“İmam fışfış”, “süreç” diyor, ardından kimilerine “Şam’ın şekeri” gibi “şirin” Sipan û Xelat’ın yeli kadar ılıman gelen “kardeşlik” ardına takarak, korucu taburlarını takviye diyor, dağların doruklarında kaleler inşa ediyor, giremediği gelileri (kanyon) suyla doldurmak üzere önünü kesiyor, büyük savaşa hazırlanıyor.

Kimileri, “barış geldi, haydi isot yemeye” diye dursun, “İmam fışfış”ın kültüründe barış daha çok kelle uçurtmak, Roboskî’de görüldüğü üzere katledilmişlerin yasını tutanları baskı çemberinde sıkıştırmaktır.
TC tarihinde, Kürdistan’ın yaşadığı insanlık budur: Recep Erdoğan’ın da, karşıtları boynuna atıtğı üzere vandallık, barbarlık, zulüm…
TC tarihinde Kürdistan’da vandallık takdirle ödüllendi. Vahşet, yükselme merdiveni oldu.
Zilan’ın, Dersim, Sason, Botan ve Bicar’ın ordu komutanları, orada kazandıkları şan ve varsa eğer kendilerine yakışan şerefin gölgesinde cumhurbaşkanı, parti başkanı, genelkurmay başkanı oldular.
AKP döneminde, JİTEM komutanı Albay Abdükerim Kırca, üstün şeref madalyasıyla ödüllendirliyor, Roboskî katilleri Başbakan’ın kutlamasıyla yüceltiliyordu.
Çünkü Kemalizmin ilke ve inkılaplarında, Roboskî’de olduğu gibi katiller serbest, kurbanları hep suçluydu.
Başbakan Erdoğan, bir süre önce Roboskî’yi soranlara şu cevabı veriyordu:
“Uludere görüntülerini izledim. Ya o ya o (kaçakçı veya gerilla). Orası terörist bölgesi. Terör örgütünün mensubu da sivildir. Sivil görüntünün altında teröristtir. Eşimi ve kızımı oraya gönderdim. Tazminat ödedik. Bir iyi niyet ortaya koyuyuruz. Kan üzerinden ölümler üzerinden kimse beslenmesin.”
 Türk sultanının dedikleri böyle, AKP çoğunluğunun oylarıyla katilleri aklayan parlamento araştırma komisyonu üyesi CHP’li Levent Gök şöyle diyordu:
“Kaçakçı olduğu bilinen gruba, bütün riskler göze alınarak, atış emri verilmiştir. Olayda, devletin bütün üst kademesi kader birliği içindedir. Aydınlanamamasının (katillerin açıklanmamasının) tek sebebi budur.”
Levent Gök’ün katliam yeri incelemeleri, tanık anlatımları, resmi belgelere dayanarak yaptığı tesbitten sonra, Recep Erdoğan’ın ağzına göre, katledilenler sivil de olsa Kürt’tü. Kestirmeden gidilerek gereken yapıldı. Üstünde durmaya değmez.
Başbakan Türk ve İslam’ın gökte dolaşan gururuna, yeni icat edilen ecdadın şanına rağmen, katliama uğramış Kürtlerin evine karısı ve kızını göndererek (breh breh ki insaniyetine hayran olayım) insanlığını göstermiş, üstelik (cebinden gibi) geride kalanlara para vermiş, ama bunların iyilikten anlamayan (yediği ekmeği pisleyen) nankörlüğüne bakın ki, vatansever katillerin adını, suretlerini istiyorlardı.  
Esir alınmış, eli, kolu bağlanarak Türk ordusu, polis ve adli personelinin orta malı topu haline getirilmiş, gelenin keyif için vurduğu, gidenin tekmelediği, ecdadın kılıç artığı Kürdün had bilmezliğiydi bu.
Şımarmaydı ki, lütfedip, ayaklarına gönderdiği devletin kaymakamını davullar çalıp, Türk gibi maşallah zurnalar öttürerek karşılayacaklarına nankörlük ediyor, kutsal Türk’ün yüzüne karşı “ölü evinde katilin işi ne?” diyorlardı.
Ve, dahası rejimin yiye yiye “beş” olmuş Kürtlerinden Beşir’i, katiller namına taziyeye giderken, ayaklarının dibinde kurbanlar keseceklerine arkalarını dönerek, yüce Türk devletinin dehşet saçan ihtişamına çamur sürmüşlerdi.
 TC’nin Sultan edalı Recebiyesi bundan sonra kardeşlik üzere gaddarlaşmıştı.
Roboskîliler hakkında, “görüldükleri yerde tutuklansın” fermanı çıkarılmış, Kürt ana ve bacılar Türk zindanına girmektense “firar” olunca, “fışfış imam”ın kanunları, ikinci insaniyet sürecine girmiş, haklarında “kaçakçılık” cezası kesiyordu.
AKP’nin baş narası, “durmak yok yola devam”dır. Buna uygun olarak Roboskî’de çocuk katliamına doymak yok, kalanlarına da ceza kesmeye devamdı.
Kürdistan’da ağzı, dili olmayan, hep ölü duran köyler, çocuk ve ihtiyarlara karşı zaferden zafere koşan Türk devleti, Roboskî’de bir zafer daha kazanıyor, oğulları, eşleri, kardeş, sevgili ve nişanlılarını 500. gününde katledildikleri yerde andıkları için, Türk adaleti, peşlerine düşüyor, çoğu çocuk 150 kişi hakkında, kendi yurdunda ‘pasaportsuz sınır’ı geçmekten soruşturma başlatıyordu.
Çocuk katliamı değil, Kürdün Kürdistan’da pasaportsuz dolaşması Türk devletinin yüce itibarını yere düşürmüş, çamura yatırmış oluyordu.
Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler “Roboskî’de katledilen 34 kişiden 17 tanesinin 18 yaşından küçük, 3 tanesinin de 13 yaşında” olduğunu yazıp duruyorlardı.
Gerilla liderlerinden Murat Karayılan da dün, “barış ve kardeşlik süreci” diye diye kandırılıp, dolandırılmak istendiğini söylüyordu.
Hey Allah...