Meclis komisyonu Roboskî katliamını meşru ve mazur gösteren bir rapor yayınlandı. Bu raporun Kürt Halk Önderinin devletle yaptığı görüşmeler sürecinde yayınlanması bir kötü niyeti ve bu katliamın üstünü örtme amacını ortaya koymaktadır. Ancak şu bilinmelidir ki Kürtlere yönelik yapılan katliamların failleri ortaya çıkarılmadan Kürt halkı ile gerçek bir barışın yaşanması mümkün değildir. Kürt Halk Önderinin yıllardır bu ve bu gibi olayların faillerinin bulunması ve yargılanması için Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonları kurulmasını ısrarla istemesi bu nedenledir. Son mektuplarında da demokratik siyasal çözüm ve barış için böyle bir komisyonu da zorunlu gördüğü belirtilmektedir. Bu nedenle AKP Roboskî katliamını örtmesi ve suçluların kurtulması mümkün değildir.

Meclis komisyon raporu bu katliam için emir verenlerin bilindiğini ortaya koymaktadır. Aslında Roboskî Katliamı konusunda bilinmeyen hiçbir şey kalmamıştır. Kalması mümkün değildir. Çünkü orduda hangi emri kimin verdiği net bellidir. Demek ki ortada bu suçları yargılayacak bir irade yok. Hala orduyu Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaştırmayı düşündükleri için emri verenler ve cinayeti işleyenler açıklanmıyor. Sorumlular yargılanırsa ordunun terörle mücadelede moralinin bozulacağı ve iyi savaşamayacağı düşünülüyor. 1990’lı yılların suçluları hangi amaçla korunmuşsa, Roboskî Katliamını yapanlar da aynı amaçla korunmaktadır. Roboskî gerçeğinde bu durum nettir. Başka türlü suçluların ortaya konulmaması izah edilemez. Belirsizlik yoktur. Belirsizlik AKP’nin iradesinde vardır. Belirsizlik demek de doğru değildir. AKP’de suçluları koruma iradesi vardır. Roboskî gerçeği budur.
Bu cinayetlerin açığa çıkarılmamasının önemli bir nedeni de AKP’nin ordu içinde kurduğu ilişkilerdir. Bu ilişkileri kurmak ve güçlendirmek için Roboskî katilleri yargılanmıyor. Bu gerçek bile AKP’nin derin devletle uzlaştığını ortaya koymaktadır. Gayri resmi her ilişki ve uzlaşma Türkiye’de hala resmi devlet dışında bir derin devletin var olduğunu gösterir. Zaten bu nedenle Erdoğan her devlette derin devlet var derken kendisinin bu ilişkilerini kastetmektedir. Hukukun işlemediği her kurum ve kişi bu yönüyle derdin devletle ilişkilidir. Eskiden olduğu gibi bu derin devletin önemli bir kolu da ordu içindedir. Genelkurmay Başkanı da bu derin devletin ordu içindeki sorumlusudur. İşte ordu içindeki derin devlet sorumlusu Genelkurmay Başkanı Necdet Özel emri verenlerin ve uygulayanların yargılanmasını istemiyor. Zaten ordu bu olayı biz yaptık, terörizme karşı yaptık, bu nedenle yargılanamayız anlamına gelen açıklamalar yapmıştır. Ancak hiçbir savcı harekete geçmemiştir. Başka zamanlarda hızlı çalışan savcılar bu olayda sağır sultan konumundadır.
Bu olay Zilan’da katledilen 33 Kürt’ten daha ağır travma yaratmıştır. 33 Kurşun 60 yıldır unutulmamışsa Roboskî’nin unutulması ve unutturulması mümkün değildir. Kürt halkı bu katliamın peşini bırakmayacaktır. Roboskî’ye yaklaşım Türk devlet geleneğinin yeni bir tutumudur. Bu gelenek ve tutum ortadan kaldırılmadan ne Kürt’e yaklaşım değişir ne de Kürt sorunu çözülür. Kürde yaklaşımda zihniyet değişikliği bu tür katliamların sorumlularını ortaya koyup yargılamakla geçer.
Kürt Halk Önderinin sürekli Hakikatleri Araştırma Komisyonu dayatmasının nedeni budur. Kürtler üzerinde uygulanan politikalar çerçevesinde soykırımcı devlet gerçeği ortaya konulmadan Kürt sorununun çözüleceğinden kim söz edebilir? Dolayısıyla Kürt sorununda zihniyet değişimi en başta da bu konuda atılacak adımlarla gösterilecektir. Dolayısıyla Kürt halkının Roboskî katliamı aydınlatılmadığı müddetçe bu devletin Kürde ilişkin politikalarının değiştiğine inanmayacağı açıktır. Kürt Halk Önderi bu nedenle yeni görüşmeler sürecinde sorununun çözümü açısından  bu tür olayları aydınlatacak ve yargılayacak komisyonların kurulmasını çok önemli görmektedir. Çünkü böyle bir komisyon Roboskî ve Paris katliamını da çözmek ve ortaya koymak zorunda kalacaktır.
Roboskî halkı bu katliam aydınlatılmadığı taktirde her zaman başına bu yönlü belalar geleceğini bildiğinden tazminatı kabul etmemiştir. Bu  nedenle bu olayın peşini bırakmayacaklardır. Roboskî katliamının suçlularının açığa çıkarılmasını sadece kendileri açısından değil, tüm Kürt halkı açısından yaşamsal görüyorlar. Bu olay şahsında sadece kendi onurlarını kurtarma mücadelesi vermiyorlar, tüm Kürt halkının onur mücadelesini veriyorlar. Bu mücadele tüm Kürtler tarafından sürdürülecektir. Bu olayın peşini ne PKK, ne BDP, ne de insan hakları örgütleri bırakır. Çünkü bu katliamın açığa çıkması aynı zamanda Kürt sorununun çözümünde zihniyet değişimini sağlamakla eşdeğerdir. Kürt sorununun çözümünü isteyenler bu katliamı açığa çıkartma mücadelesini bırakamazlar.
