Hükümet sorumluları açık beyan olan Roboskî katliamının hesabını sormuyor, ama darbecilerle hesaplaşıyor! Kürtlerle ilgili olduğunda faili meçhul cinayetlerin de, köyleri yakıp yıkmaların da, mitinglerde öldürülen insanların da, uçaklarla bombalanıp katledenlerin de failleri bulunmuyor. Kürtlerin katledilmesi savaş zayiatı olarak görülüyor. Türk devleti “Roboskî’de öldürülenler için para verilmiştir, daha ne isteniyor?” yaklaşımı içindedir.
Roboskî katliamının katilleri bellidir, bunları bulmak kadar kolay bir iş yoktur, ama bulunmuyor. Çünkü bombalama emri verenler de, bombalayanlar da bu işi “terörle mücadele için” yapmışlardır. Yani hükümet politikası gereği bu bombalama yapılmıştır. Hükümet bu nedenle bu katliamın faillerini cezalandırmıyor. Açıkça “Bunları size yedirmem” diyor. Faillerin yargılanmamasının tek nedeni budur. Bu nedenle bu hükümet failleri bulsun demenin de bir anlamı yoktur. Çünkü hükümetin böyle bir niyeti yoktur. “Yanlışlıkla oldu dedik, tazminat da veriyoruz, biz yapılması gerekeni yaptık” diyorlar. Hükümetin bu politikasını ve neden faillerin bulunmadığını herkes iyi bilmelidir. Dolayısıyla hükümetten bir beklentiye girmek yerine, hükümetin bu politikasına karşı mücadele yürütülmelidir.
Genelkurmay Başkanı “Yapılanlar terörle mücadele ve sınır ötesi harekat kurallarına göre yapılmıştır, bu nedenle bizden farklı tutum ve açıklama beklemeyin” demiştir. Genelkurmayın açıklaması aynı zamanda hükümetin tutumudur. Hükümetten cesaret almasaydı böyle konuşamazdı. Hükümet de bu açıklamayı onaylamıştır. Ya hükümet böyle bir açıklama yapılmasını istemiş ya da hükümetin onayıyla böyle bir açıklama yapılmıştır. Bu açıklamaya hükümetten hiçbir tepki gelmemiştir. Sadece Komisyonun AKP’li üyesi kamuoyunun tepkisini çekmemek için yumuşak bir tepki göstermiştir.
Aslında Kürtlere yönelik zihniyet ve politikada bir değişiklik yoktur. Kimi yöntem ve üslup değişiklikleri olsa da, Kürdistan’da ayrı bir hukukun işlediği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Kürtlerin Özgürlük Mücadelesini bastırmak için hem hukuk dışı uygulamalar yapılabilir hem de hukuk terörü estirilebilir. Şimdi Kürdistan’da bu düzen geçerlidir. Roboskî katliamının açığa çıkarılmaması hukuk dışı uygulamaların Kürdistan için normal görüldüğünün kanıtıdır.
Roboskî katliamının mağdurları Meclis’te katillerin bulunmasını istediler. Ancak Meclis’te böyle bir iradenin olmadığını gördüler. Daha doğrusu kimi kime şikayet edecekler. Başbakan faillerin gizlenmesinden birinci dereceden sorumludur. Başbakan, istihbaratı verenleri de, bombalama kararı alanları da, bombalayanları da koruyor. Zaman içinde diğer faili meçhul cinayetler gibi unutulacağını ve diğer cinayetlerin failinin bulunmaması gibi bu durumun da normalleşeceğini düşünüyor.
Roboskî katliamına yaklaşım, AKP Hükümeti’nin Kürt politikasının özetidir. Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı mücadelede her yol ve yöntem mubahtır. Tüm faşist hükümetlerin söylediği gibi, güvenlik güçlerinin “mücadele azmini kırmamak” için bu katliamın failleri korunuyor. Bu zihniyetin 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetler, köy yakma ve yıkmaların olduğu dönemin zihniyetinden farkı yoktur. Kuşkusuz deşifre olmuş ve kamuoyunun tepkisini çekecek yöntemlerden sakınıyorlar. Ama Kürt Özgürlük Hareketi’ni bastırmak için uygulanacak her yol ve yöntemi de deniyorlar. Bu konuda polise de, askere de yetki ve inisiyatif verdikleri uygulamalardan anlaşılmaktadır.
Kürt sorununda çözüm politikası olmayanlar her zaman Kürt halkını sindirmeyi esas alırlar. Böylelikle direnişi kırmayı hedeflerler. Nitekim AKP Hükümeti de suyu kurutup balığı yaşayamaz hale getirme politikası izliyor. Binlerce siyasetçinin tutuklanması bu amaçla yapıldığı gibi, Roboskî katliamı da bunun için gerçekleştirilmiştir. Botan gerillanın temel üs alanıdır. Botan’da böyle bir katliam yapılarak bütün Botan halkına gözdağı verilmiştir. En ufak şüphede “katliam yaparız” denilerek, halkın gerilladan uzak durması sağlanmak istenmektedir. Bu nedenle yakın bir zamanda bu katliam için birilerinin cezalandırılması söz konusu olmayacaktır.
