Birincisi, bu iki katliamın fiziki hedefi ile ilgilidir. Roboskî’de hedef seçilenler çoğu çocuk sivil yoksul Kürt köylüleridir. Savunmasızdırlar. Katledilmeleri için tonluk kazan bombaları ve füzeler kullanılmıştır. Emir-komuta zinciri içinde Türk Genelkurmay Başkanlığı, Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve yerel askeri erk bu katliamın birincil sorumlusudur. Ama biliyoruz ki uçakların bombardıman yaptığı bölge resmi TC sınırları dışındadır. Ve dolayısıyla bu operasyon bir “sınır ötesi operasyon” kapsamındadır.
Bunun anlamı ise şudur, AKP iktidarı Meclis’te çıkardığı “savaş tezkeresi” ile “sınır ötesi” operasyonlarda yetkiyi kendi üzerine almıştır. Yani TSK sınır ötesine saldırı yaparsa, bunun yasal onayını Hükümetten-Başbakan’dan alır. Bu hükümet AKP Hükümeti’dir. Başbakan ise Recep Tayyip Erdoğan’dır. Özcesi çoğu çocuk 34 insanın katledilmesinden sorumlu olanlar şunlardır: 1- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2-Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Hasan Aksay, 2. Ordu Komutanlığı ve burada görev yaparn İstihbarat Başkanı Albay Aygün Eker, 23. Jandarma Tümen Komutanı Tümg. İlhan Bölük. 2. Ordu Harekat Kurmay Yarbaşkanı Tuğg Halil Erkek, 2. Ordu Topçu Başkanı Alb Sebahattin Türker, 2. Ordu Komutanı Org. Servet Yörüt ve bu emir komuta içindeki diğer askerler…
Bu askerlerin suçu sabittir. Kendilerine İnsansız Hava Araçları ve yerel istihbarattan gelen bilgileri değerlendirip, topçu atışı gerçekleştirmeleri, sınır hattını tutmaları ve sonra savaş uçaklarının bombardımanına bu emir-komuta zinciri içinde karar verilmiştir. Ve bu katliamın siyasi sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tabii ki Abdullah Gül de cumhurbaşkanı olarak bu katliama kayıtsız kalarak kendisini sorumlu kılmıştır. Dolayısıyla hem iç hukuk, hem uluslararası hukuk hem de savaş hukuku açısından suç işlenmiştir. Bu katliamın diğer ortakları ise “paralel devlet ya da Fethullah Gülen Örgütü”dür. Bu şebeke de polis istihbaratı, yerel istihbarat çalışmaları ile katliamın zeminini yaratmıştır. Fethullah Gülen’in Ekim 2011’deki “talimat/bedduası“ da bu konudaki en önemli delillerden biridir. Yani Roboskî’de devletin ve paralel devletin suçu sabittir… Er ya da geç bu suçtan yargılanacaklarını -Şırnak, Lice vb diğer katliamlarda olduğu gibi- belirtmek durumundayız…
Roboskî’ye benzerliği olan diğe katliam ise Paris Katliamı’dır. Sakine Cansız Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in Paris’te katledilmesinde de Türk devletinin görüneni ile paralelinin bir ortaklığı vardır. Bu da emir-talimat ve hedef tespitinde rahatlıkla görülebilir. Kürtlere karşı AKP devleti ile Fethullahçı Paralel Devletin “stratejik ortaklığı”nın sonucu olarak Paris’te 9 Ocak 2013 günü katliam yapılmıştır. Bu katliamdan sonraki hükümet açıklamaları ve Paralel devletin kendisini konumlandırma taktikleri iyi incelenirse bu işbirliği rahatlıkla görülecektir. Paris Katliamı’nda Roboskî’den farklı olarak uluslararası güçlerin direkt katıldıkları bir işbirliği söz konusudur. Bu da Türk devleti, Fethullahçı Paralel devlet ve Gladio örgütünün Fransa-Almanya-Hollanda üçlemesindeki ilişki biçiminde gizlidir.
Dolayısıyla Kürtler kendi katillerini çok iyi tanıyor. Kimin bu katliamları ne için yaptığını iyi biliyor. Roboskî ile Paris arasındaki bağ, Türk devletinin Kürtlere reva gördüğü yaşamdır. Reva görülen bu yaşamda en büyük acıların Kürtlere yaşatılarak, sömürge olarak kalması istenmektedir. Peki Kürtler, sömürgecilerin reva gördüğü bu durumu yaşar mı? Sakine Cansız’ın Diyarbakır zindanında işkencecinin yüzünü tükürdüğünü, yoldaşlarının da büyük direnişle Kenan Evren ve cuntasını başarısızlığa uğrattığını biliyoruz. Ya Roboskî halkı Türk devletinin baskıları karşısında siner mi? Dêrsim, Zilan, Ağrı, 33 Kurşun, Halepçe’den sonra Kürtler sindi mi?
Rojava’daki devrim, Güney Kürdistan’daki kazanımlar, Kuzey Kürdistan’daki milyonların kesintisiz direnişi ve direnişi doğusundaki Kürtler bize direnişin bütününü göstermiyor mu? Kürdistan halkını anlamak için fotoğrafın tümüne bakmakta fayda var. Roboskî’deki 34 insan, Paris’teki 3 Kadın ve toprağa düşen diğerleri Kürdistan halkının intikam ve özgürlük duygusundan başka bir şey çağrıştırmıyor… Dolayısıyla devletin kendisi ve paraleli hiçbir yere kendisini gizleyemez. Çünkü Kürtler unutmuyor ve unutturmuyor! Ve Kürtlerde ödenen her bedele karşılık özgür bir ülke ve özgür bir halk oluşur...
Roboskî’den Paris’e katliamların failleri
28 Aralık 2011’de çoğunluğu çocuk 34 Kürt köylüsünün Türk savaş uçaklarının bombardımanı ile katledilmesi nereden bakılırsa bakılsın unutulmayacak bir acıdır. 9 Ocak 2013’te Fransa’nın başkenti Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilmesi de unutulmayacak bir acıdır. Kürtlerin toplumsal duygularının en hassas olduğu bu iki olay çok yönlü analiz edilmelidir.