Geçtiğimiz 11 Mayıs Cumartesi günü, Türk devleti tarafından işlenen Roboskî katliamının 500. günü ve katillerin yüzü hala saklı, kimlikleri halk için meçhuldü.

Katliamın plancıları, katile emir veren belli, bilinendi. Onların başı Recep Bey, buna rağmen, katliam günü, “her şey kısa zamanda aydınlanacaktır” diyerek, cinayet planı ve katillerin izini zamana sermişti. “En kısa günü” bulup, en tarafsız karara varması için, “devlet gibi devlet” olan TC’nin parlamento kanadında araştırma komisyonu bile kurdurmuştu.
(TC devlet mi, “devlet gibi devlet” mi hükmünde bulunmayacağım. Ama Çetin Altan, “istiyorum ki devlet, çete olmaktan çıkıp, hukuka otursun” dileğinde bulunduğu için, 70 yaşındayken hapsedilmek üzere mahkeme koridorlarında dolaştırılmış, hapis yatmaktan zor bela kurtulmuştu.)
Ve, parlamento komisyonu, “en kısa zaman” olan bir seneyi aşkın süre sonra, AKP çoğunluğunun oylarıyla, “katliamda kasıt yok” hükmünü açıklamıştı.
Türk Cumhuriyeti, bu arada Kürt-Türk kardeşliği temelinde demokratikleşme ruhunu şaha kaldırıyordu. Çoğu çocuk, bir araya toplanarak katledilmiş 34 masumun yakınları, katillerin izini sürerken, “hukuka dayalı“ devlete karşı suç işlemekten mahkemelik olmuş, bazıları hüküm giymişti.
 Türk Cumhuriyeti, Kürt-Türk kardeşliği temelinde demokratikleşme ruhuna maşalllah dedirtiyordu. Top atışlarıyla bir araya toplanıp, havadan bomba yağdırılarak katledilen 34 masum ve mazlumun kan izlerini sürüp, aramızda dolaşan katillerin yüzündeki pençeyi indirmeye çabalayan yakınları, “hukuka dayalı” devlete karşı suç işlemekten mahkemelik olmuş, bazıları hüküm giymişti.
Çetin Altan, 1990’larda “hukuk devleti olsun” dileğinde bulunmuştu. O sırada devlet, Kürtlere karşı kullanılmak üzere mafyadan tetikçi transfer ediyor, devletin personeli haydutlaşarak, izi bulunmamak üzere adam kaçırıyor, devlet adına rehin alınmış Kürt köylerini yakıyorlardı.
Roboskî katliamının 500. gününde, Suriye sınırındaki Reyhanlı kasabası, aynı anda patlatılan iki bomba ile enkaza dönüşüyordu. “Hukuk devleti”nin hükümeti, çaresizliğin ilk çaresi olarak, fazlası morallere zararlı diye, ölü sayısını 46 olarak donduruyordu.  
Türk devletini çağın emperyal gücü ve Osmanlı yayılmacılığının hortlamış ruhu haline getirme hayalleri kurmakla meşgul Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, üstlendiği “Zehir Hafiye” rolüyle katili teşhise çıkıyordu. Hayalhanesi oldukça geniş olan bakan AKP’nin “durmak yok, yola devam” sloganına uygun olarak, Reyhanlı’da kopan toz ile duman hortumu, daha göğe akmaya devam ederken, katilin yüzünü görüyor, hükmünü anında boynuna asıyor, “gereken karşılık verilecektir” tehdidi ardından, kimliğini de açıklıyordu: Suriye…
 Ve Türk medyasının düşmana aman vermeyen yaylım ateşi…
 Türk devleti mazlum ve masumdu. Durup dururken, Suriye denilen terör devletinin saldırısına uğramıştı. (İttihatçılar da Rusya’ya cephe açarak, birinci dünya savaşını başlatmış, sonra, durup dururken emperyalizmin hücumuna uğrayan masum oluvermişlerdi.)
Suriye Enformasyon Bakanı Umran El Zubi de, kayıkçı çekişmesine katılarak, kendilerinin “hukuk devleti”, TC’nin terörist olduğunu söylüyor, ekliyordu:
“Türk hükümeti, sınır bölgelerini uluslararası teröristlerin odağı haline getirdi. Katillerin her türlü silah, patlayıcı, para, araçla ülkemize geçişine kolaylık sağladı.”
TC’nin Suriye’ye sakallı terör ihracının sebebi neydi? AKP tipi Müslümanlar iktidar ortağı olmadı diye mi her neyse Recep Bey, partisinin “analar ağlamasın” toplantısında, Suriye içlerine uzanan elini, insaniyetinin derin vicdanıyla anlatıyordu:
“Bir evladın ne demek olduğunu sadece anneler bilir. Yakın zamanda Suriye’nin Banyas şehrinde insanın ruhunu sarsan manzaralara şahit olduk. Eşimle birlikte gazetelerdeki o fotoğrafları gördük. O şehit edilmiş yavruların annelerinin kucağındaki haline bakarak ağlıyorduk.”
Recep Bey’in uğrunda ağladığı Banyas’ta savaş vardı. Roboskî savaş meydanı, çocuklar savaşçı değildi. O çocuklar, sınır tacirleriydi. 12, 13, kimileri, 16, 17 yaşındaydı.
Recep Bey’in, Banyas’lı çocuklar için ağladığını anlattığı sırada, Roboskîli anneler savaş uçaklarınca bombalanarak paramparça edilmiş, evlatlarının yasını sürdürüyorlardı. Katiller ise, onun askerleriydi. Onun için bırak ağlama numarasını gerçeğe bak derler adama...
Roboskîli anneler, evlatlarını katledildikleri, parçalarının toprağa saçıldığı yerde anmak istiyor, fakat öldürülmüş çocuklara ağladığını söyleyen Recep Bey’in askerleri, dipçik ve namlu göstererek “yasak” diyorlardı.
Ha, Reyhanlı sorusuna cevap mı?
Elbette ki, Suriye en azından TC kadar “hukuk devleti”dir. Gücü yetse, ihraç edilen teröre, aynı silah ve dille cevap verecektir. İsrail uçaklarına da...
Gel gelelim Suriye ağır yaralı. Can derdindeyken, atağa geçecek hali yok.
Ha saldırı kimden mi? Kim misilleme için fırsat kolluyor ve Amerika’yı saldırmaya ikna etme teri döküyorsa, kendi yurttaşı da olsa katili onun kolları arasında aramak gerekiyor...