BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, Türkiye toplumunun bir bütün olarak çözüme hazır olduğunu belirterek, "Bize karşı yürütülen bu kadar ırkçı, ayrımcı, kışkırtıcı siyasete rağmen biz biliyoruz ki toplumun hafızasında derin bir ayrımcılık yoktur. Herkes demokrasiye çözüme odaklanmış ve bu noktada BDP'nin ne kadar güçlü bir siyaset yürüttüğünün farkındadır" dedi. Yapılan yasal düzenlemeye rağmen hasta tutsakların serbest bırakılmamasına tepki gösteren Kışanak, Hükümet ve Adalet Bakanlığı'nın derhal olaya el atması gerektiğini kaydetti.

Kışanak, dünkü BDP Grup Toplantısı'nda gündemdeki konuları değerlendirdi. Kışanak, konuşmasına bir hafta içinde çeşitli çevrelerle yaptıkları toplantılara değinerek başladı. DÖKH'ün 9-10 Nisan tarihlerinde Amed'de bir toplantı gerçekleştirdiğini hatırlatan Kışanak, Kürt kadınlarının kadın özgürlük mücadelesi ve demokratikleşme mücadelesini bu toplantıda değerlendirdiğini ve önemli kararlar aldığını söyledi. Kışanak, "Biz kadınlar kendimizi demokratik kurtuluş sürecinin en dinamik gücü olarak tanımladık. Biz açıkça yeni sürecin öncü gücü olmaya, demokratikleşme konusunda en güçlü adımların atılması konusunda mücadelemizi yükseltme kararı verdik. Tüm kadınları bu mücadeleye destek vermeye çağırıyoruz" dedi. DÖKH ve Türkiye kadın hareketinin ortak toplantılar yaptığına da değinen Kışanak, "Türkiye'deki kadınları özgür bir gelecek demokratik bir yaşam, örgütlü bir toplum yaratma konusunda kararlı ve mücadeleci olmaya davet ediyorum" diye konuştu.

Koruculuğun kaldırılması

İstanbul'da Doğu-Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu'nun toplantısına da katıldıklarını hatırlatan Kışanak, Platform bünyesindeki yöre derneklerinin büyük bölümünün köyleri yakılan yıkılan yurttaşların girişimleri sonucu oluşturulduğunu ifade etti. Kışanak, yaptıkları toplantıdan da kimi aktarımlarda bulunarak şöyle konuştu: "Biz bu ülkenin her iki yakasını da çok iyi biliyoruz. Köprü olabiliriz, ön açıcı bir rol oynayabiliriz diye kendilerine sorumluluk ve görev yüklediler. Tam da olması gereken budur. Demokrasi, barış, çözüm, özgürlük isteyen herkes kendisini doğrudan görevli kılmalıdır. Ve yapabileceklerini açığa çıkarabilmek için yoğun tartışmalar yürütmelidir. Savaşın travmalarının hala çok canlı olduğunu gördük. Özellikle koruculuk konusunda herkes gerillanın çekilmesini konuşuyor, silahların devreden çıkmasını konuşuyor, neden kimse koruculuğun da kaldırılması gerektiğini konuşmuyor diye çokça sitem ve eleştiri duyduk. Çok haklı bir eleştiri. Bu konuda BDP olarak Meclis'e bir yasa teklifi verdik bir an önce Parlamento'nun bunu gündemine almasını bekliyoruz." 


AKP'nin dili
Kışanak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Yöre derneklerinin temsilcileri AKP'ye net mesajlar verdiler. AKP'nin artık öteleyen, oyalayan bir tavırdan vazgeçmesi gerektiğini net bir dille ifade ettiler. Yine dil ve üslup konusunda çok çarpıcı uyarılarda bulundular. Şunu söyledi bazı dernek temsilcileri: AKP bize gerici, otoriter, faşist demeyin, diyor ama kendisi her gün bize ve çocuklarımıza terörist diyor. Meclis'e verilen önergede terörist diyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Eğer dilden başlayacaksa herşey AKP'nin de Başbakan'ın da diline dikkat etmesi ve Kürt sorununun adını koyması gerekir, dediler."

