Türkiye’nin gündemi çok yoğun. Yazı ve yorumlar hakkında malzeme sıkıntısı çekilmiyor. İmralı görüşmeleri, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, Kürt kadınlarının sokakları renklendirlemeleri, özgürlük şarkıları eşliğinde kadını topluma taşımaları, Roboskî (Uludere) katliamı meclis komisyonu raporu vb. Kısacası bunların tümü üzerinde uzunca durulabilir.

Ancak hepimiz için açık bir yürek yarası olan Roboskî‘yi atlamak olmaz. Gündem yoğun olsa da bu Kürt gençlerinin katliamını atlamamak ve örtbas edilmesine izin vermemek gerek. katliamın üzerinden bir yıldan fazla bir zaman geçti. Uçak bombardımanı tamamen emir komuta zinciri içinde olduğu için sorumluları belirlemek hiç de zor değildi. Ancak hükümet olabildiği kadar olayı örtbas etmeye ve geçiştirmeye çalıştı. Öyle ki, katliamı gündeme getiren ve eleştirenleri başbakan olayı suistimal etmekle suçladı.
Adli, idari soruşturma şu anda yürümüyor demek en doğrusu. Bilgi ve belgelerin Ankara’dan gelmesi herhalde bir yıllık iş değil. Ne kimse tutuklandı, ne kimse sanık oldu, ne de kimseye bir dava açıldı. Açıkça iş unuturulmaya ve üstü örtülmeye çalışılıyor. Hükümet gündemden düşmesi için özel bir çaba sergiliyor. Fethullahçı ve yandaş basın kimsenin olaydan sözetmesini istemiyor. Görmedim, duymadım tutumlarını sürdürüyorlar.
Meclis araştırma komisyonu sözde halk adına çalışıyor. Doğal olarak halkın, vatandaşların çıkarlarını, hak ve hukuklarını gözetmeleri ve gerçeğin açığa çıkması için çalışmaları gerekirdi. Ancak komisyon hak ve hukuk kaygısı yerine hükümetin ve devletin yüce çıkarlarını insanların canından önde tutmayı tercih etti. Bu katliamda kimin uçakları kaldırttığı ve bombalama emrini verdiğini açığa çıkarmak hiç de zor değildi. Ancak komisyon katliamı koordine eksikliğine bağlayıp açıkça olayı faili meçhule havale etmiş, özcesi cinayetleri örtbas etmiştir. 34 Kürt genci bir daha katledilmişlerdir. Dün bombalanarak öldürülenler bugün de komisyon eliyle siyasi çıkarlara kurban edilmişlerdir. Nedense Türkiye’de hak, hukuk ve adalet kavramları Kürtler sözkonusu oldu mu hep ikinci palana düşüyor.
Başbakan BDP içindeki bir dikkatsizlik veya disiplinsizlikten olduğu anlaşılan İmralı görüşme notlarının basına yansıması için önceki gün gayet ısrarlı bir biçimde ya siz açıklayın veya kimin sızdırdığını biz açıklayacağız, diyordu. Bu notlar basında yanınlandı, hiç de süreci olumsuz etkilemedi. Sayın Öcalan her zaman ve her zeminde görüşlerini söyleyen bir insan. Güven ve sürecin dikkatlı yürütülmesi için gösterilecek duyarlılığa birşey denemez. Ama kamuoyunun daha doğru bilgilenmesi ve hazırlanması da sürecin sağlıklı yürümesi için bir ihtiyaç. Bu iki unsuru bir arada yürütmek dikkat ve ustalık gerektirir. Eksiklikleri ve yanlışları hep beraber giderelim, eleştirelim.
Ancak bu konularda egemen bir yaklaşım ve üstünlük kibirinden de hükümet yetkililerinin kendilerini kurtarmaları gerekir. Kimse Kürtlere bir iyilik yapmıyor. Ya da Kürtlerin hakkı olmayan birşey ikram edilmiyor. Yüzyıldır gaspedilmiş hakları hala iade edilmemiş. Bunun üstüne kalkıp Kürtlerin başına kakacağınız birşey yok. İmralı görüşme notları için gösterdiğiniz kaynağını bulma çabanızı biraz Oslo için de kullansaydınız. O açıktan bilinçli bir sızdırmaydı. Üstelik hükümeti de hedefliyordu. Sayın Erdoğan niye Oslo görüşmelerini sızdıranları açıklayacağım diye ısrarlı konuşmuyor. Bu da bir tarafa sayın başbakan niye aynı kararlılığınızı Uludere’de öldürülen 34 Kürt genci için göstermiyorsunuz? Bu açıktan ve direkt sizin siyasi sorumluluğunuz altında gerçekleşmiş bir katliam. Aynı ısrarı ve kararlılığı gösterirseniz bu olayın örtbas edilme şansı yok. Eğer üstü kapatılacaksa bu direkt sizin açığa çıkarılmasını istememenizle ilgilidir. Bu işte sorumlusunuz ve açığa çıkarılmasını istemiyorsunuz. Katliamlar ve onbinlerce insanı hapishanelere doldurma üzerine demokrasiyi nasıl inşa edeceksiniz, barışı bu ülkeye nasıl egemen kılacaksınız.
Gizli saklı birşeyin kalmaması gerek. Tarihle ve gerçekle yüzleşmek zorunlu. Bu konuda sayın Öcalan ısrarla hakikatleri araştırma komisyonu kurulmasını önerdi. Barış ve toplumsal güven, yaraların sarılması için tüm gerçekler açığa çıksın diye ısrarlarını hala sürdürüyor. Eğer Türkiye gerçekten demokratikleşecekse, Kürtler ve Türkler barış içinde birarada yaşayacaksa komplolardan, gizli sakli oyunlardan ve tertiplerden uzak durmak gerek. Buna girişenleri de korumamak ve halkın karşısına çıkarmak kalıcı güveni tesis eder.
Sayın Erdoğan’ın Nazilerin propaganda bakanı Joseph Goebbels gibi başdanışmanlara ihtiyacı yok. Kandil’e, Kürtlere ne yapacaklarını vaazeden, üstten atıp tutan bu danışmanların Diyarbakır’da, Kürt diyarında bir hükmü yok. Ankara bürokrasisinin gözüne girebilir, meclis koridorlarında başbakana yakınlığıyla hava atabilir ama Kürt- Türk barışına veya kardeşliğine yapacağı bir katkı olmaz. Barışa, demokrasiye bir katkısı olacaksa, önce kendi kamuoyunu demokrasi çizgisine çekmeye, devletçi kibirden ve üstünlük kuruntularından kendisini uzak tutsun.
Biz Kürtler eksikliklerimiz ne olursa olsun, kırk yıla yakındır direndik. Bedel ödedik zindanlarda, yasamin her alanında bulunduk ve bedel ödedik. Bu bedelleri ödeme gücü olmayan ve hep çıkar, kariyer hesabı yapanlar kalkıp bize yön vermeye kalmasınlar. Bize yön verecek bir liderliğimiz ve halkımız var. Ankara’nın bürokrat artıklarından siyaset ve demokrasi dersi alacak insanlar değiliz. Varsa bir kerametiniz Türkiye’yi tarikat artıklarına bırakmayın, demokrasinin gelişmesine bir katkı yapın.
Kürt halkı Roboskî katliamını gündemden düşüremez. Bu yakın tarihin açık bir saldırısıdır ve sorumluları gizli değildir. Gizleme ve unutturmalarına izin veremeyiz. Sayın başbakan da barış ve çözümde ciddi ise Roboskî katliamının açığa çıkarılması için artık harekete geçmelidir. Sorumluluğu neyse üstlenmelidir.