Tam 67 gün önce Roboskî’de bir katliam gerçekleşti. Bu katliamda otuz dört Kürt insanı korkunç bir biçimde can verdi. Katledilenlerin ezici çoğunluğu çocuk denecek yaştaydı. Çoğunun bedeni paramparça edilmişti. Cesetleri tanınmaz haldeydi. İnsanlar cesetlerden etrafa saçılmış parçaları toplayıp torbalara doldurarak köye getirmişlerdi.
Bu otuz dört insan bir hava saldırısı sonucunda yaşamını yitirdi. Havalanıp sigara ve şeker yüklü katırlarıyla köylerine dönen bu grubun üzerine bomba yağdıran uçaklar Türk savaş uçaklarıydı. Pilotlar hareket halindeki hedefi imha etme emrini almışlardı ve bu emrin gereğini kusursuz bir biçimde yerine getirdiler. Pilotlar birkaç yüz metre aralıklarla üç ayrı birim halinde hareket eden grubu saatlerce bombaladılar. Tek bir kişinin bile sağ kalmadığından emin oluncaya kadar bombardımana devam ettiler. Onlar için ‘iyi bir Kürt ölü bir Kürt’ demekti.
Kafdağı’nın ardındaki sağır sultan bile duyduğu halde, Türk medyası saatlerce bu katliama gözlerini ve kulaklarını kapadı. Habercilik mesleğinin içine tükürürcesine, katliam mahalline ve battaniyelere sarılı cesetlere bakmak yerine, kulağını ve gözünü resmi yetkililerden gelecek açıklamaya dikti. Herkes yürütme organından beklerken, ilk açıklama AKP sözcüsünden geldi. Kestaneleri ateşten almak için maşa olarak yine kaşarlanmış bir Kürt haini kullanıldı. Medya ancak bu açıklamanın ardından katliama ilişkin haberleri geçmeye başladı. İstemeden de olsa bir hata yaparak hükümeti zor durumda bırakmaktan imtina etme bu gecikmenin esas nedeniydi. Bu açıdan Roboskî katliamının önemli bir sonucu da Türk medyasının öldüğünü deşifre etmesi oldu.
Belli ki bu ortamda çoğu kimse hükümetin başı olarak Erdoğan’ın neler söyleyeceğini merak ediyordu. Ama Erdoğan açıklama yapma konusunda işi oldukça ağırdan aldı. Açıklama yapınca da ilk işi Genelkurmay Başkanlığına teşekkür etmek oldu. Halbuki kendisi basının karşısına çıkıncaya kadar katliamın üzerinden en az iki gün geçmişti. Bu süreçte kurmaylarıyla istişarede bulunduğuna kuşku yoktu. İsteseydi katliamın yanlış istihbarattan kaynaklandığını söyleyebilir, bu ‘elîm kaza’ nedeniyle kurbanların yakınlarından özür dileyerek acılarını bir nebze olsun teskin etmeye çalışabilirdi. Ama o buna yanaşmadı. Genelkurmay Başkanına teşekkür ederek bu katliamı onayladığını, daha doğrusu katliamın kendi onayıyla yapıldığını dolaysız bir biçimde herkese gösterdi.
Katledilen insanların yakınlarına başsağlığı dilemek üzere Roboskî’ye giden ilk resmi yetkili Uludere Kaymakamı oldu. Kestaneleri ateşten almak için kullanılan bu adam da bir Kürt’tü. Belli ki bazıları bu adamı bir ‘kurban’ olarak seçip köye yollamışlardı. Köyde müthiş öfkeli on binlerce Kürt birikmişti. Bu öfkenin kaymakamı linç eylemine dönüşmesi çok da anormal bir durum olmayacaktı. Kaymakamı köye gönderenler bunu kesinlikle biliyor ve böyle olmasını diliyorlardı. Aslında her şey çok iyi ayarlanmıştı. Kaymakam öldürülürse ordu birikmiş kalabalığa müdahalede bulunacak ve ilkinden çok daha korkunç bir katliam yaşanacaktı. Şeyh Sait’e karşı düzenlenen provokasyonun bir benzerinin planlandığı anlaşılıyordu.
Halkı tahrik etmek için gönderilen kaymakamı bir öfke selinde boğulmaktan kurtaran ve böylece bu provokasyonu boşa çıkaran, köyde bulunan BDP’li yetkililer oldu. Buna rağmen Erdoğan’ın öncelikle alanda bulunan BDP’lileri suçlaması son derece anlamlıydı. Erdoğan da kaymakamı linç edilmekten kurtaranların BDP’liler olduğunu iyi biliyordu. Ama BDP’lilere öfke kusması, kaymakamı kurtararak tezgahlanan provokasyonu etkisiz kılmaları yüzündendi.