Türkiye toplumu hazır

İstanbul'da seçmenleri olmayan vatandaşlarla sohbet ettiğini belirten Kışanak, şunları savundu: "Bu sohbetler gösterdi ki Türkiye toplumu bir bütün olarak çözüme hazır. Bize karşı yürütülen bu kadar ırkçı ayrımcı kışkırtıcı siyasete rağmen biz biliyoruz ki toplumun hafızasında derin bir ayrımcılık yoktur. Herkes demokrasiye çözüme odaklanmış ve bu noktada BDP'nin ne kadar güçlü bir siyaset yürüttüğünün farkındalar, destek sunuyorlar. Bu temaslar umutlu olmamızda ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Görev ve sorumluluklarımızın da ne kadar ağır olduğunu bize hissettiriyor. Tüm Türkiye'de barışın demokrasinin temsili olarak güçlü bir şekilde bu sürece destek sunacağız. Biz hazır olursak bunun imkanlarını yaratırsak toplumun buna hazır olduğunu görmekten de büyük memnuniyet duyuyorum."

Kürtlere yönelik katliamlar

14 Nisan'ın Enfal'ın yıldönümü olduğunu hatırlatan Kışanak, "14 Nisan Kürtlerin tarihinde önemli bir acıya işaret eden bir tarih. Güney Kürdistan'da yaşanan Enfal katliamının yıldönümü. Enfal katliamı en uzun süreli soykırım operasyonunun adıdır. Enfal, aslında 1985'te Barzan bölgesinde bir gecede 10 ve 70 yaş arasında yaklaşık 8 bin erkek toplatılıp katledildi. Irak çöllerinde katledildi. Kadınlar Musul'da zorunlu göçe tabi tutuldu, ardından bu katliamcı mantık devam etti. Resmi olarak da 1986-1989 tarihleri arasında Enfal yapıldı. Yaklaşık 180 bin kişi öldürüldü. 4 bin köy yerle bir edildi. Adeta bir bölge tarihten silinmek istendi. Büyük bir soykırım yaşandı. Enfal katliamında yaşamını yitirenleri saygı ile anıyorum" diye konuştu.

Katliam tehdidi sürüyor

Bir bütün olarak 20. yüzyılda Kürtlerin tarihinin isyanlar ve katliamlar tarihi olduğunu anımsatan Kışanak, şöyle devam etti: "Dersim, Şêx Said, Ağrı, Enfal, Halepçe, Mahabad, Qamişlo… Kürtler yaşadıkları her yerde büyük katliamlar yaşadılar. Ne acıdır ki bu katliamın yıldönümünde Kürtler hala yeni katliamcı zihniyetlerle mücadele etmekle karşı karşıyadırlar. 14 Nisan yıldönümünde Rojava'da Kürt köylerine yönelik bombardımanlar devam ediyor. Halep bombardıman altında tutuluyor. Hala Kürt halkı katliam tehdidi altındadır. Bir varlık mücadelesi sürdürmekle karşı karşıyadır. Bu nedenle Türkiye'deki Kürt sorununun çözümü Ortadoğu'da demokratik bir geleceğin inşa edilmesi konusunda önemli olacaktır. Biz içinde bulunduğumuz süreci aynı zamanda tüm Ortadoğu'da halkların yan yana eşit koşullarda yaşadığı bir mücadele olarak görüyoruz. Zaten Amed Newrozu'nda Sayın Öcalan'ın yayınladığı deklarasyon ve barış metni de bunu ilan ediyordu. Ben bu çağrının tüm Ortadoğu'da karşılık bulması için hepimizin daha fazla çaba sarf etmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Özellikle Rojava'da bugün yaşanan sürecin artık demokratik bir Suriye'nin inşası aşamasına götürmesi için hepimizin katkı sunması gerekir."

