Suriye halkları, Esad rejimi diktarörlüğünün yanı sıra, hiç bir talep ve sözü dinlemeyerek, daha çok ülkeyi kendi çıkarları için bir savaş meydanına çevirmiş dış müdahalelerin altında eziliyor. Yabancı güçler bir birine karşı olan çıkarlarını Suriye’deki insanların sırtında kavgaya dönüştürerek, insanları bir birine karşı mevzilendiriyorlar. Bu mevcut Suriye’nin trajedisidir.

Çatışmalardan parçalanmış Suriye’nin kuzeyinde, ağırlıkta Kürtlerin yaşadığı bölge, kendisini Rojava olarak tanımlıyor. Kürtlerin yanı sıra orada farklı halklar yaşıyor. Suriye’nin içlerinden ve diğer bölgelerinden gelen mülteciler, -mevcut sayıları 1,2 Milyonu buluyor - kendilerini orada güvence altına aldılar, çünkü Rojava kendisini diğer genel çatışmaların dışında tutmaya çalışıyor. Rojava kendisini Suriye içerisinde özerk bir bölge olarak ilan etti ve aynı zamanda tüm “bölücülük” iddalarını kesinlikle reddediyor.
Rojava aynı zamanda kültürel ve dini bir çoğulculuğun benzersiz bir örneğidir. Suriyeli müsliman Araplar, Êzîdîler, Asuriler, Ortadoks Hıristiyanlar ve Çerkesler gibi dinsel-kültürel toplulululaklar orada yaşıyor ve temsil ediliyorlar. Fakat tabi oradaki azınlıklar, Kürt çoğunluğun boyunduruğu altında değil, tersine tüm haklar eşit haklara sahip olabilecekler. Bu süre içerisinde, kendi kendini yönetme oluşumlarını ve örgütsel yapılarını ve bir meclis oluşturdular. Kadınlar ile erkeklerin eşitliği sağlanıyor. Kadınlar birçok siyasi karar merciinde görev üstlendiler.
Elbette propagandası yapılan hedefler halen mutlak gerçekleştirilmiş değildir. Gelenekler bugünden yarına aşılmaz, dolayısıyla demokrasi önce bilince çıkarılması gerekiyor. Avrupalı toplumlar bunun ne kadar zor ama temel bir ihtiyaç olduğunu kendi tarihi tecrübelerinden bilirler.
Fakat Rojava projesi şimdilik tehlike altındadır. Türkiye’den ve Türkiye’nin desteği ile islamist gruplar (DAİŞ ve Cephat Al Nusra) özerk bölgeye karşı savaşıyorlar. Bu gruplar bir şeriat devleti oluşturmak istiyor. Türkiye ayrıca sınırlarını önemli geçiş pazarı için kapalı tutuyor. Ankara hala Kürtler ile barışını sağlamış değil. Irak’ın Kürt bölgesinden de, oradaki iç hesaplardan kaynaklı neredeyse hiç bir yardım gelmiyor ve hatta engelleniyor.
Verilen savunma mücadelesine karşı islamist grupların saldırıları sonucu birçok yerleşim yeri zarar gördü, üretim süreçleri ve yeniden yapılandırma çalışmaları engellendi. Önemli ilaçlar tükenmiş durumda. Aşıldığına inanılan hastalıklar tekrar gün yüzüne çıkıyor. Temel beslenme ihtiyaçları, mültecileri sıcak tutabilecek elbiseler, barınma yerlerini ısıtacak yakıt bulunmuyor. Aciliyet arz eden durum kendisini daha da hissetiriyor. Rojava’ya yardım etmenin, ki benim altını çizerek yaptığım çağrı, sadece insani bir arkda planı yok, aynı zamanda siyaseten de önemlidir. Özerk bölge, kendisini demokratik bir örgütlülük modeli olarak, gelecekte, olası fedaral ve çok uluslu bir Suriye’nin temel taşını ifade etmektedir. Bu büyük ama kabuledilir bir taleptir. Yabancı çıkarlar tarafından bir birini boğazlamaya karşı, Suriye bütünlüğü temelinde gelecekte olası tartışmalara, Suriye toplumu ve onun gelecekteki siyasi örgütlenmesini nasıl olacağını içermektedir. Acaba diyorum, Suriye’nin diğer bölgeleri aynı amaçlar temelinde kendisini örgütleyemez ve kendi alaralında barış anlaşmaları oluşturup, ortak çalışma sağlanmalarını düşünemezlermi. Belki o zaman teleplerin en başında, Esad Rejiminin yıkılması talebi olmasına gerek kalmaz. Örneğin birlikte yaşama koşulları düşünülemez mi? Dışardan güçlerin böylesi bir koşulu desteklemeleri düşünülemez mi? Tabandan geliştirilerek kazanılacak bir barış ve geliştirilecek eşgüdümlü inşaanın sağlanması mümkün değil mi acaba?
Peki bu ülkelerde daha önce farklı halk ve inaçlarlara mensup insanlar toleranslı bir ortak yaşamları yok muydu? Dışardan dayatmalar ile oluşturulmak istenilen düşmanlıklarlar, geçmişin deneyimlerine dayalı aşılamız mı? Kendimize hayal kurmayalım, bu zorlu bir görev ve kolay olmayan bir yoldur. Peki ama iyi olanı nerededir? Bir tarafın diğerine karşı kazanmış olduğu bir zafer, bir barışmayı doğurmayıp, hatta bir sonraki savaşın koşullarını yaratacaktır.
Toparlarsam, Rojava projesi desteklenmeli ama eleştirisel de takip edilmelidir. Çünkü çizilen çerçevede başarıya ulaşıp ulaşmayacağını bilmiyoruz. Bu yolda zorlukları ortadan kaldırmak için baskılara ve şiddete başvurma yönteminin  olasılığı büyüktür. Yinede, Alman hükümetine yapacağımız baskı ile zaruri ihtiyaçların azami ölçüde karşılanmasını ve olup bitenleri doğru temelde kamuoyuna duyarmak, -ve gerçekten bir kez daha tekrarlıyorum- olası yanlış gelişmeleri de eleştirerek, bu deneyi desteklememiz gerekiyor. Dayanışma hiç bir zaman koşulsuz onaylamak değil, aynı zamanda dayanışmacı eleştiridir de. Fakat Almanya’da öncelikle yapmamız gerekenler, Rojava’daki başarılı gelişmelere katkı sağlamak için ödevlerimizi yapmamızdır.
***
Prof. Dr. Andreas Buro kimdir:
1928 Berlin doğumlu Buro, 1950’lerden bu yana Batı Avrupa ve Almanya Barış Hareketi’nin etkili isimlerindendir. Siyasal bilimci olan Buro,1980’lerden sonra uzun yıllar Frankfurt Goethe-Üniversitesinde uluslararası politika konusunda eğitim görevlisiydi. Aachener Friedenspreis ve Göttinger Friedenspreis gibi barış ödüllerini alan Buro, aynı zamanda Temelhaklar ve Demokrasi Komitesi (Komitees für Grundrechte und Demokratie) kuruyucularından ve Dialogkreis kordinatörüdür.
Çeviri: Devriş Çimen