BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, BDP’nin Roboskî Katliamı’na ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptığı başvurunun detaylarını açıkladı.
Kaplan, dün konuyla ilgili TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Kaplan, BDP Eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş imzasıyla başvurulduğunu belirterek, taleplerinin somut olduğunu katliamın karanlıkta kalamayacağını söyledi. ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nın Uludere ile ilgili sözlerini „ilginç tespitleri var“ sözleriyle değerlendiren Kaplan, „‘ABD’nin hedefle ilgili ilgisi yok’ diyor. Ne demek bu? ‘Hedefi Türk tarafı belirler’ diyor. Sayın Eşbaşkanımız geçmiş grup toplantısını hatırlatmak istiyorum. 4 saatlik görüntüleri soran ve ‘predatorlar da var mıydı’ diye soranlara ‘sır’ diyor, ‘korumak gerek’ diyor. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda ne sır vardır ne zaman aşımı. Kimse bu trajedileri kapatmaya çalışmasın“ şeklinde konuştu. 
Kaplan’a, Uludere ile ilgili yargı sürecinin devam ettiği hatırlatılarak, neden bunun sonucunun beklenmediği soruldu. Kaplan, „Bu ülkenin Başbakanı olayı baştan örtmeye çalışırsa, bu kadar vahim bir olayda o ülkenin savcısı olayla ilgili zaptı helikopterle havadan tutarsa, o ülkede gizlilik kararı konulursa insanlığa karşı işlenmiş suçlara, tazminat ile örtbas etme çabasına girilirse biz de her alanda bütün yolları deneriz; ulusal, uluslar üstü. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar sadece ulusların sorunu değildir, herkesi ilgilendirir“ dedi. Kaplan, açıklamasının ardından ise UCM’ye yapılan başvuru metnini basın mensuplarına verdi. 
Başvurunun giriş bölümünde, „Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen hava bombardımanı ile ilgili olarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş belgesi olan 01/07/2002 tarihli Roma Statüsü’nün (5), (7), (8), (12), (17) maddeleri gereğince yapılan ihbar ve olaya dair bilgi ve belgelerimizin sunulması ile Savcılığın olay hakkında soruşturma başlatması talebimiz“ denildi.

BDP’nin sorumluluğu

BDP’nin siyasal kimliği ve Kürt halkı için anlamının hatırlatıldığı giriş bölümünde, „Başvuru konusu olayın yaşandığı bölgede büyük sayıda seçmeni bulunmakla beraber, başvuruya konu olayda mağdur olan kurban yakınlarının tamamına yakını partimiz seçmenidir. Ayrıca bu bölgede ve çevresinde daha önceki dönemlerde meydana gelen benzer -sivillerin öldürülmesi- kaybedilmesi- hedef alınmasına dair suç fiillerine ilişkin - olaylarda da partimiz kamuoyu oluşturulması, yargısal süreçlerin işletilmesi, insan hakları alanında ve çatışmalarda sivillerin korunmasına yönelik politikaların oluşturulması bakımından misyon üstlenmiş ve bu misyonu yaşama geçirmek adına büyük bir çaba içerisinde olmuştur“ denildi.

Türk Hükümeti örtüyor

Başvuruda, „Ulusal yargı sistemimiz, yargı sisteminin resmini ortaya koyan uygulamalar ve geçmiş deneyimlerimiz savcılığa bildirdiğimiz bu vahim olay -katliam- ile ilgili olarak, hükümetin failleri ortaya çıkarıp yargılanmalarını sağlayacak iradeyi taşımadığı düşüncemizi açıkça ortaya koyabilecek niteliktedir. Kurbanların yakınlarının etkin bir soruşturma yürütülmeyeceği şüphesi de her geçen gün kuvvetlenmektedir“ ifadesi kullanıldı. 

Cenevre Sözleşmesi’nin ihlali

Başvuruda, „Türkiye’de yaşayan Kürt halk gerçeğini inkar eden ve görmezden gelen devlet mekanizması, anayasa ve yasalar bağlamında da; Kürt kimliğinin tanınması, sosyal, ekonomik, kültürel haklarının gerçekleştirilmesi açsından en temel insan haklarının ağır şekilde sürekli ihlal etmektedir“ denilerek, 30 yıldır yaşanan süreçte yapılan hukuk dışı uygulamalara dikkat çekildi. Türkiye’nin, 12 Ağustos 1949 tarihli Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi gereği uygulaması gereken insancıl hukuk kurallarını Kürt sorunundan kaynaklanan çatışma dönemlerinde sürekli ihlal ettiğinin vurguladığı başvuruda, şunlar belirtildi: „Sözleşmenin 3. maddesinin ihlali; çatışma dönemlerinde sivil kayıpları, yargısız infazlar, zorla kaybettirmeler, faili meçhul cinayetler, haksız tutuklamalar, zorla köy boşaltmalara şeklinde gerçekleşmiştir. Süregiden çatışma döneminde Kürtlere yönelik insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının sürekli olarak işlenmesi olağan hale getirilmiştir. Ceza yasasında yer almasına rağmen bugüne kadar yaşanan katliam ve kayıplar bakımından ‘insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları’ bakımından herhangi bir soruşturma ve kovuşturma işlemine tanık olunmamıştır.“ 



