10 Aralık 1948 günü İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul eden Birleşmiş Milletler (BM), 10-17 Aralık arasını da İnsan Hakları Haftası ilan etti.
10 Aralık, o günden bu yana da tüm dünyada kutlanıyor!
Rengi, dili, dini, düşüncesi, cinsiyeti ve ekonomik kapasitesi ne olursa olsun bütün insanların doğuştan eşit olduklarını vurgulayan, her insanın insan olmaktan kaynaklanan temel hak ve özgürlüklerini dokunulmaz bulan ve yine herkesin siyasi, medeni, ekonomik, sosyal, kültürel haklardan eşit olarak yararlanma hakkı olduğunu duyuran beyanname, ‘dünya insanlığının anayasası‘ anlamına geliyor.
Uygarlığın temel ölçütü olarak kabul görüyor. Günümüzde bir devletin veya milletin ‘uygar‘ mertebesine yükselmesinin yolu insan haklarına saygılı olmasından geçiyor.
Dünya çapında insan hakları bilincini geliştirmek ve insanın temel haklarına saygıyı uluslararası düzeyde sağlamak amacıyla her yıl BM öncülüğünde çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Paneller, seminerler, konferanslar icra ediliyor. Gazetelere haberler ve yazılar gönderiliyor; radyo ve televizyonlarda programlar yapılıyor.
Her ülkenin insan hakları karnesi hazırlanıyor. Ayrıca insan haklarını savunan kimi kişi ve örgütlere plaketler ve ödüller veriliyor.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın bir ucundan diğerine çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Evrensel beyannamenin bu yıl 63’üncü yılı kutlanıyor. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kutlamalarda başı Avrupa çekiyor.
Zira Avrupa kendini insan haklarının, demokratik değerlerin ve özgürlüklerin koruyucusu olarak görüyor. İnsan haklarına ilişkin temel sözleşme ve prensiplerin çoğu da oradan çıkıyor.
 Avrupa, insan hakları, temel hak ve özgürlüklerin deyim yerindeyse şampiyonluğunu yapıyor. Şampiyonluğunu elden de bırakmıyor; bırakacak gibi de görünmüyor!
Kaderin garip cilvesine bakın ki; insan hakları ve özgürlükler şampiyonu Avrupa‘nın ‘göbeği’ olarak adlandırılan Danimarka’da, üstelik de İnsan Hakları Haftası’nda Kürt halkının sesi ve soluğu olan Roj TV de kapatılmak isteniyor!
Kopenhag savcısı uzun süredir bunun çabasını veriyor. Savcının açtığı hukuk dışı davanın bugün son duruşması yapılıyor. Mahkemenin Roj TV‘nin kapatılması yönünde karar verme ihtimali de yüksek görünüyor.
Yıllardır NATO üzerinden Amerika’yla ve Danimarka‘yla kirli pazarlıklar yapan Türk devletinin yaptığı şantajların ve sağladığı ekonomik çıkarların etkili olacağı anlaşılıyor!
Umutsuz değilim ama, bu koşullarda Kopenhag Şehir Mahkemesi‘nin basın özgürlüğünden yana tavır alması zor görünüyor.
Öte yandan Kopenhag Kriterleri’ni biliyorsunuz değil mi? Hani ruhunu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden alan, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve basın özgürlüğü ile azınlık haklarını garanti altına olan bu kriterler!
Medeni (Avrupalı) olmanın ölçütü sayılan kriterler. Avrupa Konseyi 22 Haziran 1993 günü Kopenhag Zirvesi’nde bu kriterleri birliğe girişin temel şartı haline getirmişti.
Kaderin garip cilvesine bakın ki demokrasinin temel unsurlarından biri olan basın özgürlüğüne; haber alma ve yayma özgürlüğüne karşı dava da Kopenhag’ta açılmış bulunuyor!
 Roj TV davası aslında Kopenhag Kriterleri’nin ayaklar altına alınması anlamına geliyor! Türkiye’nin ırkçı zihniyeti çıkar sağlayarak Avrupa’yı da kirletiyor ama, demokrasi ve özgürlükler şampiyonu Avrupa bu utancı görmezden geliyor.
Kaderin garip bir cilvesi daha; Roj TV, Türkiye’de siyasi tutsak sayısının 12 bine ulaştığı, cezaevlerin gazeteciler, yazarlar, milletvekilleri, belediye başkanları ve çocuklarla tıka basa dolduğu bir süreçte kapatılmak isteniyor!
Türkiye tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor; polisin giderek artan baskıları, parti, gazete, dernek kapatmaları, gazeteci-yazar-siyasetçi tutuklamaları, işkence, cezaevlerindeki ölümler, yargısız infazlar, çocuklara verilen cezalar, kadınlara dönük ayrımcı uygulamalar, dinsel ve etnik azınlıklara yönelik ırkçı dayatmalar ve kimyasal silahlı kitlesel katliamlar orta yerde duruyor ama, gelin görün ki, Avrupa bu tabloya değil, kendi ahlaksız çıkarlarına bakıyor!
İnsanlık değerlerini peşkeş çekiyor ve Türkiye halklarının Roj TV‘ye en çok ihtiyaç duyduğu bir süreçte onu kapatmaya çalışıyor.
Tabii, karar ne yönde çıkarsa çıksın; özgür basın geleneğinin yoluna devam edeceği de biliniyor.
Kapatma kararı verilirse Danimarka ve Avrupa bunun utancını sonsuza dek taşıyacaktır ancak, Kürt halkının haklı kavgasını her açıdan tamamlayan, halkın sesi ve soluğu olduğu kadar ulusal-demokratik kimliğinin oluşumunu da sağlayan özgür basın geleneğinden yeni bir televizyon ortaya çıkacak ve bayrağı devralacaktır.
Karar ne olursa olsun Kürt halkının haklı mücadelesi ve dünya insanlığının demokratik birikimi sayesinde gerçekler bir daha asla karanlıkta kalmayacaktır.