Sevinçler türlü türlüdür. Sevinçlerin her yüzde, her bedende yansıması birbirinden farklıdır. Her sevinç her bir ayrı yüzde ayrı bir renkte, ayrı bir kokuda çiçek açtırır. Oysa ne çok benzer birbirine kederler, ne çok benzer birbirine amansız zamansız yiten canların ruhlarda açtığı yaralar, bu yaralardan yüzlere yayılan ağrılı bakışlar. Ceylan’ının parça parça edilmiş bedenini, üzerindeki entarinin eteğinde birleştirmeye çalışan annenin yüzündeki dehşetli ağrıyla, iki yüz altmış dokuz gün Berkin’inin kara gözlerinin ölüm kuyusuna düşmemesi için başında bekleyen annenin yüzündeki ağrılı umut ne kadar da benziyor birbirine. En çok da yoksul ölümlerin kederi benzer birbirine. Yoksulluk ölüme aşina olmaktır, ölümün hiç bir türlüsüne şaşırmamaktır zira.
Ve ne kadar benzerdir devletin bu acılar karşısındaki tavrı. Roboskî'de 34 can tonlarca bomba ile parçalanırken de, Soma’da 301 can kapitalist çarkın aşırı kar hırsına kurban edilirken de devlet, bu katliamların sorumlularını yargılayacağını, hesap sorulacağını söylemek yerine maaş ve tazminat teklif etmiştir ailelere ahlaksızca. Öyle ya yoksulların acıları satın alınabilirdir. Diyarbakır halkı Soma ölümlerini sahiplenip onları şehit ilan ederken devlet de Soma’da ölenleri şehit ilan etmekten ve onlara şehit maaşı bağlanacağını söylemekten geri durmamıştır. Şüphesiz Kürt halkının Soma ölülerini şehit saymasıyla devletin onları şehit sayması birbirinden çok farklı anlamlar taşımaktadır. Kürtlerin onları şehit ilan etmesi bu ölümlere bir itiraz bir isyanken, yeni ölüm ve katliamların yaşatılmasını engellemeye dönükken devletin Soma ölülerini şehit ilan etmesi ve bu paye karşılığında da onlara maaş teklif etmesi bu ölümlerin acılarını satın alarak bu acıları itibarsızlaştırmak, değersizleştirmek ve böylece ölü maaşı alanları da kendi suçuna ortak ederek onları susturmak ve nihayetinde bu tür ölümlerin fıtraten yaşanacak ölümler olduğunu topluma kabul ettirerek bundan sonra gelişecek olası ölümlerin de olağan ve fıtraten ölümler olacağı duygusunu hakim kılmaktır.
Dağ başlarında, sokakta, tarlada, gözaltında, kuytu bir köşede vurulup öldürülen çocukları için attıkları "Amed uyuma şehidine sahip çık" sloganını Soma’da muktedirlerin muhterisliklerine kurban edilen 301 madenci için attı Amedliler sokaklara çıkıp. Kürdistan’ın hiçbir kenti hiçbir ilçesi bigâne kalmadı bu ölümlere. "Roboskî’den Soma’ya hesap sormaya" yazıyordu bir Kürt kadının elindeki dövizde. Dövizin yanında elle çizilen bir resimde maden ocağı arabasındaki ölü madencinin bedeni üzerine bir savaş uçağı kömür parçaları şeklinde bomba yağdırıyor. Bu resimden daha güzel hiç bir şey anlatamazdı yüzlerce madencinin ölümü pahasına elde edilen kömürden elde edilen artık değerin Kürdistan halkının üzerine bomba olarak yağdığını. Kürdistanlı ve Türkiyeli yoksulların emekçilerine, ölümün aynı elden geldiğini, kurtuluşun birleşmekten geçtiğini…
Zorla askere alınan yoksul aile çocuklarının patlayan cephaneliklerde topluca ölmemeleri, ekmek almaya giden Berkinlerin gaz bombasıyla vurulmaması, sokakta oynayan Uğur Kaymazların bedenlerinin kurşunlarla delik deşik edilmemesi için; sofrasına ekmek taşıyan Somalı madencilerin karanlık ölüm kuyularına topluca gömülmemesi, içi pasaporta ısınmamış Roboskîli gençlerin tonlarca ağırlıktaki bombalar altında bedenlerinin param parça edilmemesi için Süryanilerin, Ermenilerin Kürtlerin Türklerin, Lazların, Çerkezlerin Arapların bütün yoksulları birleşin. Ortak kederden ve acılı kaderden kurtulmanın, ortak sevinçlerde buluşmanın başka yolu yok. Yoksa her ölüm, her keder yoksula mukadder.
Roboskî’den Soma'ya hesap sormaya
Gözlerinde ağır bir keder, bu kederle baş etmeye çalışan ruhlarından tüm bedenlerine taşan vakur ve mütevekkil bir bekleyiş, arkadaşlarını karanlık kuyularda bırakıp yerin güneşli yüzüne sağ çıkmış olmanın verdiği utançla yere eğilmiş başlar… Kendisi ölürse geride kalanların sofrasına kimin aş damıtacağı korkusu yüreğinde ağır ve isli bir acıya dönüşerek her gün bir savaşa, bir dönülmez yolculuğa gider gibi evinden helallik isteyerek çıkmanın; sofrasına ekmek, ekmeğine bir kâse çorba sağmak için indiği karanlık kuyulardan sağ çıkmamanın kuvvetle muhtemel olduğunu bilmenin, her gün ölümle yan yana durmanın ruhuna giydirdiği ölümden mecburi korkusuzluğun koyu dipsiz çaresizliğinde yoldaşlarının cesetlerinin ölüm kuyularından çıkarılıp sessizliğe ve yoksulluğa gömülmesini ve bu ölüm kuyularında yeniden işbaşı edeceği zamanı sükût ve tevekkül içinde beklemek…