Hükümet yetkililerinin açıklamaları

Başvuruda, Roboskî Katliamı’na ilişkin hükümetin gerçek bir yargılama yapmayacağı ihtimalinin çok yüksek olduğunun altı çizilerek, katliam sonrasında hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamaların yargılamanın adil ve gerçekçi yapılmayacağını ortaya koyduğu belirtildi. Çatışmalı süreçlerde sivilleri hedef alan olaylarda yargının yetkisini hükümetten yana kullandığının vurgulandığı başvuruda, „Zira hükümet bizzat sorumlu olduğu olaylar bakımından, kendisini zor durumda bırakacak soruşturma ve kovuşturmaların yapılması konusundaki isteksizliğinin yanı sıra adli işlemleri sürüncemede bırakarak, yargı makamlarından bilgi ve belgeleri gizleyerek olayın aydınlatılmasını engelleyici rol oynamaktadır. Bu olayla ilgili olarak da dosyamız kapsamında yer verdiğimiz hükümet temsilcilerinin beyanlarında ‘olayda güvenlik kuvvetlerini, Türk silahlı kuvvetlerinin, hiçbir şekilde kastları bulunmadığı, kusurları olmadığı ancak bir ihmal varsa da bunun araştırılacağı’ şeklinde ifadeleri gerçek failler hakkında işlem yapılamayacağını açıkça işaret etmektedir“ diye kaydedildi. 



Dosyanın gizlenmesi

Başvuruda, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nın verdiği gizlilik kararına da atıfta bulunularak, „Bu şekilde kurban yakınlarının dosyaya erişimi engellenmiştir. Soruşturmaya dönük gizlilik kararı şeffaf bir soruşturma yapılmayacağının kanıtıdır. Daha önce gerçekleşen benzer olaylar bakımından Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bugüne kadar adli bir işlem ve soruşturma yürütmemiştir. Benzer olaylarda hükümetin bu şekildeki yaklaşımı ve başvuru konusu olay ile ilgili de yapılan açıklama ve olası failleri aklamaya dönük girişimler ile soruşturma dosyasındaki işlemlerle ilgili gizlilik kararı verilmesi dolayısıyla kurbanların yakınları ve vekillerinin dosyaya ulaşmada soruşturmaya katılmalarının engellenmesi hususları bakımından tamamlayıcılık ilkesinin göz ardı edilebileceği kanısındayız“ denildi. 


Başvurunun zorunluluğu

Başvuruda, gizlilik kararı ve hükümetin açıklamalarının ardından kaygıların arttığı belirtilirken, „Bu bağlamda; Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığının başvuru konusu katliamla ilgili harekete geçirilmesini sağlamak üzere doğrudan savcılığa başvurma yolunu seçmek vicdani ve siyasi sorumluluğumuz gereğidir. Yaptığımız bu başvuruyla ilgili usul ve yetki ile hükümlerin aşılması doğrultusunda, ihbara konu olay Türkiye - Irak sınırı ile Türkiye topraklarında meydana geldiğinden; başvuru konusu olay ile ilgili ‘Mahkemenin Yargı Yetkisini’ kabul etmeleri bakımından Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Irak Devleti Hükümetine talepte bulunulması, ayrıca bu konuda her iki devlete çağrı yapılarak, belirtilen devletlerden birinin soruşturma yapılmasına dair kabul beyanlarının alınmasını dileriz“ denildi.

Başvuruda, ayrıca Roboski’de yaşananlar, köylülerin anlatımı ile aktarıldı. 

Sivil oldukları biliniyordu

Bombardımanın TBMM’nin 17 Ekim 2007 tarihli ve 903 sayılı kararıyla hükümete verilen ve son olarak 12 Ekim 2010 tarihi ve 975 sayılı kararıyla bir yıl uzatılan ve daha sonra 17 Ekim 2011 tarihinde bir yıl daha uzatılan tezkereye dayanarak yapıldığının kaydedildiği başvuruda, kullanılan tezkerenin Anayasanın 92. maddesine aykırı olduğu belirtilerek, „Oysa başvuru konusu olayda anayasa hükmünde belirtilen ‘Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında’ şeklindeki anayasal sınır aşılmıştır. Şöyle ki; Türkiye’nin taraf olduğu insan haklarına dair uluslararası antlaşma ve sözleşmeler, Cenevre sözleşmeleri, insancıl hukuk normları dışına çıkılarak bu operasyon gerçekleştirilmiştir. Soruşturma başlatıldığında ve deliller incelendiğinde olayda ‘kaçakçı köylüler’e dair askeri birimlerin bilgisi olduğu, hedef seçilen grubun sivil olduğunun açıkça anlaşıldığı görülecektir“ tespiti yapıldı. 

Uluslararası yargılama

Başvurunun talepler kısmında ise 4 saatlik Heron görüntülerinin halen incelenmediği, kurban yakınlarının ifadelerinin alınmadığı, olaydan sağ kurtulan tanıkların dinlenmediği vurgulanarak, şöyle denildi: „Belirtilen bu sebepler itibariyle, başvurucu ve bildirimde bulunanlar olarak, ulusal yargı makamlarının ve Hükümet’in savaş suçu kategorisine giren bu olayda sorumluların açığa çıkartılması çabasında olmadıkları kanaatini taşıyoruz. Bu düşüncemiz her geçen gün daha da artmakla birlikte, hükümetin bu katliamın sorumluları ve faillerinin açığa çıkmasını önleyeceğini de bilmekteyiz. Bu suçun failleri, ancak uluslararası yargılama mekanizmaları sayesinde açığa çıkarılabilir. Bu düşüncelerle Savcılığın olayla ilgili soruşturmayı re’sen başlatmasını talep ediyoruz.“ 



Pınarcık’tan Peyanis’e


Başvuruda, Roboski Katliamı sonrasında Başbakan Recep T. Erdoğan ile Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın tüm açıklamaları yer aldı. Ayrıca, geçmiş dönemlerde yapılan Pınarcık Köyü Katliamı, Silopi Derebaşı Köyü Katliamı, Kuşkonar ve Koçağalı Köyü Katliamı ile Peyanis Köyü katliamları da detaylarıyla sunuldu.

DİHA/ANKARA