Rojava’da kıyasıya bir savaş sürüyor. Savaşın en çok şiddetlendiği alan ise şimdilik Kobanê’dir. Savaş sanıldığı gibi bildik bir savaş ve kavga değildir. Bu savaş esasta karşı karşıya iki zihniyet arasında gelişen savaş ve kavgadır.
Dışarıdan bakıldığında; İslam maskesi takan fakat İslamiyet ile hiçbir alakası olmayan gerici-faşizan çete yapılar ve bölgenin köhnemiş, iktidarcı ve sömürgeci güçlerinin Özgürlükçü Kürtlere karşı savaşı gibi görünmektedir. Bu bir yere kadar doğrudur da.
Özgürlüğüne düşkün Kürt ya da Kürt Özgürlük Hareketi inandığı değerlere sonuna kadar bağlı kalan bir güç olarak, tek de kalsa, zorda da olsa, geri adım atmayarak, kim olursa olsun, haksızlıklara karşı ilk çıkışından bu yana karşı durmuş, kavga etmekten geri durmamıştır.
DAİŞ denilen çete yapıların da bu toprakların adeta ne kadar faşizan, insanlık düşmanı gerilikleri varsa, hepsinin toplamı olarak hareket ettiği bir gerçektir. Yine DAİŞ’in yanında, hatta çoğu zaman onlara akıl veren, destek sunan, silah ve para vermenin yanı sıra, bizatihi arkasında durarak günlük olarak moral veren bölgenin en geri ve muhafazakâr faşist yapıların da olduğu bir gerçek. Suudi, Katar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kesinlikle böyle olan devletlerdir.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi dışarıda süren savaş böyle görülmektedir. Ancak bu savaşın sadece görünen yönü olduğunu, esasta bu savaşın daha derin başka boyutlarının bulunduğu gerçeğidir.
Bu savaşın diğer boyut ve gerçekleri nedir?  Gerçek şu ki, iki farklı zihniyet karşı karşıyadır. Biri; insanlığın ilk hafızası ve zihniyeti, diğeri ise bozulmuş insanlığın hafızası ve zihniyetidir. Biri Neolitik toplum diye bilinen insanlığın; komünal, halkçı, adaleti ve eşitliği esas alan zihniyeti, diğeri ise devletin ilk oluşumuna kadar giden; iktidarcı, devletçi, tahakkümcü ve esasta talana, vurmaya, yıkmaya, çalmaya, ezmeye, baskıya, katletmeye, sürmeye dayanan egemenlerin zihniyetidir.
Evet, iki farklı zihniyet karşı karşıyadır. Biri kadın eksenli olan zihniyettir, diğeri ise egemenlikçi olan erkek zihniyetidir. Biri insanlığın ilk oluşumunu esas alırken, diğeri insanlığın bozulan yanlarını temsil ediyor. Biri sadeliği, dürüstlüğü, paylaşım ve sevgiyi esas alırken, diğeri yalanı, dolanı, sahtekarlığı, tekçiliği ve karşıtlaştırmayı yani düşmanlığı esas alıyor.
Bu perspektifle bugün Rojava’ya baktığımızda olup biteni  daha iyi anlayıp ve çözümleyebiliriz. Bu bakışla bakıldığında, kadın eksenli düşünüp yaşayan bir avuç insanın nasıl olup da tüm imkansızlıklara rağmen, adeta canlarını dişlerine takarak direndiklerini daha iyi anlayabiliriz. Kadın eksenli bir zihniyete sahip olanların zihniyet yapılarında teslimiyet yoktur. Doğru ve güzel olan yaşama inananların şartlar ne olursa olsun asla ama asla bu doğrulardan vazgeçmeyecekleri aşikardır. Böyle düşünenlerin direnmek için çok fazla nedenleri ve gerekçeleri vardır. Her şeyden önce böyle düşünenler onurları için savaşırlar. Değerlerine bağlıdırlar. Haksızlıklara karşıdırlar. Kadına el uzatılan yerde asla duramazlar. Halkların kıyımlarına karşı sessiz kalamazlar. Tecavüz kültürüne, alım-satım kültürüne asla tahammül edemezler. Böyle olanlar doğası gereği direnişçi olurlar. Tek de kalsalar, tek de olsalar direnişten vazgeçmezler. Çünkü böyle düşünenlerin en çok güvendikleri bir; kendileridir, iki; kendi halkıdır, üç; bu coğrafyanın halklarıdır, dört; tüm renkler ve inançlardır ve uluslararası enternasyonal hareket ve dostlardır. Ve ezilen tüm insanlık ve insanlardır. Bunun içindir ki böyle olanlar -yani kadın eksenli düşünen ve yaşayanların -moralleri asla düşmez. Umutları sonsuzdur. Umudun olmadığı yerde bile gerektiğinde kendilerini umut olur, umut yaratırlar.
Bu onurlu duruşa karşı devletçi ve iktidarcı cephenin duruşu da vardır. Bu zihniyet aynı zamanda faşizan ve insanlık karşıtı eylemin temsilcilğini yapar. İktidarı için her şeyi mubah görür. Onun için baş kesiyorlar, onun için  tecavüz ediyorlar, onun için hiçbir insanlık değeri tanımıyor, her yere saldırarak, tüm dini inanç merkezlerini yakıp-yıkıyorlar. Bu faşizanlıklar karşısında sarsılmıyor, çekirge sürüleri gibi her yere aralıksız saldırıyorlar.
Kürt halkına karşı savaşan bu zihniyet ile Türk devletinin Kürt düşmanlığında birleşiyor. Bu nedenle Türk devletinden her türlü desteği görüyor. Türk devletinin bu çetelerle işbirliği her geçen gün daha çok deşifre oluyor. Bu nedenle Türk devleti ve onun zihniyet yapısının izdüşümü olan AKP Kürt halkına ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne karşı saldırganlığının dozunu arttırıyor. Bu nedenle onlarca Kürt katlediliyor ve Kürt halkının DAİŞ çeteleri eliyle de katlledilmesi için hiçbir şey esirgenmiyor.
Özetle, Ortadoğu’da insanlığın köklü değerlerini temsil eden zihniyet ve buna karşı savaşan karanlık yapı için şuna karar verme zamanıdır; Rojava’daki savaşta insanlığın değerlerini temsil eden kadın eksenli zihniyetin yanında mı yerimizi alacağız, yoksa insanlığın yüz karası faşist zihniyetin yanında mı yer alacağız? Bunun yanıtı ara yerde durmaya, çekimser tutumlar sergilemeye müsade etmiyor. Cevabı çok net ve bu cevap insanlığa karşı tutumuzu ortaya koyuyor.