
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Duran Kalkan, ANF’nin sorularını yanıtladı.
Roboskî Katliamı’nın üzerinden tam iki yıl geçti ama bırakalım hesabının sorulmasını, örtbas edilmeye çalışılıyor. Hukuki ve siyasi açıdan nasıl yorumluyorsunuz?
Kürt halkına ‘eğer özgürlükte, demokrasi mücadelesinde ısrar ederseniz bu tür katliamlarla karşı karşıya geleceksiniz’ mesajı verilmek istendi. Hareket ve halk olarak açıkça tehdit edildik. Aynı dönemde Cudî, Besta, Garzan, Erzurum, Amed ve Dersim’de yasak silahlar da kullanılarak gerillaya yönelik katliamlar yapıldı ama Roboskî’nin çok daha özgün bir yeri vardı. Sivil halkın katledilmesiyle tehdit edildik. Roboskî halkının tutumu, şehit ailelerin tutumu, duruşu gereken cevabı verdi.
Roboskîli ailelerin mücadelesine rağmen davada her hangi bir gelişme yok…
Aslında Roboskî Katliamı’nın aydınlatılacak bir yanı yok. Kimin yaptığı, nasıl yaptığı, kimin emir verdiği çok net. Hangi uçaklar bombalamış, hangi pilotlar bombardımanı yapmış, bunlara hangi karargâh komutanı emir vermiş, bu komutanlara emri kim vermiş, hangi siyasi irade vermiş, biliniyor. Bizzat Başbakan Tayip Erdoğan bunu yönetiyor. Emirleri veren oydu.
Zaten Kürdistan’daki olaylara karşı hukuk işlemiyor. Hukuk diye bir şey yok. Kürtler, denetim altında tutulması gereken, eğer reddederlerse de her türlü baskı altına alınması gereken insan statüsündeler. Ya hapse koyar susturursun ya kafasına vurur, yok edersin. Bu bakımdan her hangi hukuki bir işlem yapılamaz; çünkü hukuk böyle kurulmuş.
Geriye siyaset kalıyordu. Aileler, Kürt halkı, demokratik siyaset, BDP, ‘eğer hata yapılmışsa, bilmeden vurulmuşsa o zaman özür dilensin’ dedi. Dikkat edelim öyle davranmadı. Öyle davransaydı Roboskî halkı/Kürt halkı, AKP Hükümeti’ni affetmeye hazırdı. Bunu çok defa açıkladılar. Ama AKP öyle davranmadı.
Niye?
Çünkü bir mesaj vermek istediler. Öyle davransa mesaj ortadan kalkar, yani Kürt halkını ve bizi özellikle de PKK’yi tehdit etmek istediler. Sivil katliamlarla tehdit etmek istediler ve bu katliam bu temelde bilinçli planlandı ve yürütüldü. Amaç bu olduğu için, farklı tutum içinde olmadılar. Hükümet özür dilemeye, farklı biçimde davranmaya yaklaşmadı. Kürt insanının ruhunda, beyninde, belleğinde katliam canlı tutulsun ki bazı çevreler bundan korksun. İşte Roboskî halkının aslında kararlı duruşu, dik duruşu, sonuna kadar mücadeleci duruşu bu mesajı boşa çıkardı. AKP bu nedenle oldukça sıkışık bir duruma geldi.
Geçtiğimiz günlerde Gever’de de Türk devlet güçleri üç Kürt gencini katletti. Katliamlarla mesaj verme politikasının devamı mı?
Evet, devam ediyor. Şehidi çok olan, direnişi büyük olan, direnişte Kürt halkına öncülük eden alanlardan birisidir. Dolayısıyla o duruşu kırmak istiyorlar. Bazılarını katlettiler şimdi olay arkasından bir sürü tutuklama yapıyorlar. Bir kısmını katlederek, bir kısmını zindanlara doldurarak geri kalanları da örnek gösterip tehdit ederek, güya mücadeleden alıkoymaya çalışacaklar. Fakat Gever halkı da kahraman bir halktır. Roboskî halkı gibi gerekli cevabı verdi. Kış demedi, kar demedi, tipi demedi şehitlerine kararlılıkla sahip çıktı. Olayı net ortaya koydu, aydınlattı.
Halkımız sonuna kadar kendi öz savunmasını da geliştirmelidir. Öz savunma demek bilinç demek, örgütlülük demek, direnmek demektir. Yeri geldiğinde her türlü direnişi hem de büyük bir cesaretle sürdürüp sonuca götürmek demektir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Gever’deki katliamı bir provokasyon olarak değerlendirdi. Sizce bunu yapan kim, hangi güçler bundan sorumlu?
Kürt sorunu karmaşıktır; Ortadoğu’yla bile sınırlı değil; içinde çok gücün bulunduğu bir sorundur.