Rojava'ya yardımlar

Qamişlo'dan gelen sivil heyetlerle de görüşmeler gerçekleştirdiklerin kaydeden Kışanak, "Suriye'de yaşanan bu kaostan dolayı Rojava en büyük mülteci kampı haline gelmiştir. Türkiye'ye, Lübnan'a, başka ülkelere gidenlerin toplam sayısından daha fazla insan Suriye Kürdistan'ı bölgesine gitmiştir. En büyük mülteci kampı Qamişlo olmuştur. Qamişlo'nun nüfusu bir milyonu aşmıştır. Artık yaşamsal ihtiyaçlar konusunda sıkıntı yaşıyorlar. İçme suyu sıkıntısı var. Elektrikler yok, motorlar yok, evlere içme suyu verilmiyor. Var olan kuyularda klorlama yapılamıyor. Türkiye'de insani yardım resmi olarak götürülmediği, sınırlar açılmadığı için ciddi anlamda ihtiyaçlar var. En büyük sıkıntı da aşılardır. Bunun için de Bakanlığın resmi izni gerekiyor. Ama Bakanlık izin vermemiş. Salgın hastalıklar var, ne uluslararası kurumlar ne de Türkiye'nin resmi yardımları ulaşmıyor. Tüm Türkiye halkına Rojava'da yaşanan bu duruma karşı daha fazla duyarlı olma çağrısında bulunuyorum. Yine Hükümet de artık yapması gerekenleri yapmalı. Aşı, ilaç, su ve elektrik ihtiyacının karşılanması konusunda hükümet artık daha olumlu bir tutum içinde olmalı" şeklinde konuştu. 

Hasta tutsaklar bırakılsın

3. Yargı Paketi ile birlikte hasta tutsakların serbest bırakılmasına izin veren yasaya ilişkin de konuşan Kışanak, "Yasa çıktığından bugüne kadar bu yasadan yararlanan hasta tutuklu veya hükümlü sayısı bir elin parmakları kadar. Bu konuda 4 ay boyunca cezaevinde ölümle pençeleşen insanların serbest bırakılmaması büyük bir problemdir. Hükümet ve Adalet Bakanı'nın da gündeminde olması gerekiyor. İnsan hakları örgütlerinin verilerine göre 313 hasta tutuklu ve hükümlü var. Bunlardan 122'si ölümle pençeleşiyor. Hasta tutsaklar serbest bırakılmalıdır" dedi.
14 Nisan 2009 tarihinde Türkiye'de Kürt siyasetçilere karşı başlatılan siyasi soykırıma da değinen Kışanak, "Hala binlerce arkadaşımız cezaevinde tutsak. Siyasi bir operasyonla tutuklandılar ve bu operasyonun yarattığı toplumsal tepkiye karşılık şimdilik yer yer geçici olarak tahliyeler var; ancak binlerce arkadaşımız hala tutsaktır. Acil olarak TMK denen ceberut yasanın ortadan kaldırılması gerekiyor. Cezaevlerinin kapısı açılmalı, tüm siyasi tutsaklar özgürlüklerine kavuşmalı. Milletvekillerimiz Parlamento'daki görevleri başına belediye başkanlarımızın görevleri başına gitmesini istiyoruz" diye konuştu. 


Hazine yardımı
Kışanak, son olarak son 10 yılda AKP, CHP ve MHP'nin Hazine'den aldığı para yardımına değindi. Kışanak, "AKP, MHP ve CHP inanılmaz derecede yüksek miktarlarda Hazine yardımı aldılar 10 yıl içinde. Maliye Bakanlığı'nın verilerine göre; AKP 768 milyon lira hazine yardımı almıştır. CHP 390 milyon lira, MHP 234 milyon lira hazine yardımı almıştır. 10 yıl içerisinde milyonlarca lira bu ülkenin tüm yurttaşlarından vergi olarak paradan pay olarak AKP, MHP ve CHP'ye verilmiştir. Ama bu ülkede mücadele eden birçok siyasi parti var, bunların tamamı bu Hazine yardımından mahrum edilmiştir. 2 dönemdir Parlamento'da grubu bulunan bir parti olmamıza rağmen bir tek kuruş bile Hazine yardımı alamadık. Umuyoruz ki bu önümüzdeki süreçte artık zaman geçirmeden bu haksızlığa da son verilir" dedi. 

ANKARA