1990’lı yıllardaki faili meçhul cinayetlerin sorumluları için bir şey yapmayan hükümetin kendi zamanındaki bir katliamı açığa çıkaracağını düşünmek safdillilik olur. 1990’lı yıllardaki cinayetler terörü bitirmek için yapılmıştı, Roboskî katliamı da aynı amaçla gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle bunların sorumlularının cezalandırılması beklenmemelidir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi’ni bastırma konseptinde böyle şeylere yer yoktur. Bu konseptte mücadeleyi bastırmada her şey yapılabilir ve meşrudur.
AKP’yi destekleme konusunda demokrat ve liberal olanlar sıra Kürtler üzerindeki baskıya gelince demokratlıkları ve liberallikleri dil ucuyla yapılan eleştiriyle sınırlı kalıyor. Roboskî katliamı da, binlerce demokratik siyasetçinin tutuklanması da normalleşiyor, kanıksanıyor. Böyle bir katliam unutuluyor. Bu durumdan birinci dereceden sorumlu olanlar AKP’yi fazla kızdırmak istemeyen kendine demokrat, kendine liberallerdir. Bunların içinde kendine Kürt diyen ruhunu satmışlar da vardır.
Roboskî katliamı Kürtlere nasıl yaklaşıldığını göstermiştir. Basının ilk günkü tutumunu unutmadık. Kamuoyunu oluşturan basının bu durumu Kürtlerle ilgili konularda basının nasıl bir zihniyetle hareket ettiğini kanıtlamıştır. Aslında Kürtlerle ilgili tüm haberler de, yazılar da, makaleler de işte böyle bir baskı ortamında yazılmaktadır. Basın ilkesi, devlet ve hükümeti rahatsız etmemektir. Şimdi 28 Şubat tartışılıyor. Bugünkü durumun 28 Şubat’tan ne farkı var? Basın bugün 28 Şubat’tan daha mı özgür? Eskiden ordunun kaba baskısı vardı, şimdi hükümet her türlü devlet imkanını kullanarak muhalifler üzerinde baskı kuruyor. Kendisini rahatsız eden yazarları çizerleri büyük bir psikolojik savaşla susturuyor. Öyle bir psikolojik savaş baskısı kuruyor ki, diğer tüm baskılardan daha etkili oluyor ve insanlar susuyor.
Bu suskunluk en iyi biçimde Roboskî’de görülüyor. En kısa sürede failleri bulunacak bir olay için sessiz kalıyorlar. Bu sessizlik Kürtler için en büyük eğiticidir. Bu olay şahsında Türkiye’deki kamuoyunun şovenizmini görüyorlar. Kürtler için söylenen tüm sözlerin aldatıcı olduğunu anlıyorlar. Özellikle Başbakan Erdoğan’ın nasıl bir ikiyüzlü olduğunu daha iyi görüyorlar.
Genel anlamda Roboskî’nin sorumluları bellidir. Erdoğan suçludur, Kimyasal Necdet suçludur. Çünkü sorumlular belliyken bunu bilerek söylemiyorlar. Söylemeye gerek duymuyorlar. Onlara göre Roboskî katliamı teröre karşı yürütülen savaşın içinde gerçekleşmiş bir olaydır. Başbakan’a göre cezalandıracak bir durum yoktur.
Meclis Araştırma Komisyonu da aslında bir oyalama komisyonudur. Çünkü komisyon bilinmeyenleri araştırır; Roboskî olayında bilinmeyen hiçbir şey yoktur. Başbakan ve Özel nasıl olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle zamana yayıp unutmak için böyle bir komisyonu kalkan yapıyorlar.
Türk ordusunda her şey emir komuta zinciri içinde gerçekleşir. Kimin ne için komut vereceği bellidir. Bu orduda rastgele birisinin verdiği istihbaratla hareket edilmez. Heron görüntülerini değerlendiren merkezin sorumluları da bellidir. Her şey belliyse neden suçlular yargılanmıyor? Nedeni açıktır: Başbakan ve Necdet Özel’e göre onlar görevini yapmıştır. Başbakan, terörle mücadelede zaaf yaratmasın diye bilinen bu gerçeklerin üstünü örtüyor. Aileler de, kamuoyu da, gerçeği bilmelidir. 2006’da Amed’de “kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız” diyen bir Başbakan için onlarca çocuğun vurulmuş olması önemli değildir.
Erdoğan, Suriye’de devletle savaşanlara sahip çıkıyor, ama Türkiye’de devletin uçakları ve bombalarıyla öldürülen çocukların ölümünün üstünü örtüyor. İşte Başbakan bu düzeyde bir ikiyüzlüdür.
Roboskî unutturulmak isteniyor. Vicdanlı olanlar bunu görmeli ve unutulmasını engellemek için mücadele etmelidir. Bu katliamın sorumlusunun Başbakan ve Necdet Özel olduğu bilinerek mücadelenin hedefi de Başbakan ve Genelkurmay Başkanını sanık sandalyesine oturtmak olmalıdır.
Roboskî katliamının sorumluları bellidir