlar. Bu kafa değil miydi, Van Özalp’ta otuzüç köylüyü kurşuna dizip katliamı yapan Mustafa Muğlalı’nın adını kışlaya veren? Çok sade ve insani bir soru soralım. Aynı şekilde bombalanlar arasında Erdoğan’ın kendi oğlu olsaydı onun ve Emine hanımın tepkisi şimdikinin aynısı olacak mıydı? Yandaş medyaları aynı biçimde seyretmekle yetinecek miydi?
Sömürge hukuku çok kaba biçimde işliyor ama Türk egemenleri ve uzantıları, medyaları bunu hiç yokmuş gibi yapmayı çok iyi beceriyorlar. O çocukların ve gençlerin cenazelerini bir hatırlayın. Paramparça ve araziye yayılmışlar. Devlet yetkilileri bir kaç helikopter ve ambulans gönderip o cesetleri toplamadı. Köylüler, akrabaları gidip hayvanlara yükleyip getirdiler. Bu devletin cesetleri toplayacak imkanları yok muydu? En modern keşif ve savaş uçaklarını tepelerine gönderip ölüm yağdırabiliyorlar ama cesetleri toplayamıyorlar.  
AKP’nin iktidarı hedeflediğini ve devlete yerleşmek için uzun yıllar uğraş verdiğini yazıp durduk. Demokratik ilkeyi esas almayanların sonunda iktidara teslim olacakları açıktı. AKP’nin geldiği yer tam da burasıdır. Eğer halkı ve demokrasiyi esas alsalardı cinayetleri ve katliamları bu denli savunmaz ve örtbas etmezlerdi. Gösteri ve olaylarda da polis çok sayıda insan öldürdü, yaraladı ama hükümet ve başbakan hep polisi savundu, devlet şiddetine olur verdi.
Son haftalarda olanlara bakalım, içlerinde bakan çocuklarının da olduğu hükümete yakın çevreler gözaltına alınıp çalıp çırpmakla suçlandıklarında Erdoğan kıyameti kopardı. “Bu hükümete yönelik bir komplodur” dedi. Ardından yüzlerce polis şefinin yerleri değiştirildi. Savcılar yürüttükleri soruşturmalardan alındılar. Yargıyla yoğun polemik ve tartışmalara, yeni düzenlemelere gittiler. Görevden alma ve etkisizleştirme dalgası devam ediyor. Erdoğan neden bu kadar sert tepki veriyor? Çünkü ucu kendisine ve iktidarına dokunuyor. Ancak otuzdört köylü Roboskî’de katledildiğinde böyle bir sorunu yoktu. Kürtleri devlete ve iktidara kurban etmek yeni ve aykırı bir durum değildi.
Kürdistan’da sömürge hukuku geçerli, dedik. Bunu Türk basının geneline bakarak da rahatlıkla anlayabiliriz. Milliyetçi ve militarist çevreler kesinlikle Kürtlerin ölümlerinden rahatsızlık duymazlar. Tersine çok olağan görürler. İtiraz edilmesine akılları ermez. Saldırıya geçerler. İslami ve liberal geçinen, sağ ve muhafazakar kesim de özünde aynı yaklaşıma sahipler. Belki yaklaşım ve ifadede daha dikkatlı bir dil kullanırlar. Ama Kürtler yüzünden iktidarı ve devleti yıpratacak davranışlardan uzak durulmasını olağan görür ve bunu savunurlar.
Türk egemenleri böyle de onların şemsiyesi altına girmiş Kürtler de durum farklı mı? Malesef onlar da öz olarak ayrı bir politik ve insanın duruşun sahibi değiller. Başta Galip Ensarioğlu olmak üzere Kürt olduklarını söyleyenler bile ikballerini tehlikeye atmaz, insani ve demokratik bir duruş sergilemezler. Roboskî Katliamı’nın örtbas edilmesine tepki olarak AKP’deki Kürtler istifa etseydi ne Kürtler bu kadar kolay öldürülebilir ne de katliamların üstü örtülebilinirdi.
Roboskî’yi Kürt halkı unutmayacak ve unutulmasına izin vermeyecektir. Kim ne yaparsa yapsın Kürtler örgütlü direnişleriyle mevcut sömürge hukukunu da aşacaklardır. Herkes gibi eşit, özgür ve yaşam hakkına sahip olduklarını savunacaklardır.