***
Bölgede savaşan güçleri şöyle tanımlayabiliriz: varlığını devam ettirebilmek için tam anlamıyla bir ölüm kalım savaşına girmiş olan eski dünya savunucuları ile Kuzey Kürdistan’dan doğan Kürt Özgürlük Hareketi’nin Rojava’da ete kemiğe bürünmüş hali olan yeni dünya arasındaki çatışma. Elbette eski tarihsel çağların kapanıp yeni çağların açıldığı dönüşüm aşamalarında da olduğu gibi bu çatışma da kanlı ve amansız olmaktadır.
Fakat tarih, yaşama yeni şeyler katma yeteneğini kaybetmiş, ölmekte olanı değil, yeni yeşermekte olanı besler kucağında. 'Rojava’ artık tarihin, yani tarihi gerçekleştiren insanlığın besleyip büyüteceği yeni’nin bir diğer adıdır. Yani 'Rojava’ dünü değil yarını tanımlayan sözcüklerle anlamdaş, gelecek ile kardeş bir sözcüktür artık.
Ve bugün sömürgeci, sömürücü, eski sistem kasapları, kanlı saltanatlarını koruyabilmek için tarihin çocuğunu bebekken boğmaya yönelmişlerdir. Ama artık tarih diyecektir ki, Rojava kendi küllerinden yeniden doğan Kürt halkının, bu genetikle yoğurduğu bir volantirist geleneğin de adıdır. O geleneğin yıkılması mümkün değildir, zira arkasında özgürlük umutlarını onda gören bütün halklar vardır ve var olacaklardır.
***
Her ne kadar yaygın olarak "barış süreci" olarak adlandırılan süreç için devlet tarafından atılmış somut bir adım henüz yoksa da, PKK ilk aşama için üstlendiği sorumlulukların bütününü yerine getirmiş ve sürecin başarıyla sonlandırılmasına yönelik kararlığını sürdürmektedir. Bu durum, Anadolu-Mezopotamya topraklarında yaşayan halkların ve farklı inanç gruplarının bütününde umutla güçlenen sıcak bir ilgi yarattı. Avrupa Barış ve Demokrasi Konferansı’na katılan halk ve inanç gruplarının her biri gelecekte kalıcı olabilecek bir barış için kendi istemlerini yüksek bir sesle dile getirdiler. Her yer de bir Rojava Baharı’nın esintisi vardı.
Konferans’a katılan Çerkes-Adige halkının istemleri de öz olarak diğer halkların istemleriyle büyük oranda aynılaşıyordu. Bunu anlamak elbette zor değildi. Çünkü hepsi geçmişte Osmanlı ve sonrasında İttihat-Terakki kalıntısı Cumhuriyet yıllarında aynı zulümlerden geçmiş, aynı katliamlara karşı direnmiş, aynı acıları yaşamışlardı. Ve öz topraklarında yaşam olanaklarını bütünüyle kaybeden "kılıç artıkları", yaşamlarını ancak sürgünlerde sürdürebilir konuma düşürülmüşlerdir. Ve bugün hepsi halkların kardeşliği ve birlikte yaşam sloganı ile el ele, sırt sırta vererek geleceği birlikte kurmak için aynı kulvara koşuyorlar, birlikte yürümek için.
Avrupalı Demokratik Çerkesler İnisiyatifi Eş Başkanı Adige Gubshisecher, Konferans’a yazılı olarak sunulan bildirisinde bu kardeşlik duygusunu ve barış ve demokratikleşme sürecinden beklenti ve istemlerini şöyle dillendiriyordu:
"Adige (Çerkes) halkı, kendi kimliğinin ve kültürünün de kabul edildiği ve bütün toplulukların da kendi çeşitlilikleriyle barış ve huzur içinde yaşayacağı demokratik bir devlet düzenini istemektedir.
Bundan hareketle, başlatılan bu barış sürecini destekliyor ve Kürt halkının da kendi özgürlüğüne kavuşmasını gönülden istiyoruz. Tarihte birçok halk gibi, Çerkes-Adige halkı da büyük zulümlere ve asimilasyona uğramıştır, uğramaya devam etmektedir. Türkiye sathında taleplerimizi özetle söylemek gerekirse:
1- Adige - Çerkes kimliği ve kültürü tanınmalı ve kolektif bir topluluk olarak varlığı anayasal güvence altına alınmalıdır
2- Çarpıtılan bütün tarihsel gerçekler resmen ışığa çıkarılmalı ve devlet bu yanlışından dolayı Adige - Çerkes halkından özür dilemelidir
3- Değiştirilen Çerkes köylerin isimleri iade edilmelidir
4- Çerkes çocukların kendi ana dilinde eğitim görme olanağı tanınmalıdır.
5- Devlet yayın organlarında Çerkes dilinde yayın yapılmalıdır ve özel kanaların açılması önünde yasal engeller kaldırılmalıdır
6- Tarihte yapılan haksızlıkların ve verilen maddi zararların karşılığında Çerkes dilini ve kültürünü yaşatmak için devlet bütçesinden bir fon ayrılmalıdır.
Bütün halkların ve toplulukların özgürce yaşayacağı bir ortamın, mücadeleyle yaratılacağı umut ve kararlılığıyla…"
***
İşte, Rojava bu istemlerin ete kemiğe bürünmesi için başlatılan zorlu yürüyüşün adıdır. Bu nedenle Rojava sadece Kürtlerin değil, Anadolu-Mezopotamya halklarının bütün renklerinin ortak bahçesidir. Bu bilinçle korunacaktır Rojava, bütün renkleri kan kırmızısıyla boyamaya çalışan kumdan şatoların ölümlü egemenlerinin zulmünden. Evet Rojava hangi renkten olursa olsun, özgürleşmiş insanın ortak adıdır.
Rojava Çağı
Rojava’da Kürt Yüksek Konseyi üyesi İsa Huso’nun bir bombalı saldırı eylemiyle öldürülmesi, sadece Kürtler için değil, bölge halklarının bütünü için büyük bir kayıp oldu. Bütün halkların, dünya demokrasi ve özgürlük güçlerinin başı sağ olsun. Ama inanıyoruz ki onların büyük bedeller vererek açtıkları Rojava Çağı, artık tarihte önemine uygun bir biçimde yerini almıştır. Bütün Rojava halkı toptan ortadan kaldırılsa da, Komünist Manifesto’da egemen sınıfların, yeni bir dünya projesi olan Komünizm’e yönelik korkularını anlatmak için kullanılan giriş cümlesini biraz değiştirerek söyleyecek olursak: "Dünya üzerinde bir hayalet geziyor: Rojava Hayaleti."