Öte yandan Kürt sorununun çözümü için mücadele vermeyenler, Kürt sorununda çözüm zihniyeti olmayanlar Roboskî katliamını yapanların açığa çıkarılması konusunda samimi ve doğru mücadele yürütemezler. Bu katliamın açığa çıkarılmasını istemek Kürt sorununun çözümünü istemekle olur. Çünkü bu katliam Kürt sorununda çözüm zihniyeti olmayanların Kürt halkının özgürlük taleplerini zorla bastırmak isteyenlerin yaptığı bilinçli bir katliamdır. Kürt sorununun çözümünü değil de Kürt Özgürlük Hareketi’nin ezilmesini savunanlar bu katliamları da meşru ve maruz görürler ve AKP gibi üstünü örterler. Çünkü Kürt sorununun çözümüyle bu katliamların açığa çıkarılması birbirine bağlı konulardır.
AKP yarım ağızla da olsa Dersim’den özür diliyor, ama Roboskî katliamının üstünü örtüyorsa bunu bugünkü Kürt politikasıyla bağlantılı görmek lazım. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürüttüğü özel savaşın gereği yarım ağızla özür dilediğini bilmek gerekir. AKP bu tür yöntemlere başvurarak bugünkü kültürel soykırımcı politikasının üstünü örtmeyi düşünmektedir. Bu politikasına meşruiyet kazandırmak için bu tür psikolojik savaş yöntemlerine başvurmaktadır. Dersim konusunda özünde samimi olup olmadığını da Roboskî’ye gösterdiği tutumla anlamak mümkündür. Roboskî katliamının üstünü örtenler Dersim soykırımı için özür dileyemezler. Diledikleri özür ise sadece Roboskî katliamının üstünü örtmek anlamına gelir. Zaten AKP’nin yarım ağızla özür diliyorum demesinin nedeni izlediği Kürt politikasının üstünü örtmek içindir.
AKP her gün şunu bunu sınava çekiyor. Asıl sına vermesi ve samimiyeti göstermesi gereken kendisidir. Bunun başında da Roboskî katliamı vahşeti gelmektedir. Eğer bir çözüm sürecinden ve barıştan söz ediyorsa Roboskî’ye şimdiki gibi yaklaşılamaz. Hem çözüm ve barıştan söz edilecek, hem Roboskî’nin üstü örtülmeye devam edilecek! Bu büyük bir çelişki ve paradokstur. Zaten bu nedenle AKP’nin söylemlerinin kuşkuyla yaklaşılmaktadır.
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığının ifade ettiği gibi Kürt Halk Önderi AKP’nin niyetine bakarak demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa etme hamlesi yapmıyor. Özgürlük Hareketi’nin ve Kürt halkının gücüyle AKP’yi ve devleti bir çözüm sürecine sokmaya çalışıyor. Bu çaba aynı zamanda Roboskî ve tüm katliamların açığa çıkmasını sağlamaya yöneliktir. AKP ve Türk devleti bu cinayetleri yargılayacak bir konuma getirilmeye çalışılmaktadır. Kürt Halk Önderi AKP ve Türk devletinin bu noktaya getirilmeden gerçek bir çözüm noktasına getirilemeyeceğini bilmektedir. Anayasa ve yasalarda bazı adımlar atsa da bunların pratikte gerçekleştiğini görmeden kalıcı bir çözümün olmayacağını da çok iyi görmektedir. Mektuplarda bu tür suçları yargılayacak bir komisyon kurulmasını istemesi de bu nedenledir.
Türkiye’nin sadece Roboskî katliamını kabul etmesi de yetmeyecektir. Bizce tüm olayların açığa çıkarılması şarttır. Bu bağlamda sadece Dersim’den yarım ağızla bir özür dilemek de yetmez; Dersim’in bir soykırım olarak kabul edilmesi de gerekmektedir. Dersim şahsında Kürtlüğün en zengin bir kökü yok edilmek istenmiştir. Kürt Aleviliği Dersim şahsında ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bu açıdan Dersim bir soykırımdır. Kürt soykırımının en ağır uygulanma biçimidir. Bu açıdan başta Dersimliler olmak üzere tüm Kürtler Dersim’in bir soykırım olarak kabul edilmesi için de mücadele vermesi gerekiyor. Dersim bir soykırım olarak kabul edilmediği için bu soykırımı bugün farklı araç ve yöntemlerle sürdürmektedir. Barajlar ve Dersim halkın topraklarından kopartılması 38 katliamının sürdürülmesidir. Bunda ısrar eden AKP’nin Dersim katliamı için yarım ağız özrüne kim inanır!
Kuşkusuz en büyük özür Kürtlerin varlığını, özgürlüğünü ve özerkliğini kabul etmekle olur. Bu açıdan Kürtlerin varlığı gerçek anlamda kabul edilip özgür ve demokratik yaşamları tanınmadan hiçbir özrün ya da yumuşak lafın anlamı olmaz.
Kürtlere karşı işlenen tüm suçları yargılamak, Kürtlerin özgürlüğüyle sonuçlanırsa o zaman gerçek bir zihniyet değişimi ve yargılamadan söz edilebilir. Bu açıdan soykırımlar ve katliamlara verilecek en iyi cevap, Kürtlerin Özgürlük Mücadelesinin her koşulda verilerek özgür ve demokratik yaşamla taçlandırılmasıdır.