Bir görünen güç var, bir de görünmeyen güçler var. Geçmişte bunlara derin devlet deniliyordu. Şimdi paralel devletler deniliyor. Güç merkezleri, güç odakları, derin devlet denilen güçler arasında yoğun bir mücadele, çekişme, çelişki ve çatışma yaşanıyor. (…) Kürt sorununun çözümünü istemiyorlar. Çünkü Kürt sorununun varlığı ve bu sorundan kaynaklı çelişki ve çatışma ortamından besleniyorlar. Siyasi ve ekonomik egemenliklerini, kazançlarını, çıkarlarını bundan sağlıyorlar. Bunun için de sorunun çözümü yönündeki çabaları kendileri için zararlı, tehlikeli bularak engellemeye çalışıyorlar, provoke ediyorlar.
Bunu nasıl yapıyorlar?
Önder Apo, sürecin başında devletin ilk heyetiyle İmralı’da görüştüğü gün, 9 Ocak 2013 Paris Katliamı yaşandı. Daha önce de görüşme halindeyken Kürdistan’ın değişik yerlerinde saldırılar ile gerilla katliamları olmuştu.
Şimdi süreç çok kritik bir aşamadadır. Önder Apo çok samimi, çözümleyici, son derece açık projeler sundu; sabırla bu projelerin hayat bulması için çaba harcadı. Hareketimiz, tüm halkımız bütünlük halinde Önder Apo’nun bu çabalarına destek verdik. Fakat karşıt güçler durmadılar. Birçok el bu süreci boşa çıkartmak için sağa solo çekiştirdi, farklı amaçlar için kullanmaya çalıştı. Böyle kritik bir süreçte, ne olacağı belli olmayan bir ortamda Gever Katliamı’nı gündeme getirdiler. Tamamen süreci provoke etmeye dönük.
Kim yapıyor bunu?
Kürt sorununun çözümünü istemeyen güçler yapıyor. Bunlar aynı zamanda Kürt sorununu yaratan güçlerdir. Kürt sorunu üzerinde siyasi ve ekonomi kazanç sağlayan güçler. Uluslararası komployu da örgütleyip yürüten güçlerdir. İmralı sistemini yaratan ve 15 yıldır devam ettiren güçlerdir.
Somut olarak…
Amerika’sı var, Avrupa devletleri; Fransa’sı, İngiltere’si, Almanya’sı var. Bölgedeki güçler Türkiye de İran da, Arap sahasındaki çeşitli güç odakları da bu işin içindeler.
Bölgede görünmeyen bazı güç odakları da var. Lobiler var. Onlar da bu işin içindeler. Kürt sorunun çözülmesini dolayısıyla Türkiye’nin, İran’ın, Arap sahasının demokratikleşmesini istemiyorlar. Kürt sorunu çözülür, Kürdistan özgür ve demokratik bir yapı kazanırsa bu temelde Türkiye, İran, Arabistan demokratik hale gelirse Demokratik Ortadoğu oluşacak. Bu Ortadoğu, günümüzün iki yüzyıllık küresel düzeyde yaşanan kapitalist modernite hegemonyasına karşı demokratik uygarlığı, demokratik moderniteyi, demokratik devrimi temsil edecek. Dolayısıyla onun alternatifini oluşturacak. Kapitalist modernite güçleri, bunu istemiyor; dolayısıyla böyle bir demokratik modernite alternatifinin, devriminin gelişmesi yönündeki her türlü çabayı engellemeye çalışıyorlar, sabote ediyorlar, eziyorlar.
Kürt sorununu çözme yönünde geliştirilen mücadeleyi hep sabote etmeye çalışıyorlar. Siyasi çözüm arayışlarını sabote ediyor ve boşa çıkarıyorlar.
Kürtler üzerinde egemenlik yürüten devletlere yeri geldiğinde en ileri siyasi, askeri desteği bu güçler verdiler. Geçen dönemde Türkiye’ye verilen NATO, ABD ve AB desteğini biliyoruz. İşte o destek Kürt katliamlarına yol açtı.
Sayın Öcalan, geçmişle, katliamlarla yüzleşme için Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu önermişti. Neden bu konuda adım atılmıyor?
Katliamlar açığa çıkartılır, düzeltilir, katliamcılık, darbecilik mahkum edilir. Ondan sonra o mahkumiyet üzerinden demokrasi tesis edilir. Bir demokratik sistem geliştirilebilir. AKP’nin geçmişle, katliamlarla, darbelerle hesaplaşması yok. Geçmişle yüzleşmesi olmuyor. Kendi iktidarına yöneltilmiş tehlikelere karşı mücadele yürütmeyi yeterli görüyor. AKP’nin yaptığı budur.
