Başbakan Erdoğan’ın Roboskî (Uludere) katliamı için, “bir yanlışlık olmuş” dediğine bakmayın. Görünen o ki, on yıldan bu yana Kürdistan Coğrafyası’nda hareket eden her canlıyı imha etmek için “ferman” buyurmuştu. Bu nedenledır ki, imha operasyonları ve kırsalda kalan köylüyü göçe zorlamaya devam ediliyor halen...
“Ay daye” diye yerlerde debelenmeden önce, gözleri ışıl ışıldı çocukların. Umut doluydu yürekleri. Düşleri vardı, istekleri vardı. Okul giderlerini temin edeceklerdi. Beden öğretmeni, spor ayakkabı istemişti. Edebiyat öğretmeni, ansiklopedi önermişti. Boş zamanlarında kitap, dergi, gazete okuyun demişti diğer bir öğretmeni.
Onları korumakla görevli Başbakan emir vermişti: “İmha edin” diye. O kafilede bulunan tüm canlılar, bombalarla parçalanmıştı.
Biliyoruz ki, bu katliam ne ilk ve ne de son olacaktır. Çünkü 90 yıldır imha, sindirme ve asimilasyon politikaları süregelmektedir.
Çocuklar katırların ardında yürürlerken, özgürlük-özlem şarkılarını dillendiriyorlardı kim bilir. Sivrilmiş sopayla toprağa dürterken içlerinde uygarlık tohumları yeşeriyordu. Yürekleri asi rüzgarlar gibi haykırıyordu. Gençtiler. Hayatın baharında idiler. Çiçek açmasına olanak vermediler. “Bu evrende insanca, özgürce yaşamak bize de nasip olacak mı?” diye düşlüyorlardı kimbilir.
Umut, baharlaşmış yüreklerde, bir fidan gibi yeşerir. Buna olanak bırakmadılar. Umutların başak vermesine imkan tanımadılar. Toptan parçaladılar. Her zerresi bir çalıya yapıştı. Kanlarını toprak emdi. Atılan bombalarla çiçekler tutuştu. Koca gövdeli çınarlar ikiye bölündü. Asit dökülmüşçesine o yöre 40-50 sene yeşermeyecek...
Yeşerseydi umutlar. Tarihe gebe kalırdı yaşam. Doğuracak çocuk barış, sevgi, özgürlük ve özlem olurdu belkide...
Düşler, düşlere giden yollar, puslu dağ başları ve açlıklar vadisini aşmak, puslu yolları yürümek, ateş püskürten demir-yaratıklardan sakınmaki yeraltındaki tuzakları geçmekti gayeleri çocukların... Ne çare, devletin pususuyla öldürüldüler terörist diye...
Çocuklar öldürülüyor. Dört odalı kalbimin orta yerine saplanan keskin hançer yarasıdır acısı. Çocuklar öldürülüyor, ecelsiz, sorgusuz. Çoğu bilmez nedenini. Ama biz biliyoruz: büyümesin diye. Onlara göre: “yılan küçükken öldürülür”. Kimse duymaz ölen çocukların feryatlarını. Başbakan tebessümle “bedelini ödedik. Daha ne istiyorlar” diyebiliyor sadece. Kürt ulusunun düşmanlığı Metataz kaplamış tüm vücutlarını. Kürdün ölümünü gördükçe iştayla sofralarına yumuluyorlar. Anlamadığım husus: çocuklar öldürülürken hangi yüzle kendi çocuklarının yüzüne bakıyorlar sofralarında?
Çocuklar parçalanırken, Demokrasi savunucuları “körebe” oynuyorlardı. Görüp görmezden, işitip duymazdan geliyorlar. Börtüböceğin, suyun, ormanın sesi çocukların iniltilerine eşlik ediyordu sadece. Evrensel İnsan Hakları’nı imzalamış ve Ortadoğu’ya örnek devlet olarak gösterilen, her gün demokrasiyi ağzından düşürmeyen Türkiye devleti de 4-5 ay geçmiş olmasına rağmen, bir tek zanlıye bile soruşturma açmamış.
Zaman mı suçluydu bu çocukların dünyaya gelişinde? Öyle bir zaman ki, insanlar her an kendilerine ihanet ediyor ve her ihanette kendileri olmaktan bir adım daha uzaklaşıyor. Kırık aynaların birer parçaları gibi olunuyor. Annneler, evlat acısıyla kavrulurken, bölgenin 75 Kürt milletvekili de köşeye sinip, gelecek dönemde seçilmesi için sessizli tercih ediyordu.
Siyah ceset torbalara doldurulan çocukların beden parçalarından canlı kalan hücreler, düş kuruyorlardı: yapraklar sararıp solacak, çiçekler kuruyup dökülecek. Ama biliyoruz ki, yine bahar gelecek ve yemyeşil yapraklar patlayıp tomurcuklandıkları yuvalarından çıkaracaklar başlarını. Yine çiçekler açılacak rengarenk ve renkler çocukların yüreklerini nakış nakış işleyecek ve eksik bıraktığımız işleri görecek. Barış içinde bir toplumun yaşaması için fikirler üretip hayata geçirecekler.
elbistanliali@fsmail.net
Roboskîli çocukların umudu nerde?