Bu konuda ikna olmayanlar dönüp Şeyh Sait İsyanının nasıl geliştiğine bakmalıdır. Biliniyor, küçük bir askeri birim köyde oldukları bilgisini aldığı bazı ‘kanun kaçakları’nı yakalamak üzere Piran’a gider. Şeyh Sait de Piran’dadır. Köylülerle askerler arasındaki gerilim çatışmaya dönüşür. Birçok asker ölür. Bu bir provokasyondur. Devlet geliştirmeye hazırlandığı tenkil harekatının gerekçesini yaratmıştır. Nitekim zamansız, plansız ve örgütsüz bir temelde gelişen direniş üç ay gibi kısa bir süre içinde vahşi bir biçimde bastırılır. Şeyh Sait başta olmak üzere direnişin önderi konumundaki birçok insan idam edilir.
Dikkat edilsin: Piran’da halkı galeyana getirip askerleri öldürmeye yönelten şey ‘kanun kaçağı’ denilen bazı insanların tutuklanmak istenmesiydi. Roboskî’de ise yerde yatan paramparça edilmiş otuz dört insanın cesedi vardı. Üstelik burada birikmiş olan kalabalık Piran’ın o zamanki nüfusunu onlarca kez katlayacak kadar fazlaydı. Halkın öfkesi doruktaydı. Bu öfkeyle karşısına çıkacak her resmi devlet görevlisinin üzerine atılıp parçalayabilirdi. Bunun koşulları fazlasıyla oluşmuştu. Ortam tam bir isyan ortamıydı. Fitili ateşleyecek kıvılcım olarak kaymakamı kullanmışlardı. Provokasyon başarıya ulaşsaydı, sadece Roboskî’de değil, tüm Kürdistan’da peş peşe vahşi katliamlara girişilecekti.
Roboskî katliamını netleştirmede mutlaka gerekli olan şey tarih bilincidir. İstisnaları olsa da, Cumhuriyet tarihi boyunca tanık olduğumuz Kürt direnişleri genelde devletin yarattığı provokasyon zemini üzerinde gelişmişlerdir. Sömürgeciler bu provokasyonlar sayesinde isyanları kolayca ezmişlerdir. Bu nedenle her direniş ve isyan sonrasında halkın durumu daha da kötüleşmiştir. Sonunda Kürdistan’da tam bir mezar sessizliği ortaya çıkarılmıştır.
Provokasyonun tezgahlandığı dönem de önemlidir. Kış mevsimi başlamıştır. Gerillanın hareket etme imkanları sınırlıdır. Buna rağmen provokasyon başarıya ulaşır da bir katliam yaşanırsa birçok gerilla birimi harekete geçebilir. Bu da tekniğe dayalı bir savaş yürüten ordunun bu birimleri imha etmesi için bulunmaz bir fırsat sunacaktır. Hesabın böyle yapıldığı kesindir. Bu yüzden fazla bilincinde olmasalar da, Roboskî’de bulunan BDP’liler son derece kapsamlı bir provokasyonu boşa çıkarmışlardır.
Roboskî katliamını netleştirmek isteyenlerin, katliam emrini kimin verdiğini netleştirmeden önce bu katliamın neden gerçekleştirildiğini aydınlatmaları gerekir. Katliam emrini verenler de, katliamı gerçekleştirenler de bellidir. Katliamdan birinci derecede sorumlu olan iki kişi Başbakan Erdoğan ve ‘kimyasal’ lakaplı Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’dir. Erdoğan kendisinin verdiği emrin gereklerini yerine getirdiği için Necdet Özel ve ekibine teşekkür etmiştir. Görülmesi gereken gerçek budur.
AKP’nin savcıları kaymakamı dövenler hakkında anında soruşturma başlattılar. Dövme olayına karıştıkları iddiasıyla birçok insan gözaltına alınıp tutuklandı. Bunların içinde kurbanların yakınları da vardı. Buna karşılık aynı savcılar katliam hakkında hızlı ve sonuç alıcı bir soruşturma yapmadılar. Bunu hiç yadırgamamak gerekir. Roboskî katliamını katbekat aşan katliam planları yapanlar mı bu katliamın sorumlularını adalet karşısına çıkaracaklar? AKP iktidarda kaldıkça bunun mümkün olmadığı görülmek zorundadır. Gerekli olan bağımsız araştırma ve alternatif yargılamadır, AKP Hükümetinin yargılanmasıdır.
Piran’da bir askeri birim aracı kılınarak düzenlenen provokasyon ile Roboskî katliamı ve ardından yaşanan kaymakam provokasyonu birbirine benzemektedir. İlk provokasyon büyük ihtimalle kafasında kuyrukları birbirine değmeyen İnönü’nün tilki kurnazlığının bir ürünüydü; ikincisinin sahibi ise yeni ‘Milli Şef’ olmaya soyunmuş Erdoğan’dır. Katliamı bu noktadan başlatıp aydınlatmak gerekir.
Roboskî katliamını doğru okumak