Hukuki, siyasi mücadeleleri yürütmek kadar, adalet ve hakikatleri açığa çıkartacak bir komisyona, her yerden daha fazla Türkiye’nin ihtiyacı vardır.
Hesaplaşma, demokratik çerçevede mahkum etme ve bu temelde karşılıklı affetmelerle olur. Bunu ancak bir hakikatleri araştırma ve adalet komisyonu yapar. Aslında bütün cumhuriyet tarihi boyunca yaşanmış bütün olayları bu temelde inceleyecek bir komisyona ihtiyaç var. Türkiye ile cumhuriyetin demokratikleşmesi ve gelişmesi buna bağlı. Bu bakımdan da bu, sadece bizim değil, bütün demokratik güçlerin gündemindedir. Bu çabayı sonuna kadar sürdüreceğiz. Türkiye’yi demokratikleştirmenin, sorunları demokratik yolla çözülür hale getirmenin zorunlu bir gereğidir bu. Bu olmadan bunlar yapılmadan demokratik Türkiye olmaz. Sorunlar demokratik siyasetle çözülür hale gelmez. Bunlar olmadan demokratik siyaset işleyemez.
Tekrar provokasyon yapan güçlerin, sahadaki somut ifadesine dönmek istiyorum…
Toplumu provoke etmek için birçok gücü kullanıyorlar. Bunun içerisinde polis, birinci güçtür. Sivil veya resmi polis esas provokasyonu yapan temel güçtür. Provokasyon gücü aynı zamanda katliam gücüdür.
Buna karşı ne yapılıyor veya ne yapılmalı?
Bu gerçeği bir kere çok iyi bilmeliyiz. Dikkatli olmamız gerekir.
Mücadelemizin kesinlikle iki boyutu var:
* Sömürgeciliği, soykırım gerçeğini açığa çıkartarak onu işlemez kılacak bir mücadele içinde olmak.
* Bunu yaparken hep öz savunma konumunda, kendini savunur konumda olmak.
Bu çok, çok önemlidir. Mücadelemizin bir inşa, bir direniş boyutu var. İnşa boyutunda, kendimizi bilinçlendirip örgütleyerek demokratik yaşamı, özgür yaşamı, demokratik konfederalizm çizgisinde kendimizi var ediyoruz. Bu, katliam ve imhayla karşılandığı için direniş boyutunu, özgürlük bilincini, örgütlenmesini, eylemini güçlendirerek; kültürel soykırım rejimini, inkar ve imha politikalarını boşa çıkaracak olan meşru savunma ile öz savunma kapsamında yaşamsallaştırmalıyız.
PKK hiçbir zaman saldırılardan korkmadı, yılmadı. Saldırı nereden gelirse gelsin, bedel ödeyerek gerçekleri ortaya çıkartmakta; Kürt özgürlük bilincini, örgütlülüğünü ve direnişini geliştirmekten asla taviz vermedi, geri adım atmadı. Büyük bir cesaret ve kararlılıkla özgürlük çizgisini yürüttü. Bu çizgiyi Parti, gerilla, Önderlik ve halk yürüttü. Büyük bir güç, birikim ortaya çıktı. Zihniyet birikimi, düşünce birikimi örgüt, eylem, yeni bir toplum, demokratik ulusu var etti. Diğer yandan ise buna dönük saldırılar karşısında hep bunu savunmaya çalıştı. Çünkü her zaman saldırı altında kaldı. Bu hep böyledir, böyle olacak. Bu nedenle özgür yaşamı yaratmaya çalıştığımız yerde onun bir parçası olarak kendimizi meşru savunma konumunda tutmamız, savunmamız zorunludur. Savunmasız olmuyor. Özgürlükle varlık iç içedir. Varlığı savunacaksın ki özgürlüğü elde edesin, özgür yaşamı sürdürebilesin. Varlık için öz savunma gereklidir. Öz savunma bir bilinç işi, örgütlülük işi, mücadele işidir.
Bu nedenle halk, toplum bunu görmeli, başkasından bunu beklememelidir. Kendi kendisini savunması gerektiğini bilmeli. En önemli savunmanın örgütlülük olduğu, örgütlü duruş ve tutum olduğunu bilmeli. Bir de nereden saldırı gelebilir, tehlike nerededir onu görüp onları engelleyecek bertaraf edecek tedbirler geliştirmeli. Böyle olursa hem özgürlüğünü geliştirir hem de özgür yaşama dönük saldırılar karşısında kendini savunabilirsin. Bu bir duruştur, varoluş ve özgür yaşam tarzıdır. Önder Apo, bu gerçeği açığa çıkarttı. Halk da bunu özümsedi. Geriye bunu pratikte uygulamak kalıyor; bu da hepimizin görevidir. Bunu rahatlıkla yapabiliriz.
ANF/BEHDİNAN